| İÇİNDEKİLER:
I — Cümhurreisimiz İsmet İnönünün nutku
» 2 , . < rnileie beyannamesi Ş 4 ş 3 : . * orduya taziyesi e m 4 — Dünya Matbuat mümessilleri heyeti a e 5 — İsmet İnönünün göz yaşları . . . . . Abidin Daver 6 — Orhon kilâbelerinden. . . . . . . A.U. Flöve e 3 Namdar Pi Kâlalay 8 — Dil meselesine dair birkaç söz . . » . Doktor Şemsettin Dora 9. Halkevleri - 19 şubat münasebetile < . Fabir Kommaa M.Emin Ölgener 11 — Bursanın Türk Tababetinde veri. «Nazım Yücelt 12 — Resim. RE om a vw ww. « «Kenan özbel niyantakşamları (Şir). © © - NizaizN ki böcekçiliği » Tali Yetmen İS lüdayda savaş Geta iğ Lâmü Çelebi 16 — Cümhuriyet yıllarında zaman ve vasıtanın rolü — turizim . .- . . Musa Alaş 17. Atletizim a a RE - Haydar Tolun 18 — Geçmiş zamanlarda Bursa . - « H. Turhan Dağlıoğlu 19 — Şer'i Mahkeme Sicilleri ? Elm | 20 — Halkevleri çalışmaları Ç . e GE
——————-—————-——-------------
—
Halkevi Neşriyat Komitesi tarafından çıkarılır.
Cümhurreisimiz Milli Şef İsmet İnönü
Sayı: 20 Şubat 1939
ULUDAĞ
— Bursa Halkevi. Dergisi
Cümhurreisimiz İsmet İnönünün nutku
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Reisicümkur Atatürkün büyük kayıbının ertesi günü, 11 ikinci teşrin 1938, saat 1l de yaptığı ilk celsede 348 reyle, ve mevcut azanın ittifakile İsmet İnönünü Cümhurreisliğine seçti. Sayın İnönü, Meelisin, ogün saat 12,10 da yaptığı ikinci celsede riyaset kür- süsüne gelerek teşkilâtı esasiyedeki metni tek- rarla yemin etmiş, ve şu nutku söylemişlerdir :
“ — Büyük Türk milletinin muhterem vekilleri;
Arkadaşlığınızla müftehir olan, şerefli vazifenizde kendi nefsi için bahtiyarlık bulan bu arkadaşınıza devletin en yüksek vazifesini tevdi etmek teveccühünü gösterdiniz. Sizlere şimdiden çok samimi şükranımı takdim ederim.
Omuzlarımda hissettiğim ağır vazifeyi ifa ederken, tek istinadım, büyük Türk milletinin itimadı, ve bunün, sizin yardımınızla ve sizin dilinizden ifadesi olacektır.
Bu anda Atatürkün hatırası, teselli bulmaz acılarla dolu olan kalbimizin aziz timsalidir. Atatürkün fevkalâde hizmet.
2 ULUDAĞ
lerini, bugünkü Türk Devletinin bünyesinde team ve temiz eserler olarak tecessüm etmiş görüyoruz. Kadir bilen ve büyük evlât yetiştiren milletimizin yüreğinde, Kemal Atatük adı, sevgi ve hürmet içinde ebedi olarak yaşayacaktır. Şükran ve tâzim hislerimi söylemeğe çalışan sözlerimin, sizin muhabbet ve takdir duygularımızı da aksettirdiğine eminim.
Muhterem arkadaşlar; devlet ve milletimizin, insaniyet ve medeniyetin asil hedeflerine doğru durmadan ilerleyip yükseleceğine kat'i inancım vardır
Büyük ve kahraman bir milletin hizmetinde bulunuyoruz: Türk vatanının bölünmez, hiçbir tecavüze tahammül etmez, hiçbir zor karşısında milli haklarından vaz geçmez mahiyeti, her zamandan ziyade taze ve canlıdır.
Türk milleti devlet kurmak, vatan kurmak kudretinde, kendi cevherindeki kıymet ve faziletlere istinat eden yapıcı bir millettir.
Sulh ve terakki yoluna bütün gayretlerini asil bir surette vakfetmiş olan milletimiz mecbur olursa, kendisi ve şanlı ordusu, geçmiş kahramanların hayranlığını celbedecek yeni kahramanlarla dolu olan fedakâr göğsünü en parlak zafer- lerle süslemeğe hazırdır.
Türk milletini az zamanda büyük bir medeniyet seviye- sine yükseltmiş, Türk milletine en kısa yoldan temiz cemi- yet hayatını, feyizli terakki yollarını açmış olen inkılâplar, kalp ve vicdanımızın en aziz varlıklarıdır.
Arkadaşlarım;
Millet hizmetinde vazifelerin iyi ifa olunmasını emel edinmek başlıca kaygımızdır.
Sükün, istikrar ve emniyet içinde çalışmaktan başka arzusu olmayan milletimizi anarşiden ve cebirden uzak, bütün vatandaşlar için müsavi bir emniyet havası içinde bulundurmayı, Cümhuriyetin en kıymetli nimeti biliyoruz.
ULUDAĞ 3 Vatandaşlar arasında muhabbeti genişletmek, ve derin- leştirmeyi, en şerefli vazife sayıyoruz. Arkadaşlar; Türk milletinin en feyizli hazinesi: Büyük Millet Mecli- sidir. Geçmişte büyük zorlukları yenmiş olan Türkiye Büyük
Millet Meclisi, gelecekte de büyük saadetlerin, zafer ve mu- vaffakiyetlerin başlıca kaynağı olacaktır.
—au— —
Gümhurreisimizin millete beyannamesi
Reisicümhur İnönü, Büyük Ölüiçin Türk mil- letinin gösterdiği yüksek heyecan ve hürmeti, cenaze töreni günü akşamı aşağıdaki beyanatiyle ifade etmiştir:
Büyük Türk milletine:
Bütün ömrünü hizmetine vakfettiği sevgili milletinin ih- tiram kolları üstünde Ulu Atatürkün fâni vücudu istirahat yerine tevdi edilmiştir. Hakikatte yattığı yer, Türk Milleti. nin onun için âşk ve iftiharla dolu olan kahraman ve vefalı göğsüdür.
Atatürk, tarihte uğradığımız en zâlim ve haksız ittiham gününde meydana atılmış, Türk Milletinin mâsum ve haklı olduğunu iddia ve ilân etmiştir. İlkönce ehemmiyeti kav. ranmamış olan gür sesi, aslâ yıpranmayan bir kuvvetle nihayet bütün cihanın şuuruna nüfuz etmiştir.
En büyük zaferleri kazandıktan sonra da Atatürk, öm- rünü, yalnız Türk milletinin haklarını, insaniyete ezeli hiz-
ULUDAĞ 5
metlerini ve tarihe hakkettiği meziyetlerini ispat etmekle ge- çirmiştir. Milletimizin büyüklüğüne, kudretine, faziletine, medeniyet istidadına ve mükellef olduğu insaniyet vazifele- rine sarsılmaz itikadı vardı. « Ne mutlu Türküm diyene » dediği zaman, kendi engin ruhunun, hiç sönmeyen aşkını
en manalı bir surette hülâsa etmişti.
Fena zihniyet ve idare ile geri bırakılmış Türk cemiye- tini, en kısa yoldan insanlığın en mütekâmil, ve en temiz zihniyetlerile mücehhez modern bir devlet haline getirmek. onun başlıca kaygusu olmuştu. Teşkilâtı esasiyemizde ve bugün hizmet başında, irfan muhitinde ve geniş halk içinde bulunan bütün vatandaşların vicdanlarında yerleşmiş olan lâik, milliyetçi, halkçı, inkılâpcı, devletçi Cümhuriyet, bize bütün evsafile Atatürkün en kıymetli emanetidir.
Ufulündenberi Atatürkün aziz adı ve hatırası, bütün halkımızın en candan duygularile sarılmıştır. Memleketimizin her köşesinde ve bütün milletçe kendisine gösterdiğimiz samimi bağlılık, devlet ve milletimiz için kudret ve vefanın beliğ misulidir. Türk milletinin Aziz Atatürke gösterdiği sevgi ve saygı, onun niçin Atatürk gibi bir evlât yetiştire- bilir bir kaynak olduğunu bütün dünyaya göstermiştir.
Atatürke tazim vazifemizi ifa ettiğimiz bu anda, halkı- mıza, kalbimden gelen şükran duygularımı ifade etmeği, ödenmesi lâzım bir borç saydım.
Milletler arasında kardeşçe bir insanlık hayatı, Atatürkün en kıymetli ideali idi. Bütün dünyada ölümünün gördüğü ihtiramı, insanlığın âtisi için ümit verici bir müjde olarak selâmlarım. Bu sözlerim, yazılarile ve toprağımızda şövalye askerleri ve mümtaz şahsiyetlerile yasımıza iştirak eden
büyük milletlere, Türk milleti adına şükranlarımın ifadesidir.
6 ULUDAĞ
Devletimizin bânisi ve milletimizin fedakâr, sadık hâdimi, insanlık idealinin âşık ve mümtaz siması, eşsiz Kahraman
Atatürk! Vatan sana minnettardır
Bütün ömrünü hizmetine verdiğin Türk milletile beraber senin huzurunda tazimle eğiliyoruz. Bütün hayatında bize ruhundaki ateşten canlılık verdin. Emin ol, aziz hatıran, sönmez meş'ale olarak, ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık tutacaktır.
Reisicümhur İsmet İnönü
İsmet İnönünün orduya taziyesi
Ankara, 18 (A.A.) — Reisicümhur İsmet İnönü ile Genel Kurmay Başkanı mareşal Fevzi Çakmak arasında aşağıdaki mektuplar teati olunmuştur: 15/11/938
Mareşal Fevzi Çakmak Genel Kurmayın Sayın Başkanı
Atatürkün ebedi hayata intikalini, onun hazarda ve seferde yakın arkadaşı olan size, ve onun zaferlere sevket- tiği ve gözü gibi sevdiği şanlı ordusuna taziyet ederim. Sevgili başbuğ Atatürkün hatırası karşısında acımız teselli bulmaz derecede derin, ve duygularımız samimi şükran ve tazimle meşbudur.
Emekli bir mensubu olmakla iftihar ettiğim Türk ordu- sunun Başkumandanlığını temsil etmekle, yüksek vazife hisleri içinde bulunuyorrm. Azimkâr ve tecrübeli kuman- danlar, şefkatli ve fedakâr zabitler, ve Türk milletinin hakiki özü olan kahreman erlerden ve cümlesi ehliyetli,
8 ULUDAĞ
vazife severlerden vücut bulan Türk ordusuna, asalet ve heybetin timsali olarak, gurur ve güvenle bakıyorum. Türk Ordusu, Cümhuriyetin ve vatan müdafsasırın yenilmez âbidesi olarak gözlerimin önünden biran uzak bulunma- yacaktır.
Sayın Mareşal, siz muzaffer kumandanlarla muharebe meydanlarında geçirdiğim yakın arkadaşlığın hatıraları zihnimde canlıdır.
Bu sözlerimi, ayni zamanda, kara, deniz ve hava ordu- mıza selâm ve muhabbetimin, ve sizin yüksek sevk ve ida- renize hâlis itimadımın ifadesi olarak kabül buyurmanızı rica ederim, Reisicümhur
16/11/938 İsmet İnönü
——— 2. a
Cümhurreisimizin Dünya Matbuat mümessillerine beyanatı
Reisicümhur İNÖNÜ, Büyük Ölü için yabancı mem- leketlerde gösterilen samimi teessürlere ait duyduk- larını, cenaze töreni için Ankaraya gelen ecnebi matbuat mümessillerine şu sözlerle bildirmişlerdir:
« — Son günlerde, bütün bir milletin Ebedi Şefinin ce- nazesi önündeki müheyyiç kederine şahit oldunuz. Atatürk aşkındaki bu birlik, Büyük Ölünün kurduğu rejimin remzi- dir. Kemalizmin hususi vasfı devamlılığında mündemiçtir.
Türkiye, dahili siyasetinde olduğu gibi, harici siyasetin- de de, hattı hareketini, olgun düşüncelerden ve bunun, milletin menfaatlerine en uygun olduğu kanaatini getirdik- ten sonra tanzim eylemiştir. İşte bunun için dünyanın en salâhiyettar mümessilleri önünde hiç tereddüt etmeksizin diyebilirm ki; Türkiyenin harici siyasetinde sulh dâvasına sadıkane bağlılık, Kemalist Rejiminin birbirini takip eden hükümetleri tarafından şimdiye kadar tatbik olunageldiği şekilde anlaşma ve beraber çalışma zihniyeti, dostluklarına ve ittifaklarına hulüs ve sadakat, ve sulhun muhafazası emrinde gösterilen itinanın en büyük muvaffakiyet şansla-
10 ULUDAĞ
rile ihatasını mümkün kılan kuvvet seviyesinde kendisini mütemadi tutmak kaygusu hâkim olmakta devam ede- cektir.
Nizam ve terakki âmili olan Türkiye, gayretlerini, size bildirdiğim bu prensipler yolunda sarfetmeğe devam eyle- yecek, ve dünyada sulhu muhafaza maksadile kendisine her müracaat vukuunda “mevcut,, cevabını vermekte kusur et- meyecektir. Bununla beraber, bu yoldaki müsaraatının bu asil dâvaya hiç bir zaaf sebebi olmaksızın samimiyetle bağ- lılık gibi hakiki mânasında tezahür eylemesine itina ede- cektir.
Hâdiseleri naklederken, Türkiyenin hakiki manzarasını tam surette aksettirmeniz için sizlerden temsil eylemekte olduğunuz memleketler efkârı umumiyesine, büyük yasımıza bu derece dostane bir surette iştirâk eden bütün dünya milletlerine karşı burada gördüğünüz kuvvetli minnettarlık tezahürünü bildirmenizi, ve bu ağır kederinde son derece tesellibahş bir dostlukla ihata edilmiş olan Türk milletinin duygulu teşekküllerine ayrı ayrı herkes nezdinde terceman olmanızı bilhassa rica ederim.»
——> — —
İsmet İnönünün göz yaşları
Abidin DAVER
Sergili Atanın mübarek na'şı Ankaraya vardığı za- man, Cümhurreisimiz, tabutu taşıyan vagona giriyor; va- gonun perdeleri indiriliyor. İsmet İnönü, Büyük Şefi ve aziz Arkadaşile son defa beş dakika, başbaaşa, ylnız kalı- yor. Cümhurreisimiz, trenden indiği zaman, gözleri yaşlıdır; müteheyyiç ve elemli yüzü, yüreğini yakan keder ve mate- min kitabesi olmuştur.
İsmet İnönünün, Ankara istasyonunda, Atatürkle yap- yalnız ve başbaşa geçirdiği bu son beş dakikanın hazin büyüklüğünü, ve büyük hüznürü duymıyacak bir ipsan yü- reği tasavvur edilemez. 1919 mayısırda, Miralay İsmet beyin evindeki görüşme ile başlıyan bir hayat ve memat arkadaşlığının, bu samimi sahnesi yalnız Cümhurreis'miz İsmet İnönünü değil; hepimizi, herkesi ağlatacak bir ve" dalaşmadır.
12 ULUDAĞ
Oalar, yirmi sene birbirinin dostu, birbirinin silâh ar- kadaşı, birbirinin mütemmimi oldular.
Her zaman birbirlerine yardım ettiler; en karanlık ve ümitsiz gecelerde birbirine ümit ve ışık verdiler; en kor- kunç tehlikeleri karşılamak için elele verdiler; milleti kur- tarmanın çarelerini düşünürken başbaşa verdiler; talih yardımını kıskandığı zaman birbirlerine teselli verdiler; birbirlerine destek oldular.
Müdafaa ve taarruz plânlarını beraber hazırladılar; yanyana dövüştüler; yanyana muzaffer oldular; yanyana zevk ve heyecan duydular.
Evvelki yaz, Trakya manevralarında ikisinin kudretli başını, yere yatmış bir Mehmetciğin başı ucunda yanyana gördüğüm zaman, Sakaryada da, Kocatepede de, Dumlu. pınarda da böyle beraber olduklarını hatırlamıştım.
Harp gibi sulhu da beraber yaptılar; sulh gibi inkılâkı da beraber yaptılar; ateş karşısında beraber oldukları gibi yeni devleti kurarken de beraberdiler; Allah, onları beraber çalışmak için yaratmıştı. Talih, onları ayni yolun yolcusu yapmıştı; mukadderat, onları Türklüğe beraber hizmet etsinler diye tanıştırmış, yanyana getirmişti. Millet yolunda, ayni ülküye doğru beraber yürüdüler; Türkiyenin kurtuluş ve inkılâp tarihine adları beraber ve yanyana yazıldı.
Onları, yıllarca, her yerde ve her zaman, yanyana ve başbaşa gördük: Biri yaratıyor, öteki büyütüyordu; biri başardıkça öteki tekrar yaratıyordu.
İsmet İnönü, Ankara istasyonunda, perdeleri inik va- gonun matemli loşluğu içinde, Onun tabutuna kapanıp aziz na'şı üstünde ağlarken şüphesiz yirmi yıldır, hep bera- ber geçen günlerin bütün acı ve tatlı hatıralarını anmıştır. Bu ayrılık yaşlarının manası nekadar büyüktür; bu göz yaşlarında bütün bir tarih mündemiçtir.
ULUDAĞ 13
İsmet İnönünün Büyük Atanın huzurunda ağ'arken Onun eserini devam ettireceğine and içtiğine de şüphe yoktur. Büyük adamların, büyük anlarda döktükleri göz yaşları, yalnız teessür ve heyecan ifade etmekle kalmaz. Bu gözyaşları, maziye ait bir hicrandan ziyade istikbale ait bir ahdü peymanın tezahürüdürler.
Bu loş vagonun uhrevi havası içinde iki baş arasında manevi bir dille şöyle bir konuşma olduğuna iyman ede- biliriz:
— İsmet, daima seninle beraberim; sana muzahirim; hak yolunda, inkılâp yolunda, yükselme yolunda, zafer yolunda, eskisi gibi kuvvetle yürü
— Alam, daima senden, senin ruhundan ilham ala- rak, senin yardımına güvenerek, senin yolunda, bizim yolumuzda eskisi gibi kuvvetle yürüyeceğime and içi- yorum.
Faniler ayrıldılar, amma ebediler beraberdir. Vücutleri ayrıldı amma, ruhları gene beraber, gene yanyana, gene başbaşadır. Bu iki baş, bu iki isim, daima yanyana kala- cak; Türk zaferinin, Türk inkılâbının ve tarihe yeni doğan Türklüğün ölmez sembolü olacaktır.
—> ——
Orhon kitabelerinden
A.U. ELÖVE
IN 1,58 NEpE EÇ R—csAaXr A a Er
IN s3 1,7
#zz > A AE Az
ULUDAĞ 15
d a emi GE. b bAAM Yö SA 15 Li ah v r>m)>23 ErAiM.*a 135
tAYYA
o
VR > Miki *>d43 v4, BiRi. dh Apir.>r.ı WEpk ERSEK YA BIRKTRE:EAPR: İZ hYPA »Mber$ Pupa YANG PeJP m ba /e 4 Aİ > AR: ekE€rE 9 #ELE)AM>$ AM Şer: 34 a İD e lr
Orhon kitabelerinden :
Güney yanı
(151) Tengri teg, teng- ride bolmış Türk bilge ka- gan bu ödke olurdum Sabı- min tüketi esid gil; ulayu in yegünim oglanım; biriki ogu- şım, budunım; biriye şad apıt begler, yırayu turkut buyu ruk begler; Otuz Tatar. . -
.(1S2) Tokuz oguz begleri, budunı! bu sabımın edgüti esid, katıgdı tıngla: ligerü kün tegsıka, birgerü kün Oortusıngaru , kurıgaru kün batsıkınga, yırgaru tün ortusıngaru, anda içreki bu- dun, kop manga körur ança
budun (1 S3) kop itdim Ol
amıtı, ayıg, yok Türk kagan Ötüken Yış olursar ilte bung yok. İlgerü Şantung yazıka tegi süledim, taluyka kiçik, tegmedim; obirgerü o Tokuz Ersin'ke tegi süledim; Tüpüt ke kiçik, tegmedim; kurıgaru Yinçü ögüz (154) keçe, Temür Kapıg' ka tegi süledim; yırgaru yir bayıruku yiringe tegi süledim. Bunça yirke tegi yortdım, Ötüken Yışda yig idi yok ermiş, il tutsık yir, Ötüken Yış ermiş!. Bu yirde olurıp Tabgaç budun birle (1 S 5) tüzültim. Altun, kümüş, isigti, kutay, bungsız
16 ULUDAĞ
ança birür Tabgac budun sabı süçig, agısı yımşak ermiş: Sü. çig sabın, yımşak agın arıp, ırak budunıg ança yogutır er mis. Yagru kondukta kisre ayıg, bilig anda öyür ermis. (1S6)Edgü bilge kisig, edgü alp kisig yorıtmaz ermis. Bir kisi yangılsar, oguşı, budunı bisükinge tegi kıdmaz ermiş. Süçig sabınga, yımşak agı- sınga arturıp, öküş Türk budun öltiğ. Türk budun ülesiking, biriye Çogay Yış tügültin. (157) Yazı kona- yın tiser, Türk budun ülesi- kig anda ayıg kisi, ança boşgurur ermis. Irak erser, yablak agı birür; yaguk er. ser, edgü agı birür tip ança boşgurur ermis. Bilig bilmez kisi ol sabıg alıp, yagru barıp; öküş kişi öltig. (1 S8) Ol yirgerü barsar, Türk bu- dun ölteçi sen; Ötüken yir olurıp, arkış tirkeş ısar, neng bung og yok Ötüken Yış olursar, benggü il tuta olur. taçı sen. Türk budun tokra- kıka sen; bir açsar todsar umaz sen, bir todsar açsar umaz sen. Andagıngın (1S 9)
öçün igedmiş kaganıngın sâ- bın almatın yir sayu bardıg, kop anda alkındıg, arıltıg. Anda kalmışı yir sayu, kop turu ölü yorıyur ertig. Tengri yarlıkadukın öçün; uzm, kutım bar öçün kagan olur- tım. Kagan olurıp (1510) yok, çıgay budunıg kop ko- burtdım; çıgay budun'g bay kıldım, az budunıg öküş kıl dım, Azu, bu sabımda igid bargu Türk begler, budun, bunı esiding: Türk budunıg tirip , il tutsıkıngın bun- da urtım; yangılıp ülesi- kingin yime (1511) bunda urtım. Neng neng sabım er. taşka urtım; angar körü biling, Türk amıtı budun, begler; bödke körügme begler, igü yangıl- Menbx«..,...
Tabga » ç kaganda bedizçi
ser, benggü
daçı siz.
kelürtim, bediztim , mening sabımın sımadı; (1 S 12) Tab. gaç kaganıng içreki bedizçig ıttı. Angar adınçıg bark yaratturtım ; için, taşın adın- çıg bediz urturtım; taş to. kıtdım , köngülteki sabımın u«<... . unuk oglıng» ga,
ULUDAĞ 17
tutınga tegi bunı körü biling. Benggü taş (1S 13) tokıtdım, bundag erser, ança takı erig
yirte irser, ança erig yirte
benggü taş tokıtdım, bitid im. Anı körip ança biling; oltaş. .. . dim. Bubitig bitigme atısı Yolıg tigin.
Kuzey yanı
(1N10) Kül tigin yok er- ser, kop ölteçi ertigiz İnim Kül tigin kürgek boldı Özim sakındım; körür közim kör- mez teg, bilir biligim bilmez teg boldı.
Öd tengri yasar :
Özim sakındım. kisi oglu kop öligli törimis. (ıN11) Ança sakındım, közde yaş kelser; tında, köngülte sıgıt kelser. o Yandru katıgdı sakındım: iki şad,
sakındım, ulayu in yigünim. oglanım, beglerim, budunım közi kaşı yablak boltaçı tip sakındım. Yogçı, sıgıtçı, Kıtay tat abı budun, başlayu (1N12) Udar
Sengün kelti. Tabgaç kagan- da Isiyü Likeng kelti, bir tü- men agı, altun, kümüş, ker- geksiz kelürti. Tüpüt kagan- da bölün kelti. Kurıya kün batsıkdakı Sogud böriçik er, Bukarak ulıs budunda neng sengün ogul Tarkan kelti. (1N13) Unuk oglm Türges kaganda mangırçı, tamgaçı, Oguz bilge tamgaçı kelti. Kırkız kaganda tarduş, ınan- çu, çor kelti. Bark itgüçi, be- diz yaratıgma, bitig taş it. güçi Tabgaç kagan çıkanı Çang sengün kelti.
Kuzey dogu yanı
(INE) Kül tigin koy yıl. ka yiti yigirmike uçdı ; to- kuzınç ay yiti otuzka yog Parkın, bedizin, bitig taşın biçin yılka, yitinç
ertürtimiz
ay yiti otuzka kop alkadımız. Kül tigin öz, kırk artukı yiti yaşıg boltı, bulıtka taşıkdı . ..... bunça bedizçig, veliyi iltüb.er kelürti
18 ULUDAĞ
Batı yatı
“Thomsen,, in okuyuşuna göre:
(AW1) Kur. dar. ug.. örti inim Kül tigin isig küçig birtük
n Türk
bilge kagan anuk. ka inim
Kül tiginig közedü olurt - -
(UW2) Inançu apa yargan
tarkan atıg... rt m.i - -
Batı yanı
Yine kitabe metinlerinden bizim okuyuşumuz :
(W1) Imançu apa, yaru gan turukan atıg yügürt, minglüg törüt .............
(1W2) Kurı danlug dörüti,
in emikin isigin imitlig il tö- rüsinge isig küçig birtük öçün, Türk bilge kagan anu- kınga inim Kül tiginig közedü Olur ağ eilke
Ötüke nyış'tan bir ses; Ata'nın sesi.
Atatürk aramızdan ayrılalı çok olmadı. Gittiğinin acısı onu bilen, onu duyan gönüllerde onulmaz bir yara gibi kanayor. Onun canlı hatırası, sevdiklerinin yüreğine bırakılmış en kıymetli emanettir.
Ben bu hatıralar arasında onun « Gençliğe hitabe ” si üzerinde Onun
çok defalar durdum.
kalplerin ( derinliklerine (o inen gür sesi, millet ve vatan için, onların istiklâli için şahlanan Türk
kahramanlığının yüksek ifadesi
halinde ruhumda akisler yapıyor.
Atatürk bu hitabesinde Türk varlığının, Türk istiklâlinin biricik temeli olan Cümhuriyeti en bü- yük bir hazine diye tavsif ettik- tın sonra, bunun muhafazası uğ- runda icab ederse imkân ve şe- raitin fevkine çıkılarak ilâhi bir cehd ile çalışmak ve çarpışmak lâzım geldiğini Türk gençliğinin en birinci vazifesi diye gösteri- yor. Onun hu sözleri, ilkin ken- disinin en yüksek misalini verdiği
ULUDAĞ 19
milli feragat, asalet, kiyaset ve kahramanlığın temellerine — da-
yanır.
O, imkân ve şeraitin çok na- müsait bir mahiyette göründüğü sıralarda, bir sıyanet meleği gibi sevgili milletinin başına geçmiş, ana vatanın, yaralı ve makhur, içinde ümitsiz çırpındığı felâketli, karanlık günleri ; Onun dış- tan, içden uğradığı hakaret ve hıyanetleri; o zamanki en büyük iktidar sahiplerinin dış düşman- larla el ele vererek onu hasis menfaatleri ve alçak emelleri uğ- ruga nasıl bir pula satmak iste- diklerini; milletin, silâhsiz, alda- tılmış, mazlum, fakir ve avare milletin acıklı vaziyetini en veciz ve müstesna bir kalem darbasile tasvir ediyor. Ve istikbalde dahi sevgili milletinin başına böyle umulmadık felâketler gelmek ih- timali, onun asil ve kahraman ruhunda, ölümünden sonra da kab- rinde kemiklerini sarsacak en büyük bir azab ve kaygu oldu- gunu sezdiren bir üzgünlükle, fakat kendisine yüksek ilham ve
heyecanlar veren Türk ruhunun kalbine bıraktığı derin; bir imanın tesellisile söylüyor. Öyle anlarda genç nesillerin de, kendisinin yap- tığı gibi, gözünü hiç bir şeyden kırpmadan, bin bir tehlike, bin bir belâ, bin bir müşkilât ve ak- silik tufanı içinde kayıtsız, şart- sız yüzerek vatanı her ne baha- sına olursa olsun kurtarmalarını tavsiye ediyor; en sonunda da bütün bunları yapmak için lâzım gelen kudretin, Türk damarların- daki asil kanda var olduğunu söylüyor
Türk damarlarındaki asil kan, evet, Türkün asil kanı, Atatürkün kanı ve ruhu bunu böyle istiyor, Atanın bu sesi, Türklüğün ta kendisidir.
Bu ses uzun Türk tarihinden yükselen kahramanlıklarla dolu bir sestir. Asıl Türk ruhunun ifa- desidir. Bundan bin iki yüz yıl evvel ,, Ötüken yış” da taşlara kazılan şu hitabeye bakınız. O da ayni emellerle dolu, ayni en-
dişe ile çırpınıyor ve bağırıyor:
Güney yanı
(4S1) Tanrı gibi, Tanrıdan ok muş Türk (ün) hakim hanı (ben),
bu zamanda makama geçtim. Hi-
tabemi tamamile işit, sirasile: en üstün (gelenler) im, oğlanım ön-
ce aşiretim, milletim ; beride şad
20 ULUDAĞ
apıtbeğler; uzakta güzideller),amir ( memur )beyler , otuztatar...... ss (182) Dokuz oğuz beyleri, milleti ! bu hitabemi eyice işit, kuvvetlice dinle: ileride gün do- ğusuna, beride gün ortasına, ge- ride gün batısına, uzakta gece ortasına doğru ( sınırlanan yor- lerdeki ), ora (lar ) dan içerideki millet (leri), hep bana bakar (o- lan ) e kadar milleti (153 ) hep eyileştirdim. O vakarlı, uyanık, yüce Türk hanlı) mazi yokuşlun- da) otur(ur)sa, ülkede sıkıntı yok. İleriye Şantung ovasına değin sefer ettim, denize geç kalmış (olarak) değmedim; beriye Dokuz ersin'e değin sefer ettim, Tibet'e geç kalmış (olarak) değmedim. Ge- ride İnci ırmağ (ını) (154) geçerek Demir kapı'ya değin sefer ettim; uzakta yer ayrılığı yerine değin sefer ettim; bukadar yerlere de- ğin at koşturdum , ( anladımki ) mazi yokuş (un) dan eyi memle- ket yok imiş, ülke tutacak yer, mazi yokuş (u) imiş. Bu yerde oturup, Çin millet (i) ile (155) (a- rayı) düzelttim. Altın(ı), gümüş (ü), bahart (1), mubarek turuncu atlas (1 ) zahmetsiz (ce) o kadar verir (olan) Çin millet (inin) sö- zü tatlı, tatlı sözle, yumuşak mata'la iğ- fal edip, uzak milleti öylece yak-
mataı yumuşak imiş;
laştırır o imiş. Oo Yakına Okoh- duktan sonra uyanıklık, şuur o- rada söner imiş. (156) Eyi (bir) âlim kişiyi, eyi (bir) kahraman kişiyi yörütmez imiş. Bir kişi ye- nılsa, aşireti, milleti beşik (deki çocuğ) inedeğin geri gelmez i- miş. Tatlı sözüne, yumuşak me- tana (tama'la) azgınlaşarak, çok Türk milleti öldü. Türk millet(i)! bölüşüklüğün (ile) beride Çogay yokuş (una) düğümlendin. (157) Ovaya konayım dese, Türk millet (inin) bölüşüklük (ür) ü (görerek), orada uyanık kişi (yi) öylece başı boş bırakır imiş; uzak ise kem mata verir, yakın ise eyi mata verir deyip öylece serbest bırakır imiş. İrfan bilmez kişi (ler) o haberi a- lp yakına varınca çok kimse (ler) öldü. (158) O yere varınca ( ey ) Türk millet (i) öleceksin, yer (inde) oturup kârvan, kâfile gönderince, her hangi bir sıkıntı bile yok (olan) mazi yokuş (unda) oturunca, ebedi ülke tutarak du-
mazi
racaksın; (eyi Türk millet (i), da- ha doymuş olacaksın. ( Sen ) bir aç gözlülyü)tok gözlü (yapmaga) muktedir değilsin ; bir tok gözlü (yüde) aç gözlü (yapmağa) muk- tedir değilsin. Öyle ( olanlar ) ın (159) için muhalefet etmiş (olan) hanının reyini almadan , (onlar) yer sayıklayarak vardı (lar) , hep orada harab oldu (lar), yoruldu
ULUDAĞ 21
(lar). Orada kalmış (olanlar) 1, yer sayıklamakla hep zayıflaya- rak, ölerek yörüyor (gidiyorlar)dı. Tanrı ferman buyurduğu için, aklım (maharetim),, taliim var (olduğu ) için han ( olarak) ma- kama geçtim. Han (olarak) otu- runca (1510) fakir, yoksul milleti hep ayağa diktim; yoksul milleti zengin kıldım; az ( kişili ) milleti çok ( kişili ) kıldım. Şu halde bu hitabemde, edep ve terbiye gi- diş (li) Türk beyler (i), millet (i), bunu işidin: Türk millet(in)i der- lediğimi, (senin) ülke tuttuğunu buraya urdum (kazıdım): yanılıp bölüşüklüğünü hem (1511) buraya kazıdım. Her ne tebliğim ise ebe- di taşa kazıdım. Ona bakarak bilin (ey) Türk vekarlı millet (i) , beyleri); ve ( siz ey ) bu zamanı gören beyler, muhalefet ederek yanılırsınız. Ben ,. .. . . . .Çin, hanından (ressam , nakkaş, heykeltıraş ) getirttim,
tasvirci
nakş ettirdim; (0) benim sözümü kırmadı, ( 1512 ) Çin han (ın)a mensub (saray) içindeki nakkaştı) gönderdi. Ona | abideye ) ayrıca mesken yaptırdım; içini, dışını ayrıca nakışlattım ; taş işlettim. Gönüldeki söz(ler)ümüo....... u sevgili ogul ,, (ların) a / 1513 ) kerimetleri) ne değin bunu görüp bilin (diye ) ebedi taş işlettim..
« Böyle olunca, ( ve kendisi )
o kadar da yüksek iktidar mevki- ine irişmiş bulununca, ( ben de ) ona yakışır yüksek yerde ebedi taş işlettim, yazdım. Onu görüp
öylece bilin: otaş ........ dim.
Bu yazı (yı) yazan, lalası Yo- luğ Tigin »
Bilge hanın talii, Atatürkün karşılaştığı müthiş şeraitten daha çok ehvendir. Kaldıki o, kahra- man kardeşi Gül tekinin, kolun- dan tutup Türk milletinin başına geçirdiği bir hükümdardı. Asıl rol, büyük rol Gül tekindedir. Hü- kümdarının, ağabeyinin kendisine yine birakmak istediği saltanatı istemeyen, yalnız Türk milletini yaşatmak ve yükseltmek için ma- nialarla çarpışmayı zevk edinen ve bu uğurda ona daima el ayak olan odur.
Atatürk, karşısında Bilge han gibi ruhan eyi bir insan, şefkatli bir kardeş yerine, o mevkide ken- disine her cihetten yüz çeviren, onun ölümünü isteyen, ona yar olmadıktan başka, ona ve milleti- ne karşı düşmanlarla el birliği eden namus ve haysiyet düşkünü, iğrenç ruhlu son bir hanedan mü- messiline rastladı.
Bununla beraber o, her şeye rağmen milletinin başında,vatanın muazzez ruhu gibi yükseldi. Onu kolundan tuttu, korudu ve kal-
22 ULUDAĞ
dırdı, Onun Bilge hanı, onun mane- vi kardaşi, yin: Türk milletinin kendi gibi ayni ruhta doğurduğu aziz ve müdebbir bir evlâdı, asil bir kahramanı, İnönü oldu.
Bilge hanın, ömrü çok vefa
etmeyen; sevgili kardeşi GüLtekiii için söylediği şu samimi sözlere, o zamanki Türkcemizin duru güzel- liğini aks ettiren şu elemli ve
iniltili sözlere bakınız :
Kuzey yanı
(1N10)Gül tekin yok olsa(ydı), hep ölücü idiler. Küçük kardeşim Gül tekin gürlemiş oldu, kendim (ce) düşündüm: Görür gözüm gör- mez gibi, bilir şuurum bilmez gi bi oldu. Kendim (ce) düşündüm, Zaman (IN11) tanrısı hükm edi- yor: kişi oğlu hep ölmek üzere var olmuş. O kadar düşündüm (ki) gözlümle yaşllar)gelecek,ruhfum)a gönllüm)e ağlamallar)gelecek (idi). Yine düşündüm, kuvvetli (ce) dü- şündüm : iki şad (ve) sırasile en üstün (gelenler) üm (in': oğlanım (şehzadem), beylerim, milletimlin) gözü, kaşı kötüleşmiş olacak (dı) deyip düşündüm. (1N12 matem- ci (cenazeye iştirak eden-ler), ağ- layıcı (lar), Hatay (ın) yabancı,
ucra millet (eri), başlarında U dar Çin han (ın) dan İsyiü Likeng geldi, bir tümen
sengün geldi .
atlas, altın, gümüş, zinet eşyası getirdi. Tibet han (ın) dan he- diyeller) geldi. Geride gün batı- sındaki Sogudlun) kurd gibi er (leri), Buhara halk(ı) millet (in) den Neng Sengün oğl (u) Tarkan geldi. (IN13) Sevgili oğlum Tür- ges handan mangırcı (parabasan), damgacı ( mühürdar ) , Oğuz ('n) âlim damgacılsı) geldi. Kırgız han (ın)dan tartıcı(veznedar-lar),mute- metller), hanende (ilâhiciler) geldi. Mesken yapıcı, tasvir (resim, nakış, heykel) imal edici, yazı taşlı) yapıcı Çin hanlının) yegeni Çang Senyün geldi.
Batı yanı
(İNE) Gül tekin koyun yıl (n) da yedi yirmide uçtu. Do- kuzuncu aylın) yedi otuzlın)a ma- tem erdirdik. Bark ( türbe) ını, tasvirini, kitâbe taşını maymun
yıl (n) da yedinci ay (ın) yedi o- tuz (un) da hep alkışladık (küşad resmini yaptık ). Gül tekin (in ) ruhfu) kırk artığı yedi (de) gizle- nik oldu, buluta çıklı...... ....,
ULUDAĞ
Bunca tasvirci ( nakkaş, ressam, heykeltraş (0) duygulu (anlayışlı ) eşraf getirtti.
( Kendi okuyuşumuza göre : | (1W1) (Ey) inanılan baba , (onun) parıldayan, olan), adı(nı)yörüt, binlerle (ebedi İL öle MM ar;
. (W2) Mertebesi harikalı (olarak) yaratılan, geniş (bir) arzu ve ha- raretle hiç düşünn.eden ülke (sinin) ürf ve âdetlerine (tarih'ne ) işi (ni) gücülnü) verdik (i) için, Türk (ün) hakim hakanı huzurunda küçük
kardeşim Gül tekini gözetip mev- b ği 2 er
durulaşan ( — sabit
Uununla beraber, Bilge hanın sesinde kardeşi için inleyen me- tem, bu gün Atatürk için mille- tin duyduğu derin matem yanın- da az kalır. Atatürkün « gençli- ğe h'tabe » sinde kütün Türk ta-
Kutlug hanın oğlu Gül tekin, amcasının vefatından sonra eski ordusunu toplayarak büyük kar- deşi Bilge hanı tahta geçirdi. Bu hanın ordu arasında adı, küçük Şad ( pit kia khohan (11 Küçük han ) idi. Hilkaten insaniyekâr ve kardeş muhabbetile dolu idi. Saltanata ermiş olması, ancak
kardeşi Gül tekinin liyakat ve
23
rihinin tekâsüf etmiş kırgın emel- leri. Türklüğün gördüğü, geçir- diği badirelerin, uğradığı haksız talihsizliklerin ıztırabı , belli edil- meyen asil bir acılığı var. Onun sesinde Türk tarihinin ruhu var, şehametler, asaletlerle dolu yük- sek bir ruhun akisleri var. Ben bunda o ruhu dinleyorum Atatürk, büyük Türk tarihinin sonsuz ummanı içine daha dün katılan canlı vefeveranlı bir kay- bir
denizinin
naktı, feyizli | ve heyecanlı
Türklük
müselsel nesillerini
çağlayandı. örecek olan kuvvetli ve yüksek dalgalar üze- rinde onun gür sesi, yine ve ebe- diyen çağlayacak; o dalgalar ü- zerinde köpüklenen onun mavi ba- kışları, bize bu günlerimiz ve ya- rınlarımız için ve her zaman ışık tutacaktır.
meziyeti sayesinde idi; hattâ ken- disi saltanatı her ne olersa olsun ona bırakmak istediği halde, o bunu katiyen istememiş, o za- man han ona (Tso - hun - wang)2) sol hakim pirensi ) unvanını ve münhasıran ordunun kuman-
danlığını vermişti.
Bilge han saltanat işleri için müşavere etmek üzere Tun - yo”
24 ULUDAĞ
kukf3ju davet etmişti. Bu zat yetmiş yaşında bir ihtiyar olup, her kese saygı ile karışık bir korku, bir heybet veriyordu. Han Çine hücum etmek istedi. Fakat o, Çinin cesur bir hükümdarı ol- duğunu, Çinlilerin uzun müddet- ten beri derin bir sulh içinde mü- reffeh yaşadığını, Türklerin ise uzun savaşlardan yorularak din- lenmeğe muhtaç bulunduklarını ve esasen kendi ordularının yeni devşirilmiş askerlerden müteşek- kil olduğunu göz önüne koyarak bundan vaz geçirtti.
Bilge han oturduğu şehri sür- larla çevirmek ve otada Buda ve Lao - tseu namına ibadethaneler kurmak istiyordu. Tunyokuk o- na dedi ki :“bütün Tunyokuklar bir araya gelse Thanglara kafa tuta- mazlar. Onların harb edecek hal- de olanları - ki sayıları yüzde birdir - su ve otlak ararlar, av- cılık ederler. Sabit bir durakları yok, harp idmanı yaparlar. Bun- lar kendilerini kuvvetli bulunca ileriye giderler, zaif görünce ka- çıp saklanırlar. Bu suretle Çin- lilere çok asker lüzumsuz gelir. Siz sürlarla çevrilmiş bir şehirde yerleşirseniz ve bir kere de onlara yenilirseniz ellerine düşmekten kurtulamazsınız Buda ve Lao- tseu'ye gelince: onlar insanlara gevşekliği ve boyun eğmeyi öğ-
retirler, bunlar ise cenk erlerinin öğreneceği şeyler değildir. »
Bilge han bu projeyi tasvip ederek hemen sulh yapmak üze- re Çine bir elçi gönderdi (718). Fakat İmparator onur bu arzusunu red ile beraber ona karşı hücum emrini verdi. Çin Generalı Wang - tsun tsun (720) baharında or- dusunu toplamakla beraber, bir taraftanda Pa-sı-mı ve Khı-tan- lara başka başka yollardan gide- rek Bilge hanın ordusuna baskın yapmalarını ve kendisini yaka- lamalarını emretti. Bilge han bundan ürktü. Fakat tonyokuk onu temin ileberaber akıl öğret- ti, ve onun dediği gibi yapıldı. Pasımılar ansızın baskına uğra- tıldı, Sonra Bilge han Çine girip düşman ordusunu tamamile mağ- lüb etti. Bundan sonra Tukyu'lar çok kuvvetlendiler.
(731) de Gül tekin öldü. Çir imparatoru Kin-kinn veya Tsian -kinn unvanlı yüksek bir memu- runa ( İmparator saraydan çık- tığı zaman melhuz tehlikelere karşı elinde kin-Wou adlı iki ucu yaldızlı bakırdan bir değnek ol duğu halde onun önünce giden. ) kendi mübrünü havi bir hattı ha- milen büyük hana taziyetlerini bildirmesini emretti. Ona bir ni-
şan taşı üzerinde bir kitâbe hâk
ULUDAĞ 25
etmesini, müteveffa için bir hey- kel dikmesini, bir bark ( ecdad salonu, türbe ) yapmasını emretti. Dört duvarı üzerinde muharebe resimleri yapılmasını, altı yüksek sanatkârın bu işle meşgul olarak bunları bu memlekette o vakta kadar hiç görülmemiş bir sarette tıpkı tıpkına ve tam benzer bir şekilde, hanın görüp te heyecana gelebileceği bir mükemmeliyette yapmalarını istedi. (734) de Bilge handa zehirlenerek öldürüldü. İmparator onada hanedanın baş kâhyasını gönderdi. Ona da büyük matem gösterdi, taziyetler ettir- di , takdimeler Ona da bark yaptırdı. Nişan taşı için bir kitâbe kaleme alması husu- suna Li - biong adlı
sundurdu.
tarihçisini memur etti.
Sonra halkın umumi isteğile Bilge hanın oğlu İyen han oldu. Fakat saltanatın sekizinci yılında oda öldü. Memlekette karışıklık- lar çıktı. Nihayet (745) de Uygur Türkleri gelip bütün Tukyu ül-
kesini zaptederek son hanlarını da öldürdüler. “Inseriptions de VOrkhon,, dan
Li) Pit kin—lekçemizde nâdiren pit- ka suretinde ve küçücük manasında kullanılır,
Pit: (çö), yavru, bala manasında “büte,,sözünde; lehçemizde bodur, bıdık sözlerinde, Divan lugat-üt-türkte 1.315, 14.105, LI 15, 44, 67, butik ( Kâşgarda küçük “tulum,,) sözünde, Il. 164 butuk 1.103, 11,274 batu (deve sıpası, köşek “yani küçük,,) sözlerinde de görülüyor. Yine Tehçemizde küçük ve dar yol için kullandığımız “ paleka , sözü bu“pit kia, ile çok yakından ilgili gö- rünüyor. Nihayet lehçemizde bit—kü- çük böcek, Son“kia,parçası, eski Türk- çede tasgir lâhikasınınkalın şeklidir, incesi kiye dir; bunların kine, kına şekil- leri de var: Gakine( kak, kine—kadid- cik), kaknem (kak, kinem—kadidelğim).
(2) Türkçe olmak lâzım gelen bu söz yokungan ( y .ç değişimile ) mü- teali, kendi kendine yükselmiş, mana- sını okşayor: Divan yokmak 1.269—yu- karı yükselmek
(3) Tun-yokuk divan: tun 1l,100 itmi'nan, kalp huzuru; yokuk : divan yokmak 1,269 yükselmekten ; mürekkep görülen bu iki söz mütemmimli sıfat halinde bu şahsın vasfı ve unvanı olmak gerek : itminani , kalbinin huzuru yüksek ( şahs)
— orersi aaa ——
İNKILAPÇILIK
İnkılabın tutuşturduğu al- tı meşale, ruhlarımızda bütün hıziyle yanıyor.
Onlar, gelişi güzel birdü- şünüşten, rastgele bir keyf ve hevesden, kitaplarda ya- zılı cansız teorilerden değil, doğrudan doğruya Türk ca- miası içinde ve ana yurdu- muzun bağrında beliren s0s- yal ve tarihi hadiselerden doğmuştur. Ulus organize oldukça, ileri hamlelerini ol- gunlaştırdıkça bu Altıok da- ima sosyetenin kılavuzluğunu yapan ebedi birer ideal ola- rak kalacaktır. Çünkü onlar
NAMDAR R. KARATAY
sosyal bir realitenin mahsulü ve sosyolojik odetermizmin canlı birer ifadesidir. (Altıok ) ssmboliyle gös- terilen bu prensipler, milli varlığımızın dinamik seyri için zaruri olan şartlardır. Daha başka türlü düşün- ceye yer verilirse denilebilir ki bu Altı ışık, tek bir realite halinde duyulan varlığımızın şuurudur ki , tıpkı güneşin tayfları gibi , milli vicdanın pürüzmasından süzülerek ay- rı ayrı ışıklar halinde ken- dini gösterir, veyahut bir o- büsün ağzından çıkar çıkmaz
ULUDAĞ 27
patlıyarak kollara ayrılan şarapneller gibi, tek bir mil- li hayat kaynağından fışkı- rıp çıkan varlığımızın ileriye İ atılırken aldığı istikametler,
hedeflerdir.
Halkçılık , Cümhuriyetçi- lik, Devletçilik, Milliyetçilik, Lâyiklik.. Bunlar bir birini tamamlayan mefhumlar, da- ha doğrusu realitelerdir. Bun- lardan biri inkâr edilince, diğerlerinin teşkil ettiği kül, sakat bir uzviyet gibi eksik- leşir, ve başka hiç bir yama bu tabii birliği tamamlaya- maz.
Zoraki, yapmacık bir te- şekkül olarak değil, tarihi ve sosyal vakıaların zaruri seyrinden doğmuş ideolojik bir sentez olan bu beş Oka diğer bir altıncısı ilâve edil- : meyecek olursa bu mecmua * bütün tamamlığına rağmen ' hareketsiz ve sitatik bir hal- de kalacaktır.
İnkılâpçılık !
İnkılapçılık, bu realiteler sentezinin yürümesi, gelişme- " si, ilerlemesi demektir.
İnkılâpçılık, beş okun di- namizmi demektir.
Ferdi veya sosyal enerji-
nin gerginliği nisbetinde ileri atılma hamleside şiddetli olur; bu enerji akımı gev- şerse o zaman mütereddit , kararsız, sürüklenen bir pi- sikolojik hal hâsıl olur.
Böyle durgun bir batak- lık haline gelmiş olan Türk sosyetesi, inkılâbın şiddetli bir dönemecinde hayatının haiz olduğu bütün hızı aldı ve hamlelerini yaptı.
İnkılâpcılık, Türk cemi- yetini, tekâmül kapıları, ileri hamleleri ebediyen kapatıl- mış, donmuş bir cemiyet ha- line düşmekten koruyan ye- gâne mekanizmadır.
Altıok sembolünün ruhla- rımızda yaşattığı fikirler, dünkü tarihin sıkıcı ve bu- naltıcı hadiseleri arasında müphem, hüviyeti belirsiz, isimsiz bir takım temayüller halinde sezilmekte idi.
İstiklâl savaşının, benli- ğimizi en derin köşelerine kadar sarsan kasırgası, ce- miyetin bünyesinde saklanan en canlı temayüllerin bir- denbire serpilmesine, filizle- nip yeşermesine imkân ver- di. En hayati kabiliyetleri- mizin etrafında porsumuş, kurumuş, kabuk bağlamış bir
28 ULUDAĞ
takım köhne müesseseler , kendilerini sosyeteye bağla- yan sonliflerin kopmasiyle çöküp parçalandı.
An'aneler, cemiyet bün- yesini kolay kolay terk et- mezler, fakat o cemiyet ta- bii bir seyr ile tekâmül ve inkişaf ettikçe eskiden bir hayatiyeti olan bu müesse- seler, bütün fonksiyonlarını kaybederek birer (survivance) halinde kalırlar.
Bir cemiyetin bünyesin- deki müesseselerden hangi- lerinin canlı ve ileri hayata namzet, hangilerinin ölüme mahküm olduklarını göster-
mek vakıa sosyolojinin vazi- fesidir
Fakat bu yönden Türk milleti büyük devrimde, ileri hayatın canlı müesseselerini, geri hayatın çürük ve kof müesseselerinden bir hamle- de ayıran yüksek bir hads ve iradeyi doğurmuş olmakla bahtiyardır.
İşte bu yüksek hadsin yarattığı ve cemiyetin vic- danı demek olan Halk Par- tisinin formüle ettiği bu Altı Ok, genç Türk neslinin önün- de parlak ve ihtişamlı, atiye doğru uzanan bir bü- yük yoldur.
Dil meselesine dair bir kaç söz
Türk dilinin yabancı ke- limelerden kurtarılarak sade haline meşrutiyetten
ve öz türkçe bir dil getirilmesi , sonra başlıyan milliyetper- verlik hareketlerinin tabii bir neticesi olarak meydana çıktı.
Selânikte ( genç kalem- ler ) , bu düsüncenin taraf- darlarını etrafında toplı- yarak neşriyata başladı. İlk zamanlarda terkipsiz yazı yazmak şeklinde başlıyan bu
hareketten başka, bazı mil-
Doktor Şemsettin DORA
liyetperver muharrirlerin sa- de türkçe ile yazılmış yazı- larını da okuduk.
İkdam sahibi omerhum Ahmet Cevdetin temiz türk- çe ile yazılmış baş makale- leri, ( Haristan ve Gülis- tan ) sahibi merhum Ahmet Hikmetin Türk derneğin- de çıkan ( Yakarış ) gibi yazıları, münferit teşebbüs- ler ve kalem tecrübelerinden birer nümunedir. Türk oca- ğının açılmasile bu ceryan daha genişledi, ve genç mil-
30 ULUDAĞ
liyetperverler (o bunun çok âteşli taraftarı oldular. (1) Fakat bu hareketler, ni- hayet bir zümre teşebbüsle- rinden ileri geçemiyerek çok agır bir şekilde devam etti. Yazılarını ancak ( Terkibi tavsifi ) ve ( Vasfı ter- kibi ) lerin tumturaklı ve şa'şaalı kılişelerile süsliyerek yazı yazan, ve hatta Türk tarihinin çok uzak kökler- den geldiğine inanmıyarak kendilerini, yalnız osma lı saltanatının başlangıcından itibaren Türk sayan, ve türk- çenin arabça ve acemceden müstağni kalamıyacağı;edebi, ilmi ifade kabiliyeti olmadığını iddia eden bir çok osmanlı muharrirleri, bu ceryana şid- detle aleyhtar kesildiler. İttihat ve Terakki hükü-
(1) Tıp Fakültesinin Türkçülük mürşidlerinden (oaskeri tibbiyeli merhum « Haşim Çinili * girdiği cerrahi imtihanında bir adelenin is- mini Türkçe olarak « karga pazı eti » dediği için sıfır aldı. Bu mil- li ruhu anlamıyan zavallı hocanın, böyle bir isim yoktur demesine rağmen O yine ayni Türkçe tabiri tekrar, ve sıfır almayı, temiz dilinin ifadesine tercih ederek büyük bir huzur ile imtihandan çıktı, Burada büyük ruhlu aziz mürşidin hatı- rasını tebcil etmeği mukaddes bir vazife bilirim.
meti, milliyetperverliği hi- maye eden bir siyaset takip etmekle beraber, asıl siyasi hedefi osmanlı vahdeti siya- siyesini idame ettirmek ol- duğundan milliyetperverliği bir hükümet prensibi olarak ileri süremedi, ve bu dil me- selesinde müessir bir rol oynayamadı. İtalya harbi, balkanlar harbi ve büyük harp ve bir çok siyasi gai- lelerle memleketi alt üst et- tikten ve osmanlı hükümeti tarihe karışıp Türk Cümhu- riyeti kurulduktan sonra hü- kümeti eline alan Halk Parti- si ve hükümeti, pirensiplerini kati işaretlerle ortaya koy- du, ve milliyetçilik de hükü- metin esas umdelerinden biri
oldu.
Türk milleti binlerce sene evvelki zamana dayanan es- ki bir tarihe, ve Türk dili de, bu tarihle beraber yaşamış ve yaşayan eskilik, zenginlik ve enginliğe sahipti. Ken- dine milliyetperverliği siyasi gaye edinen bir hükümetin, ve o hükümeti kuran Türk milletinin; tarihini asırların içinden bütün asalet ve par- laklığıle meydana çıkarması, ve sahip oldugu dilin bütün zenginliklerini ortaya dök-
ULUDAĞ 31
mesi; güdülen ülkünün mec- buri liyetperverliğin bir vazifesi idi.
Türkün yalnız at üstünde kılıç sallıyarak ülkeler istilâ eden akıncı bir millet değil; medeniyetler kurmuş, mede- niyetleri bir birine aşılamış, ve bugün Avrupa terekki-
bir neticesi, ve mil-
yatının esası olan medeni- yetlere müessir olmuş bir millet, ve bütün bu medeni
varlığı ifade edebilecek bir dile sahip olduğunu göster- mek, ispat etmek milli bir borç, ve bir zaruretti. Atatür- kün yüksek irşadı ile başlı- yan Tarih ve Dil araştırma- ları, dünya âlimlerinin önü- ne bu davayı atarak Tarih ve Dil kurultaylarında mü- nakaşa edilebilecek bir konu haline getirildi; tarihin göğ- sünde, toprağın altında saklı, ve Türk dünyasının dilinde yaşıyan bu zenginlik, safha safha meydana çıkarılmağa başladı.
Yalnız İstanbul lehçesin- den başka türkçe ve bir ifa- de kudreti tanımıyan, ve buna inanmıyan, Anadolu halkının bir kaç yüz kelime- den ibaret bir konuşma dili- ne sahip oldugunu zanneden-
lerin önüne, yalnız hudutların içinde yapılan ( çok roksan bir kısmı) dergi ve tarama- lar öyle bir hazine çıkardı- ki, mznsup oldukları milletin dilinin ne gibi bir zenginliğe malik olduğundan habersiz ve bilgisiz bulunanlar, ku engin- liğin önünde cehillerinin dere- cesini anlamış olsalar gerek- tir. «Kaba türkçe» diye tehzil ve tezyif ediler Anadolu türk- lerinin dili « eğer Türk dili diye yalnız İstanbulda konu- şulan muharrir ve Şairlerin kullandıgı arap, acem keli- melerinden mürekkep melez ve sun'i dil haricinde bir dil ka- bul ediyorsak» bizim öz ve temiz dilimizdi.
Türk dili, bir zümrenin, bir şehrin dili değil, milletin umumi oheyetinin ( dilidir. Halkla anlaşamıyoruz diyen- ler, kendilerini halkın dışın- da ve ondan ayrı bir zümre telâkki edenlerdir. Ve bu osmanlı dilinin omüteassıp tarafdarlıgı ile elbet Türk halkı ile anlaşmağa imkân yoktur. Çünkü birisi osman- lıca konuşur, öteki Türkçe. Türk milliyet perverliği bize halkın içine girmeği, ve hal- kın diline aşına olmayı em- reder. Yine onunla konuşur-
32 ULUDAĞ
ken yabancı milletlerin keli- meleriyle değil, onun kullan- dığı kelimelerle hitap etmek mecburiyetindeyiz. Dilde bir nevi aristokrasi yaratmağa kimsenin hakkı yoktur. Kar- şılığını kendi dilimizde bul- dnğumuz kelimeleri başka bir dil çelim.
Öz dilde bulduklarımız, belki bu gün kulaklarını ve kalemlerini yabancı kelime- lerin ahengine ve akışına alıştırmış bazı muharrir ve şairlerimizi müşkül mevkie sokabilir. Çünkü onlar belki alıştıkları bir yazı tarzından ayrılıp sade bir lisanla yazmakta müşkülât çekerler, ve kudreti kalemiyelerini kay- bederler. Fakat dava bir kaç muharrir meselesi değil, bir millet davasıdır, bir istikbal davasıdır.
Bugün kullanılan
neden arasından se-
gayri türk kelimeler mânâ itiba- rile Türkçe mukabillerinden başka bir şeymi ifade ediyor. Dil araştırmaları sırasında, Bursa Halkevinde dört sene- dir (12000) ni geçen Tıp ıstı- lahlarının Türkçe karşılıkla- rını bulmak için çalışan iki
kıymetli arkadaşımız (1) bunları (O ararken Oo ( greko lâtin ) mukabillerini de tahlil etmek lüzumunu hissetiler, Bu tahlil bazı kelimelerin o kadar garip ve gülünç mâ- nâlar ifade ettiğini göster- diki, beynelmilel ıstılah olan bu tabirlere verdiğimiz kıy- metten sukntu hayale uğra- dık. Son günlerde gazete- lerde dil meselesi hakkında bazı tenkitler ve yazılar gör-
dük.
Türk dili hakkında şim- diye kadar sarfedilen mesai hareketlerini geri döndürmek maksadile yapılan bu neşri- yat arasında tahkir ve tezyif yollu yazı ve resimler de neş- redildi. Bunları okurken her hangi bir ecnebi gazete- sinden dilimiz aleyhinde ya- zılmış bir yazının tercüme edildiğini zannederek imza- ları tetkik etmek mecburiye- tinde kaldık. Evet heceliye he- celiye ve büyük bir dikkatle tekrar tekrar o imzaları oku- duk, yanılmadığımızı anla- dıktan sonra maalesef bun- ların Türk muharrirlerinin kaleminden çıkmış olduğunu
li) Doktor Şefik İbrahim İşçil ve Türkçe öğretmeni Ali Ulvi Elöve
ULUDAĞ 33
acı acı öğrendik. Her hangi bir kanaatle dil meselesinde bir münakaşa mevzuu bahis olabilir. Ancak bunu yapar- ken Türkün öz dilinden alı- nan kelimeleri tezyife milii izzeti nefsimiz asla müsaade etmez. oBunları yazarken kendi hesaplarına bu noktayı düşünmedilerse, o dili konu- şan bir Türk milletinin iz- zeti nefsini inciteceklerini düşünm:diler mi?
(Bir kayış gibi Türk dili- nin kursağına takılmış) ta- birinin, (sayın) derken hay- van sürüsünü aklına getir- menin nekadar nezih bir tavsif olduğunun takdirini okuyucularımın ince hisleri- ne terkediyorum. (Akbaba- da) çıkan bir karikatür (dil meselesini meşhur darbı me- sel mucibince yine yapanlara hallettirelim) diyor. Vakıa bu bir mizah mecmuasıdır, fakat mizahın da bir terbiye ve nezahet hududunu aşma- ması lâzımdır ki mizah ola- bilsin. Bu şekilde bir resim ve yazı, sahibinin milli duy- gudaki hassasiyet derecesini meydana koymaktan, ve mu- hitinde bir tiksinti uyandır- maktan başka bir şey yap- maz.
Bu gün Türk diline giren kelimelerin sun'i ve yaşamı- yan kelimeler olduğunu iddia ediyorlar. (Bakan kelimesi) vekil ve nazıra mukabil çok çirkin imiş.
Belki muharririne öyle geliyor ama, manada ahenk itibarile halkın dilinde o ka- dar munisleşmiştir ki hiçte nahoş bir tesir yapmıyor. (Kıvanç ) o diyemiyormuşuz. Halbuki bu kelimenin Ana- dolu halkı arasında (kıvan- mak ) mastarile o kadar bol bir kullanılişı var ki. Evet halkın içine girmemiş olanlar bu kelimelere alışa- maz amma ne yapalım, biz Türk halkının dilini konuş- mak istiyoruz. Biz yalnız kendimizi değil, istikbali dü- şünmek (o mecburiyetindeyiz. Bu gün bize alışmadığımız, ve halktan ayrı yaşayanlar için bazı kelimeler kulağa nahoş geliyorsada, onlar bi- zim öz malımız, ve Türk dili- nin öz mallarıdır.
Ve bugün bizim alışma- dığımıza çocuklarımız o kadar güzel alıştılar ki..
Terimlerde bazı kelime- lerin mukabilleri daha baş- ka bir şekilde bulunabilirdi iddiası makbul bir iddia
34 ULUDAĞ
olabilir. Fakat yine Türkçe mukabilleri bulunmak şartile.
Fakatartık (üçgen) yerine (müselles ), (eşit) yerine ( mü- savi), (dikey) yerine (amut) ve sair gibi arapça kelimeler koymağa tahammül edilemez. (İltihabı sahayayi dimağiyi şevki ) yerine ( bulaşık beyin zarı hastalığı » demek ka- dar güzel bir şey olurmu? Ne- batat okuyan bir çocuga (mü- tekabilül kadem) yerine (ta- ban tabana), ( hültesikul vüreykatı tüveyciye ) yerine (bitişik yapraklı tümeçler) i öğretmek her halde daha kolay, ve çocuğun anlayacağı bir tabirdir. (Mecmuai azayı tezkir) in (ercik takımı) na ne üstünlüğü, ve kolaylığı, ve nede güzelliği vardır . Bu kadar dolaşık ve karışık arabca ıstılahın kulağa ne- resi hoş gelir? Buna henüz körpe çağda çocuk dili de- gil, oldukça olgun ve müte- kâmil okur yazarların bile dili güç döner. Bir (mikyası rutubete) (nem ölçer) den daha güzel ve ahenkli bir tabir bulunabilir mi?
Bu misalleri çoğaltmak çok mümkündür. Kendimizi değil, çocuklarımızı düşün- mek mecburiyetindeyiz. Biz
mektepte iken bu arapça 1s- tılahları öğrenmekte çekti- gimiz müşkülâtı unuttuk mu? Bu gün öğretmenlerin çeke- ceği sıkıntı, çocukların öğ- renme kabiliyetindeki kolay- lık karşısında nihayet bir zevk olur. Yaşamayanı di- riltmek doğru değildir der- ken o kelimenin oyaşamadı- gına nereden hükmediliyor. Gazetelerde son tenkidleri yapanların hangisi Anadolu lehçesinde (o yaşıyan o keli- melsr hakkında bir bilgi sahibidir. Biz onların böyle bir bilgiye sahip olmadıkla- rını, son yazıları ile öğren- miş oluyoruz. Bu gün İstan- bul lehçesinde bile öyle ke- limeler vardır ki onların ha- kiki manalarından ayrı bir şekilde bilmeyerek kullanıyo- ruz. (Halka verir talkını - kendi yutar salkımı) darbı meselindeki (talkını) kelime- sinin,Divanı -lügatüt-türkde koruk manasına gelen tal- kan olduğunu bilen kaç mu- harririmiz vardır. Divanda yazıl: bir kelimenin hâlâ İs- tanbul lehçesinde yaşadığını gürünce yaşıyan ve yaşamı- yan kelimeler üzerinde söz sahibi olabilmek için ulu or- ta kalem sallamak değil,
ULUDAĞ : 35
biraz tetkik ve bilgi icabe- der. (Akide şekeri) dediği- miz bir cins şekere ad veril- mesini hiç incelediniz mi? Anadoluda buna (akıt şe- keri) derler. Ve bu şeker hamur halinde, bir yere ası- larak akarken makasla ke- silir. Bunun için akıt şekeri denmiştir. Fakat o İstanbul lehçesinde arap kisvesine bürünerek (akide) olmuştur . Ben burada dilimizde kulla- nılan kelimelerin kaynakları hakkında uzun tetkik ve tah- liller yapacak değilim. An- cak yaşıyan ve yaşamıyan kelimeler üzerinde (iddiada bulunmak için Türk dili hak- kında esaslı bir bilgiye ihti- yaç vardır. Türk dili hiç bir dile nasip olmıyan bir işti- kakzenginliğine sahiptir. Bu zenginlik ona bütün ilmi mefhumları ifade edebilecek bir kudret verir. Fakat her şeyimizi küçük görmek gibi osmanlı saltanatının bize bı- raktığı kötü mirası, bu en mukaddes davada olsun ileri sürmiyelim. İyi veya kötü, ahenkli veya ahenksiz bizim
dilimizdir. Ve biz bu gün kendimiz için değil, istikbali hazırlamak için oçalışmak mecburiyetindeyiz. Bunu ya- parken (tekâmül) ve (yavaş yavaş) ı kabul etmiyen bir devrin, ve bir inkılâbın için- de yaşadığımızı bilmemiz lâ- zımdır. Lâtin harflerinde ay- ni iddia yapıldı. Tekâmül ve sindire sindire yapılmak lü- zumu ileri sürüldü. Eğer o zaman bu düşüncelere iltifat edilseydi, bu gün hâlâ arap harflerinin esaretinden kur- tulamazdık. Dil meselesinde de vaziyet aynidir. Bu gün kabul edilen kelimeler ve ıstılahlar içinde tashihe muh- taç bir kaç tanesi bulunursa, daha iyisi bulunduğu zaman yerlerine konur. Yoksa bu gün tedrici bir şekilde falan kelimenin türkçesi budur. O- nun yerine bunu koyalım diyerek ileri sürülecek bir fikir, bu inkılâp yürüyüş ve hızını tamamen geriye çek- mek, elbette menfi bir kuv- vetten başka bir şey olamaz.
Milli aşk ve iyman, gizli kalmış kıymetlerimizi mey-
36 ULUDAĞ
dana çıkarmağı emreder, Bu ateşin yaktığı gönüller, bu emri yapmakla ve yapanlara hürmet etmekle mükelleftir. Tenkit bilgiye dayanmak, ve nezih olmak suretile makbul - dür. Tezyif onu yapanlara karşı muhitte bir tiksinti
uyandırmaktan başka bir ne- tice vermez. Biz dil müna- kaşasına iştirak edecek mu- harrirlerden hakiki bir bilgi, ve mevzuun milli ehemmiyet ve kudsuyetine yaraşır ne-
zih ve vakur bir ifade bekle- riz ..
—
HALKEVLERİ
19 Şubat münasebetile
Yaklaşmakta olan mesut bir yıldönümü; Halkevlerinin kuruluş yıldönümü münase- betile bu satırları yazmağa başlarken henüz geride bı- raktığımız çok şerefli ve en bahtiyar bir günümüzün ha- zin yıldönümünü, içim sızla- yarak ve kalbim kanayarak hatırlıyorum:
Geçen sene bu günlerde Halkevi yıldönümü için ha- zırlanırken kabımıza sığa- mıyacak kadar mesuttuk.. Çünkü O; yalnız Halkevle- rini, ve yalnız Halkevlerinin anası olan Cumhuriyet Halk
“ Halkevleri, kurulan bütün mede- niyetlerin üstüne yeçmek iddia- sında bulunan Türkiye Cümhuri- yetinin hayatı için aziz bir toplan- ma yeri, bütün kabiliyetleri inki- saf ettiren bir mihrak sayılmalıdır.,,
İNÖNÜ
FAHİR KOMMAN
Partisini değil, bütün Türk yurdunu yeni baştan kuran ve yaratan Adam; ölmez Atatürk bizim aramızda idi..
O, “inkılâbın ilk günle- rindeki heyecanı tekrar ya- şıyorum.,, diyecek kadar bi- zim içimizde idi ve biz, ara- mızdaki güneşin etrafında gece gündüz demeden, sabah akşam bilmeden, soğuk sıcak düşünmeden, yağmur kar kaygısına varmadan tıpkı birer pervane gibi dolaşı- yorduk.
Geçen sene bu günlerde üç gün aramızda yaşadı.
38 ULUDAĞ
Sabahtan akşama kadar ve akşamdan sabaha kadar bi- zimle konuştu, bizimle güldü. Bir iltifat kelimleri, bütün bir memleketi tarih dur- dukça mesut etmeğe yeter- ken O, üç gün ve üç gece bi- ze mütemadiyen iltifat etti.
Hem nasıl? “ Bursalılar arasında yaşamaktan mesu- dum diyecek kadar..
Şimdi bu sene Halkevi yıldönümüne © hazırlanırken geçen yılın engin saadetini hatırlamamak, ve bu mesut yıl dönümüne bir damla göz yaşı katmamak mümkünmü?
Geçen sene Halkevi baş- kanı altıncı yıl dönümü- müzü bir kaç sözle açarken göğsü iftihardan kabararak : “ Arkadaşlar, çok mesuduz. Bu seneki saadetimizin ayrı bir hususiyeti de var, Çün- kü Atatürk daha bir kaç gün evveline kadar aramız- da idi, bugünkü sevincimiz- de hâlâ o sevincin ve o he- yecanın hızı var. “demişti,
Haklı idi.. Bu kadar se- vinç ve iftiharla çarpan kal- bimizin göğsümüze nasıl sığ- dığına hâlâ şaşarım..”
Bu yıl da başkan yıl dö- nümümüzü açarken belki de
“Arkadaşlar, ilk defadır ki Atatürksüz bir bayram yapı- yoruz. Bunun derin elemini ifade edemiyorum.,, diyecek, ve gözleri nemlenecek..
Ben Halkevleri yıl dönü- mü için bu satırları yazarken, geçen yılın bu mesut hatı- rasını yad etmeden geçeme- dim.. Her vesile ile olduğu gibi bu vesile ilede ölmez Şefin aziz ve her zaman sağ kalacak olan hatırası önün- de saygı ile eğiliyorum.
* ##
Bir kaç günsonra 19-şu- bat-1939 günü Halkevleri ku- ruluşunun yedinci yıl dönü- münü kutlulayacağız.
Atatürk devrimini yay- mak ve bütün inkılâpları ile Cümhuriyet rejimini her gün biraz daha olgun bir şekilde kökleştirmek gibi temiz ül- küler uğrunda yıllardır müte- vazi çalışan Halkevlerinin bu yıl dönümünü ulusal bayram- larımızdan birisi olarak te- lâkki etmekte çok haklıyız.
Dokuz şubesi ile sessiz ve mütevazi, fakat durmadan ve dinlenmeden çalışan Halk evlerinin vazifesi yurttaşın manevi duygularını büyült- mek ve yaymaktır.
ULUDAĞ 39
Ferden her birimizin in- kılâp rejimi için ödemeğe mecbur bulunduğumuz vazi- felerimiz vardır. Fakat ayni zamanda bu ferdi vazifeleri- mizi birleştirmek ve cemiyet- leştirmek lâzımdır. Ancak bu şekildedir ki o çalışmalarımız umduğumuzdan daha verimli ve daha olgun neticeler do- gurabilir. İşte Halkevleri bu ferdi çalışmaları bütünleşti- ren ve cemiyetleştiren ulu- sal ocaktır.
Cümhuriyet idaresi bu a- ziz yurdu Osmanlı hüküme- tinden ve binbir düşmandan kurtardığı zaman, yurttaşın ne maddi ve nede manavi refahı için bu memlekette hiç bir şey mevcut değildi.. On beş yılda on beş asıra sığ- mayan muazzam işler görül- dü.. Yurt gittikçe güzelleşi- yor, yurttaş günden güne refaha kavuşuyor.. Yurttaşın maddi refahının yanında ma- nevi varlığını da olgunlaştır- mak, ve iç duygularını bü- yütmek lâzımdır.
İşte bu ikinci iş de Cüm- huriyet hükümetinin en bü- yük yardımcısı Halkevleridir.
Halkevleri; aziz Şefin ya-
rattığı Cümhuriyet Halk Par- tisinin, bilgili ve olgun yurt- taş yetiştirmek için kurduğu kültür müesseseleridir.
Halkevleri münevver yurt- taşın cemiyetleşerek çalışma- sı için bütün imkânları ha- zırlamış, ve olgunlaşacak yurt- taşın bütün aradığı vesaiti ortaya koymuştur.
İnönü nün dediği gibi : “İlim ve fennoktai nazarın- dan Halkevleri, muhitlerinin okumuş, bilen, öğrenmesini ve öğretmesini sevenlerin ça- lışması için; hazır bir vası- tadır. ,,
Münevver yurttaş, Halkevi çatısı altında yapıcı ve ya- ratıcı olacaktır.
Tarih sahasında, edebiyat sahasında, fen sahasında, gü- zel sanatlar sahasında vel- hasıl ilim sahasında cemiyet- leşen münevver ferdin Halk- evi çatısı altındaki çalışma ve araştırmaları, her gün ye- ni bir kültür tohumunu do- ğuracak, ve inkılâp rejiminin sıcak güneşi altında yeşeren bu tohum, bütün memlekete filiz salacaktır. İşte bu filiz her gün olgunlaşan yeni bir dimağdır.
40 ULUDAĞ
Büyüklerimiz: « Biz, Halk evlerinin arkadaşlık havası- nın hararetiyle ısınan çatı- ları altında ulusumuzun tek tek olmaktan çıkarak; sulb- leşerek, cemiyetleşerek, irti- faı ve cevheri ile kendisini bir granit kütlesi halinde istikbale arz edeceğine kani- yiz..» diyorlar.
Evet, buna kaniiz: Çün- kü bu ulusal teşekkülü ku- ran, bu kültür ocağını yara- tan Atatürktür.. Her işde olduğu gibi Ona inanıyoruz..
Çalışan: O nun yetiştir- diği bir nesildi, Türk genç- liğidir, inanmaya mecburuz.. Bu iki başlı itminan her yı- lın veriminin, geçen yildan biraz daha fazla olacağına inanmaklığımız içinde bir sebeptir.
Halkevlerinin tarihi eski- dikçe istediğimiz, ve yetistir- meğe çalıştığımız olgun ve münevver milyonluk kütlenin sayıca devamlı bir çoğalma arzedeceğine de şüphemiz yoktur.
İstek EMİN ÜLGENER
Sahibi bulunduğum bir yerde yalnız kalmak , Unutmak saatlerin geçtiğini bir anda. Pençeremden misafir gelen akşamı almak ; Bir insan yokmu, diye arandığım zamanda .
» Saçlarıma sarılan rüzgârlarla uyumak, Ve nihayet uyanmak gölgelerle beraber . Açılan hafızamı toplamak yumak, yumak, Sonra gelen sabahtan beklememek bir haber.
“ id
Hatıra kapısını çevirmek ellerimle ; Sükünu, düşünceme bir düğümle bağlamak. Hayâl ağaçlarını devirmek ellerimle, Ağlamak yanlızlığa, yanlızlığa ağlamak!.
Tarihte Bursa :
Bursanın, Türk tababeti tarihinde yeri
(Darüttip) ve (Darüşşifa) diye anılan Tıp fakültesi 12 mayıs 1400 tarihinde Yıldırım Beyazıt tarafındae Bursada inşa olunmuştur. Bu fakülte, Osmanlı Türklerinin ilk tıb- biye mektebidir. Bina müs- tatil bir saha üzerinde inşa olunmuştur. Boyu 70, eni 37 adım sayılmıştır. Yıldırım camiinin doğu kuzeyine te- sadüf etmektedir. Kapısı şi- male doğrudur. Kapının her iki yanında geniş birer oda mevcut olup binanın batısın- da dokuz oda sayılmıştır. Güney tarafında ortada bir büyük, her iki tarafında on-
Nazım YÜCELT
dan küçük iki oda vardır. | Doğu tarafı tamamer yıkıl- mıştır. Pek tabiidir ki, | doğu tarafında da batı ta- rafında olduğu gibi odalar mevcut idi.
Bina bir katlı olarak gö- rünmektedir. Ortada vasi bir bahçe, bahçede bir de kuyu vardır. Yandaki oda- ların her birinin eni ve boyu dörder metredir. Sağ tara- fında bir ocak, kapının kar- | sısında bir pençere vardır. Pençere şimdi örülüdür. Ta- lebe bu hücrelerde yatarlar, |
zamanın tedris şekillerine uyarak derslerini camide okurlardı.
ULUDAĞ 43
Bina, ayni zamanda has- tahane idi. Binanın küçük- lüğü nisbetinde mahdut bir hey'eti sıhhiyesi vardı. Bursa Evkaf Direktörlüğünde mev- cut Yıldırım vakfiyesine gö- re, (1) hey'eti sıhhiye: bir baş hekim, iki hekim, iki şerbetçi, iki eczacıdan iba- retti. Bundan başka bir aşçı ve bir de ekmekçi mevcud- du.
Bu memur ve müstahdem- lerin tahsisatı şöyle idi:
Baş Hekim günde 12 dir- hem gümüş akçe, senede 240 kile Buğday, 48 Kile pirinç; 2 Hekimden her birine günde 8 dirhem gümüş akçe, sene- de 180 kile buğday, 24 Kile pirinç; 2 Şerbetçiden her bi- rine günde İ dirhem gü- müş akçe, senede 144 kile buğday; 2 Eczacıdan her birine günde 2 dirhem gü- müş akçe, senede 144 kile buğday; Aşçıya günde 2 dir- hem gümüş akçe, senede 144 kile buğday; Ekmekçiye gün- de 2 dirhem gümüş akçe, se- nede 144 kile buğday.
Darüşşifadaki (o hastalar için her gün 260 dirhem gü- müş akçe üzerirden senede
(1) Yıldırım vakfiyesi arapça olarak oyazılmışlır, (o Tercümesini dergimizde dercedeceğiz.
93600 dirhem gümüş akçe tahsisat konulmuştur. Hasta- lar için her gün üç kile pi- rinç üzerinden senede 1080 kile pirinç tahsis olunmuştur. Kâfi mikdarda da ekmet ta- yin edilmiştir. Bundan başka
ihtiyaca göre sair erzak alı- nırdı.
Bu tahsisatı idare ede- bilmek için köyler, mezralar, çayırlar, binalar, bahçeler, kırlar, dükkânlar ve bu ara- zide kullanılmak için koyun, inek ve mandalar da vakfo- lunmuştur. Mevcut kayıtlara göre hastahane 100 sene ev- veline hadar çalışıyordu. Eli- mizdeki vesikaların noksan- lığı yüzünden fakülte ve has- tahanede çalışan doktorların tam kadrosunu bulmak maa- lesef mümkün olamadı. An- cak elde ettiğimiz doktorla- rın isimleri şunlardır.
Tabibi Hâzık Ömer efen- di (Ömer Şifai)
(Eczayı anasırı erbaabi vü- cudü Rumeli bilâdından bir beldede tekevvün ve masak- katı reislerinden peder ile Darüssaltanatülaliyyei mah- miyei Kostantaniyeye hicret edip (2) orada yerleşmiştir.
12) Zübdeytülvakayi der beldei celilei Bursa, Fatih Millet kütüp- hanesi, yazma tarih kısmı : 89
44 ULUDAĞ
İstanbulda bir müddet kasap- lık etmiştir. Bilâhara Şamda (Hanne) nam yahudiye intisap ederek andan tababet tah- sil etmiştir. Şamdan Fren- gistana gitmiş bir çok dok- torlardan sitaj görmüştür. İlmi teşrihi tamamen öğren- dikten sonra Bursaya gel- miş, Yıldırım Darüşşifasında Reisületibba olmuştur. (1159) Ramazanının 27 inci günü ölmüştür. (3) Pınarbaşında Mevlevihane hizasında med- fundur. Darüşşifa baş hekim- liği Levhi zade Şair Hüseyin efendiye verilmiştir.
Merhumun fenni hikmette mahareti vardı. Vefatına ya- kın nabzını eline alıp ölümü- me iki saat kaldı, bir saat kaldı, yarım saat kaldı diye- rek son dakikalarını saymış- tı. Abbas efendi adında bir oğlu vardı. Abbas efendi ba-
(3) Tabip Ömer Efendinin me zar taşını bir frenk doktorun dik- tiği Türk tababet tarihinde yazı- lıdır. Bu taş Ömer Şifainin ölü- münden pek çok zaman sonra di- kilmiş ve yanlış olarak merhumun vefat tarihi (H.1155) gösterilmiştir.
Bakırcı zadeRaşi! Mehmet adında biri tarafından yazılıp 1229 tarihinde sona ermiş bulunari Zübdetülva- kayide (1159) gösterilmektedir, Mi- lâdi (1813) tarihine tasadüf eder,
basından tababet öğrendi. Babasının ölümünden sonra İstanbula hicret etti. Üçün- cü Mustafanın hastalığını iyileştirdi. Bu suretle meşhur oldu.
Ömer Şifainin edebiyat ve tasavvufa da vukufu var- dı. Türk Tababeti tarihi, merhumun 12 parça eserini saymaktadır ki bunların için- de (Ettıbbülcedit ) sekiz cilt-
ten ibarettir.
Çiçekçi Ebu Bekir zade Tabib Ali Efendi
Bursada doğmuştur. Bur- sada Balıkpazarında dükkân açmıştır. Hastalara orada ilâç verir, tedavi ederdi. Şeyh İsmail Hakkının sohbetine dahil idi. (M.1800—H. 1147) tarihinde öldü. Pınarbaşı me- zarlığında Babıssiccin « Zin- dan kapısı » haricinde yol başında medfundur.
Çörekçi Zade İbrahim Efendi
Bursalıdır. Hattat Kürt- zade İbrahim Efendiden yazı dersi almıştır. Nesih ve sülüs yazıda mahir (Rub'u daire fenninde hud naziri nadir ) idi. Bir çok hastaları tedavi ederdi. Bir gün bir saralı
ULUDAĞ 45
hasta kendisine geldi. Halin- den şikâyet etti. Başına ge- lenleri hikâye eyiedi. ( Sar'a gelirken bir çil yüzlü kız gö- rünüyor. Gözü gözüme geli- yor. Hemem vücudum raşe- dar oluyor ve bana yakla- şınca raşem artıyor. Karar- İki ellerile beni sarınca o zaman biyhut
sız kalıyorum. ve biyhuş oluyorum.) dedi. Doktor kendisini o gün gön- derdi. Ertesi günü için ça- gırdı. Ertesi gün hasta ge- lince; ağzı kapalı bir pulluk şişesi kendisine gösterip (İş- te düşmanın bunun içinde- dir. Lâkin bir külhancı dost bulup külhanının tam sıcak- lığında bu şişeyi içine koy, inşallah hastalıktan kurtu- lursun ) dedi. Hasta dediği gibi yaptı. Dülgerler hama- mı külhanına koyduktan son- ra bir daha gelmedi.
adama sar'a
Hanesi ( Mücmaıurefa ve zürefa ve menba'ı şuara ve u- lema ve meclisi bezmi baykara olup Tabib Ömer efendi ve Asım ve Mustafa Efendi ve Levhi Hüseyin efendi ve ku-
nun emdali zevatı saadet si- mat, yaranı sadakat nisabet- ten idi. (1815-1161) de öl- müştür.
Ağa zade Nakşi
Adı Mehmet tir. Bursada sırayı âmire ağası Mustafa bey, babası olmak hasebile (Ağa zade) denmekle ma- ruftu. Sınaâtı cüz'iyede ka- biliyeti olup nakkaşlıkta da mahirdi. Tababet semtine rağbet edip Bursa hastaha- nesi için çok çalıştı. Niha- yet 2Zinci doktor oldu. Metr- titos eczasını cem ve ter- tip ile meşgul iken 1056 sa- ferinin ( Milâdi 1646 ) onun- cu günü ömrü tamam oldu. Kurd oğlu makberesine defn edildi. Vefatı hakkında Ni- 'meti çelebi şu tarihi söyle- miştir :
Gitti Nakşi Çelebi Dünyadan (4)
Bursa evkaf mahzeninde mahfuz şer'i mahkeme sicil- lerinde Sadullah Efendi Bin
(4) Buraya kadar verdiğimiz malümat dağnık bir şekilde( Züb detülvakayi der beldei celilei Bur-
sa ) da mevcuttur.
46 ULUDAĞ
Sunullah adında bir doktorla daha rastladık. Bu doktor 1619 tarihinde Bursada Rei- sületibba imiş. Tercümei ha- line bir yerde tesadüf ede- medik.
Türk tababeti tarihinde de şu isimlere rastladık :
Hüsnü efendi — Hocata- bib ünvanile meşhurdur. Bur- sa Tıp fakültesinde ilk baş
hekimdir. Adına Bursada bir mahalle vardır.
Acem Ali çelebi—Tebriz- de doğmuş Bursada reisüle- tıbba olmuştur, (160 - 1100) tarihinde Bursada ölmüştür. Üftadede medfundur.
Ali efendi — Ömer Şifai- nin talebesidir. ( 1814-1160 ) de ölmüştür.
Yedi parça eseri vardır.
—— e
RESİM
Garpta ilk resim sergisi 1663 de, bizde ise 1878 de açılmıştır. Aradaki bu u- zun fark, resim dünyasında ne kadar gecikmiş oldugumu- zu gösterir.
Zaferi müteakip ilk sergi, ressamlar cemiyeti tarafından 1923 de Galatasaray Lisesin- de açılmıştır. Bu serginin kü- şat resminde Atatürk namına bulunan Bay Hamdullah Sup- hi; Çallının bir hitabını mü- teakip kürsüye çıkarak: Türk mevzuunun, düne okadar, Türk olmıyanların fırçasından çıktığını, ve şimdi ressamla.
Kenan ÖZBEL
rımızın bu sahayıbizzat ken. di ellerine aldıklarını söyle- miş ve yeni Türkiyenin yeni Reisinin mektuplarından şu satırları okumuştu :
« Sanatkârlarımızın müte. madi ye feyyaz (mesaisinin daima takdirkârı bulunduğu- mu selâm ve hürmetlerimle beraber cemiyet azasına teb- liğ etmenizi rica oederim... Gazi MustafaKemal » ve ar- zuları üzerine jiri heyeti ta- rafından ayrılan üç (tablo, namlarına satın — alınmıştır.
Bundan sonra 1924 yılın-
da yeni kurulan resim cemi.
48 ULUDAĞ
yetinin ilk sergisi gelir. 25 Mayısda İstanbulda açılan bu sergi Cümhuriyetten hız alan Cümhuriyet çocuklarının ser- gisi idi. 21 sanatkârın iştira. kile açılan 115 eserlik bu sergi, yeni duyuşu ve büyük bir heyecan kaynağını taşı- yor, büyük bir takdir ve a. lâka görüyordu. Artık mem- lekette sanat zümresi çoğal. mağa ve bir sanat faaliyeti yol almeğa başlamıştı
Bu sergi, yeni Türkiyenin resim sahasında yep yeni bir
hareket olarak karşılandı. Kazandığı omuvaffakiyetin , eskileri gayrete getirdiğini
altıncı Galatasaray sergisinde görüyoruz. Fakat (o yedinci Galatasaray sergisinde (o bu gayretin gevşediğini ve bir sene evvelki sergiye nazaran küçük bir yenilik bile mev. cut olmaması gazeteleri müt- tefikan şikâyete sevketmiş, yeni tahassüslerle , o bellen. miş ve ezberlenmiş etüdler. den, artık eskilerin bir zevallı olarak karşılanmasına kadar gidilmişti.
O zaman tesadüfen mem. leketimizde bulunan “ Frank Ford Saytung ,, gazetesi tah. rir heyetinden felsefe dokto-
ru Herr Buh hun bu — sergi
hakkında yazdığı ve Cüm- huriyet gazetesinde o tarih. lerde tercümesi intisar eden yazısı, çok acı bir hakikati ortaya koydu. Ressemlarımı. zın hiç birini tanımıyan bu zat, eserleri milli üslüp ve şah- siyetten uzak buluyor, yalnız genç ressamlardan (oo Eşrefin eserleri üzerinde (durarak Türk okulunun ilerde bir üs- tadı olabileceğini söylüyordn.
Her sene yeni ve genç elemanlar kazanan sanat mu- hitinin genişlediğini ve bunun neticesi olarak Güzel Sanat- lar Birliğinin teessüs ettiğini görüyoruz
12 eylül 1926 da icra ve- killeri kararile yalnız İstan- bula inhisar eden resim ser- gilerinin Ankarada açılması. na başlanıyor ve bu sergi- lerde, hükümetin ve halkın rağbetini kazanan bir çok resimler satılıyordu. o Artık Galatasaray sergisi eski rağ- betini ve değerini kaybetme. ye başlamıştı.
1927 senesinde Ankarada açılan dördüncü resim sergi. sinden Maarif Vekâleti, diğer vekâlet ve müesselerden ma- da 2300 liralık resim satın almak suretile sanata lâyık olduğu değerin verilmesine
ULUDAĞ 49
başlandığını göstermiştir.
1929 senesinde , Halkevi- mizin daveti üzerine geçen sene sergilerini gördüğümüz “ Müstakil ressam ve heykel. traşlar birliği ,, teşekkül etti. Bu birlik Ankarada açtığı ilk resim sergisile Galatasa- ray sergilerine benzemiyen, garbın resim sanatındaki yeni cereyanlarını memlekete ta- nıttı. Artık Oo ressamlarımız yalnız resim yapmak ve sergi açmakla kalmıyarak neşriyat ve konferanslarla sanat da- valarını gazete ( sütünlarına nakletmeğe başlamıştı. 1931 senesine bn bakımdan neşri- yat ve münakaşa senesi de- nilebilr.
Zeki, Halil, Zühdü, Hâmit gibi daha anlayışlı bir züm- renin de Avrupadan avdetle- ri, buişe kuvvet vermekle beraber sanat hareketlerinin Rusya ve Balkanlarda da ser- giler açmakla ( genişlediğini görüyoruz.
Artık bizde sanat ve sa- natkârın mevcut olmadığına inananların düşünceleri, bu haraket ve farliyetlerin neti- cesi, son senelerde akademi direktörü bay Burhan Top- rağın 50 yıllık Türk resim ve heykel sergisinin açılmasi-
le nihayet buldu vetahakku- kunu bu kadar çabuk ümit etmediğimiz resim müzemiz, Büyük Şefin işaretlerile Dol- mabahçe sarayının bir daire- sinde açıldı. Artık o sanatı, sanatkârı ve müzesi oolan Türk milletinin sanat saha- sındaki hareketleri seneden seneye artmağa başladı.
Geçen sene Akademide merhum Nazmi Ziyanınresim ve Türk tezyini sanatlarını, Güzin Fehimanın o karagöz motiflerini, ve Mitat Özarın afiş sergisini, birbirinden ta- mamile ayrı Türk sanatının canlı panaromasını bir. kül halinde gördük.
Bu sene Ankarada açılan birleşik resim ve heykel ser- gisine gösterilen alâka (o ve gördüğü rağbet, Cümhuriye- tin yurtta sanatı ve sanatkârı himaye için neler yaptığını göstermektedir.
Bilhassa Cümhuriyet Halk Partisinin ressamlardan bir kıs. mını vilâyetlere göndererek resimler yaptırmak suretile halkı ve sanatkârı biribirine yaklaştırmak gibi toplu ha- reketler yanında mevzii ve münferit çalışmaları koruyan Halkevlerinin yakın alâkala- rını da göz önüne (alırsak
50 ULUDAĞ
Cümhuri- müstesna etmek lâ-
sanatine verdiği işaret
resim yetin değeri zımdır. Ankara, İzmir, Mersin, Balıkesir Halkevlerinin tedris faaliyetlerini, bu (o yerlerden mada Manisa, Samsun, Ada. na, Zonguldak, Trabzon ve Erzurum gibi yurdun en u- zak yerlerinde bile bir çok resim sergilerinin açıldığını ve büyük bir rağbet gördü. günü işidiyor ve okuyoruz
Yalnız Bursamızda son dört sene zarfında dokuz resim sergisi açılmıştır. Ve bütün amatörlere her zaman açık ve çalışmalarını kolay. laştıran vasıtalara malik Hal. kevimizin bir resim atelyesi vardır ve buraya yazılanların sayısı 100 ü bulmuştur.
Bu atölyede çalışanların Cümhuriyet Halk Partisi ku- rağındaki salonda açtıkları ikinci resim sergilerinin bir
hafta zarfında 10,000 kişi
tarafından gezilmesi, halkın güzel sanatlara karşı göster diği alâka bakımından kayda değer ve C. H. P. İlyönkur başkanımızın sergiye iştirak edenlerden her birinin iki eserini satın aldırmak sure. tile gösterdikleri yakın alâ. kanın bu işin ilerisine daha büyük bir emniyetle bakıla- bileceğinin en büyük delili. dir .
Vilâyetimiz dahilinde he. men hiç bir kazaya nasip ol- mamış sistemli ve metodlu bir çalışma neticesi olan İne- göl Halkevinin resim sergisi
de, resim hareketleri arasında büyük bir değer taşımaktadır.
Yukarda çok geç kaldığı. mızı işaret ettiğim resim sa- natımıza diğer umumi hare. ket ve faaliyetlerimiz arasın- da Cümhuriyetimizin, lâyık olduğu değeri verdiği ve bu nisbette de resim sanatımı- zın ilerlediğini görmekteyiz.
——> em
Abolyont akşamları NİZAMİ NEFESLİ ARMAĞAN
Gizli bir lisan olur Abolyont akşamları. Sular hep mercan olur Abolyont akşamları. » Mehtap gölde bir kandil, Göl: sihirli bir mendil, Göz konuşur ; susar dil, Abolyont akşamları. ©» Işık odolunca sular, Hülyalar otağ kurar, Ruha arzular sorar, Abolyont oakşamları.
— e.
İpek böcekçiliği
Türkiyeye ipek böcekçili. ğinin girmesi tarihi, milâdın 52 inci yılında ve imparator Jüstinianüs O zamanındadır. Memleketimize ilk defa bu suretle giren ipek böcekçiliği, Marmara havzasile Bursa, Bi- lecik ve Kocaeli vilâyetlerine
dağılarak buralardan Ana. dolu ve Trakyanın ipek bö- cekciliğine müsait olan yerle- rine kadar yapılmıştır. Umu. mi harpten evvel ipek bö- cekciliği azami inkişafını bu- larak bu harbe tekaddüm eden yıllarda umumi yaş ko za hasılatı 18 milyon kilog-
Tahir YETMEN
ramu kadar yükselmişti. Umumi harpten evvelki zamanlarda Türkiye ipek bö- cekçiliği, kendisine varidat te- min eden deyunu umumiye tarafından idare edilmekte ve ipekçiliğin inkişafı için mezkür müessese tedbirler almakta idi. İpek böcekçili- ğinin memleketimizde, böcek- lere arız olan hastalıklar yü- zünden, inkıraza yüz tutması münasebetile bu san'atın tek- nik kısımlarını halka öğret. mek ve hastalıksız tohum yetiştirmek üzere deyün u- mumiye tarafından Bursada
ULUDAĞ j 53
1888 yılında Harir Darüttali- mi isminde bir mektep tesis olunarak bu mektepte yeti- şen yeni tohumlar vasıtasile hastalıksız tohum istihsaline başlanmış ve bu yüzden ge- rilemeğe yüz tutan ipek bö- cekçiliği yeniden dirilmeğe başlamıştır. Umumi harpten evvel memleketimiz koza ve ipek istihsalâtı hemen tama- men denecek derecede Av. rupaya ihraç olunmakta idi. Koza ve ipeklerimizin iyi has- saları oavrupada kendisine mahsus bir pazar temin ede. rek bu yüzden memleketimi- ze hayli servet getirmekte idi .
Umumi harp devam ettiği müddetçe bir taraftan ihra- cat imkânlarının ortadan kal. ması diğer taraftan bu hu- sus için memleket içinde is- tihlâk sanayii olmaması yü- zünden. ipek böcekçiliği san'- atı azalmaya ve istihsal olu- nan koza miktarı düşmeğe başlamıştır . Bu hâl İstiklâl harbi sonuna kadar devam etmiştir. Şu suretle umumi harpten evvelki umum Tür. kiye yaş koza istihsali, yuka- rıda söylendiği gibi, 18 mil. yon kilogram iken bu miktar istiklâl (o harbinin (o sonunda
80,000 kiloya kadar düşmüş- tür. İstiklâl harbini müte- akip (Türkiye Cümhuriyeti Hükümeti, diğer memle- ket işlerinde olduğu gibi, ipek böcekçiliğini de ele ala- rak bu san'atin memlekette ilerlemesi imkânlarına o baş vurmuştur.
Türkiye Cümhuriyeti Hükü- metinin oteessüsünden sonra ozamana kadar düyunuumu- miye tarafından idare olunan Bursa harir darüttalimi mek- tebi 1926 yılında hükümetin idaresine alınarak ismi: ipek böcekçiliği mektebine tahvil olunmuş ve bundan maada Antakya, Elâzığ, Trakya ve Bilecikte ayrıca birer ipek böcekçiliği mektebi açılmış- tır.
İpek böcekçiliğinin mem- leketimizde, Cümhuriyet reji- minin icabettirdiği disiplinle idaresi ve himayesi için bir taraftan 1926 yılında ipek böceği tohumu istihsal, mua- yene ve satışını tanzim eden bir kanun çıkarılmış ve bu kanunda müstahsili himaye edecek bir çok tedbirler alın- mıştır. Bundan maada ayrıca memleket koza ve ipek istih- salinin emniyet altına alın. ması için ipeğe, yaş ve kuru
54 ULUDAĞ
kozaya gümrük hiyamesi vaz edilmiştir. (Evvelce düyunu umumiye tarafından idare olunan ipek böceği kontrol memurları ziraat müdürlükle- rine ve bilâhara ipek böcek. çilik mekteplerine verilerek bu memurların daha faydalı ve verimli çalışmaları imkân altına alınmıştır. )
Memlekette daha fenni ve ilmi çalışmak ve ihracat yapmak için tedbir olarak hükümet 1925 yılında avru- paya bir talebe göndererek iki sene İtalya ve iki sene Fransada ihtisas tahsil ettir- miş ve bütün memleketin ipek böcekçiliğini tanzim et- mek üzere 1930 yılında Bur- sada bir ipek (böcekçiliği enstitüsü açmıştır. o Ayrıca İtalyaya diğer bir talebe gön- derip ihtisas yaptırtarak mem- lekette bir böcekçilik mües- sesesinin başına koymuştur.
Enstitü teşekkülünden son. ra bu enstitü orijinâl etütler yapmak ve memlekette yeti- şen kozacılığı islâh etmek üzere faaliyete geçmiştir. İlk iş olarak şimdiye kadar to- humların gayri fenni olarak fena şartlar altında muhafa- zalarından doğan zararın ö- nüne geçmek üzere Bursada
iki yüz bin kutu (bir kutu 25 gram tohum) istiabında bir ipek böceği tohumu kış- lağı tesis etmiştir. Bu kışlağa 25000 lira sarfile en modern soğutma techizatı konulmuş ve bütün sıhhi tertibat alın. mıştır. Halen Türkiyede is- tihsal olunan bütün tohumlar vaktinde bu müesseseye cel- bolunarak kışım muntazam bir sıcaklık altında muhafaza edilmekte ve yazın tam za- mauında köylüye verilmekte. dir
Enstitünün çalışmasile mem- lekette beslenen ırkın tasfi- yesine girişilerek sanayiin ih- tiyacını karşılayacak tip tes- bit olunmuş ve bu tip üze- rinde uğraşılarak ırkta safi- yete ve ünüformiteye doğru gidilerek müstahsili ve sana-' yii memnun edecek derecede müsbet ve ideal neticeler a. lınmıştır.
Tohumlarla irsen intikal eden ve besleme tekniğinin noksanlığı yüzünden hasıl o. lan hastalıklarla (o mücadele edilerek son zamanlarda has- talıklar ve bilhassa irsen in- tikal edenler tamamile orta- dan kaldırılmıştır.
Besleme tekniği üzerinde Enstitü memurlarile beraber
ULUDAĞ 55
bizzat mustahsilin ayağına kadar giderek noksanları iş başında düzeltilmiş ve bu su- retle ayni masraf ve emekle iki misline yakın denecek derecede köylünün istihsal kudreti arttırılmıştır. Bundan başka ayrıca teknik ve pra- tik broşürler yazılarak köy- lüye parasız olarak dağıtıl- maktadır.
Memleketin ipek böcekçi- liği mektebi bulunmıyan yer- lerinde de busan'atin tamimi ve ıslahına medra olmak üze re mevcut mektepler seyyar halinde mevsim kurslari aç- mak suretile halkın ayağına kadar giderek vazife gör mektedirler.
İpek beceği tohumlarının müstahsil tarafından iyi fış- kırtılamaması üyzünden hasıl olan noksanları önlemek üze- re ilk defa olarak Bursada ve Antalyada birer fışkırtma istasyonu açılmış ve burada fenni nezaret altında halkın tohumları parasız olarak fış- kırtılarak halka tevzi edil. miştir. Bütün böcekçilik böl. gelerinde bu istaseonların fazlalaştırılması için yeni ted. birler alınmaktadır.
Umumi harbin içinde tah- rip olunan bir çok dutlukla.
rın yeniden ihyası için Hü. kümet yeni ihdas olunan dut- luklara vergi muafiyeti koy- duğu gibi diğer taraftan ge- rek Hükümet fidanlıklarından ve gerek koza borsalarından halka meccanen fidan dağıt. mıştır. Bursa Borsasının bu hususta yaptığı yardım en ileride gelir. Bursa Borsası 1927 yılından 1938 yılına kadar parasız olarak halka 3,700,662 fidan dağıtmış ve 1928 yılından 1938 yılına ka. dar halka dağıttığı fidan, kozacılara verdiği ikramiye, tenvir ve irşat ve böcekçile- re parasız termometre ver. mek suretile 25456 lira sar- fetmiştir.
Hükümet, Türkiyede ipek böcekçiliğine müsait olan yer. lerde böcekçiliği teşvik için ve fakir olupta tohum ala. mıyacak olanlara verilmek üzere her yıl Eriklicede to. hum istihsal evinde yetiştir- diği 2000 kutu kadar böcek tohumu halka parasız olarak dağısmaktadır.
Hükümet, müstahsilin ma- lını emniyetle satabilmeleri- ni temin için evvelâ Bursada 1926 yılında bir borsa kur- wuş ve müteakiben memle- ketin diğer yerlerindede ko-
56 ULUDAĞ
zalarının borsa veya mizan yerlerinde ve resmi kontrol altında şatılmas'nı temin et- miştir.
İpek böcekciliği bu suret- le intizama ve disipline gir- dikten sonra ipek sanayiinin ilerlemesi için oHükümetin tanzim ettiği teşviki sanayi kanunu memlekette yeniden dohumacılık san'atının doğ. masına sebep olmuştur. U wumi harpten evvel yok de- nzcek derecede az ve iptidai olan ipekli doknma sanayii İstiklâl mücadelesinden sonra artarak son senelerde Bur- sada dokuma fabrikalarında- ki tezgâh adedi 592 ye, İs- tanbuldakilerde 450 ye yük- selmiştir, Bunlardan mâda Bursada 27 filâtür fabrika- sındaki mancınık adedi 1176 ya baliğolmuştur. Süğütte 2, Osman ilinde 1, Adapa- zarında ayrıca 2filâtür fab-
rikası yeniden tesis olun- muştur. Memlekette istihsal olu-
nan koaa, ipek ve emsali evsafını bitaraf olarak yeni.
den tayin ve iespit etmek ve bu yüzden vuku bulacak itilâflarda hakem vazifesi- ni görmek üzere Bursada İpek Böcekçiliği Enstitüsür. de bir Kondisyorman dairesi kurularak oObu daire için lâzım olan vasıtalar alın. mış ve büro işlemeğe başla” mştır.
Bundan maada memleke. timizde istihsal olunan ipekli kumaşların evsafının ıslahı ve gayrı meşru orekabetlerin önüne geçmek üzere bir ipekli kumaş istandart nizam- namesi yapılarak muayyen tip ve muayyen evsafta ipekli kumaşlar dokunmaya başla. mış ve buda Hükümetin kont rolü altına girmiştir.
Görülüyor ki, Cümhuriyet Hükümetimiz memleket ipek böcekçiliği üzerinde istihsal. den istihlâke kadar en ince teferruatile meşgul olarak bu
uğurda alınması icabeden bütün tedbirleri almış ve müsbet neticeleri de ( elde etmiştir.
— — ekine -
Tahlil:
Türk ve Fransız Cümhuriyetleri
1789 tarihindeki Fransa ihtilâli ardından Fransa meş- rutiyet oldu. Fakat meşruti- yet idaresi esnasında kral re. jime ihanet ve mutlakiyeti iade için memleket içinde tefrika ihdas etmekten geri kalmadı.
Hattâ maksadını elde et- mek arzusile düşmanla el ele vermekten de çekinmedi. Bu- nu, gören. Fransız inkılâpçı- ları Cümhuriyeti ilân ettiler. 1792 de Fransanın düşman. ları hududu geçmiş idiler.
Cümhuriyet; imtiyazlı sı- nıfın ve Fransız kral ailesi-
Nazım YÜCELT
nin hiyanetlerine ve düşman- ların taarruzuna rağmen hu- dutları ve istiklâli korudu 1793 te de düşmanla iş bir. liği yaptığı tahakkuk eden kralı idam etti. Ayni sene Cümhuriyet esaslarına uygun bir kanunu esasi yapıldı. Fa- kat zamanın fevkalâdeliğin- den dolayı tatbiki geri bıra- kıldı. Ve memleket meclisi azası arasından seçilen (selâ- meti umumiye komitesi) tara- fından idare olundu. 1795 de memleketin durumu iyileşti.
Düşmanlar huduttan dışarı atılmıştı. Ve bazı düşman.
58 ULUDAĞ
larla galip şeklinde sulh im zalanmıştı
Dahilde de köylüyü se- vindiren tedbirler alınmıştı.
İmtiyazlı sınıfın elinde bu. lunan araziden mühim kısmı köylüye satılmıştı. Bu suretle nisbeten müreffeh bir köylü sınıfı meydana gelmişti oŞe- hirlerde orta sınıf zengin oluyordu.
1795 de yeni bir kanunu esasi yapılarak ( direktuar ) adında yeni bir hükümet şekli kuruldu. Ve bu devirde (milli hakimiyet) Cümhuriyet devrine nisbetle mahdut idi. Filhakika orta sınıf halk mil letin. mukadderatına hakim olmuştu. Fakat muhtelif dev. let kuvvetleri arasında bir rabıtasızlık vardı. Ve bu se. bepten çıkacak olan ihtilâf. ları halledecek kuvvetli bir makam yoktu. Milli idarede mekeziyet usulü yerine ade- mi merkeziyet usulü konul. muştu. Siyasi fırkalar ordu. yu da siyasete karıştırmıştı. Bu idare parasız ve aciz kal. mıştı. Nüfusu her gün bir az daha kırıldı. Direktuar hü. kümeti yıkıldı
1799 da konsüllük kurul- du .
1815 den sonra irtica ga- lip gelmişti. Fakat Frasız ih- tilâlinin ortaya attığı hürri- yet fikirleri 1830 da Fran sada ve Avrupanın her ta- rafında yeniden canlandı ve
irtica yenildi. Ve münevver
halk zümresi iş başına geçti |
hayata taallük eden meseleler hürriyet esa sına göre halledilip devletin iktisadi işlere müdahalesine taraftar olmadılar. Bu tarih. lerde sanayi gittikçe inkişaf ediyor ve amelede o nisbette artıyordu. Amele ile köylü hürriyet adına yapılan ihtilâ lin kendi maddi vaziyetlerin- de bir değişiklik oyaptığını görüyorlardı. İntihapta ser- vetin esas tutulması içtimai müsavat isteyenleri hürriyet-
ve içtimai
çlerden soğuttu ve buna mukabil cemiyette ahalinin bilâistisna Ohukukca müsavi
olmalarını ve devletin idare- sine iştirak etmelerini isteyen halkçılar, herkesin mal ve servet kaydına bakmayarak intihaba iştirakini, tedrisatın meccani olmasını, vergilerde müsavatı, devlet vazifelerinin şubelendirilmesini ve çoğal. tılmasını, fakirlerin devlet ta- rafından himaye olunmasını, devlet tarafından cemiyet ef-
ULUDAĞ 59
radı arasındaki müsavatsızlı- ğın azaltılmasını istiyorlardı ve memleketin tek reyle in- tihap olunmuş tek meclis ta rafından idare olunmasını is- tiyorlardı.
Nihayet 1848 tarihinde halkçı ve müsavatçı fırkalar krallığı yıktılar ve yerine muvakkat Obir Cümhuriyet idaresi kurdular.
Bu cümhuriyet hükümeti matbuat ve içtimai hüriyeti ile reyiam usulünü kabul etti ve ameleyi memnun etmek için “iş evleri, açtı. İşsizlere iş bulunması “devletin bir va zifesi addolundu. Fakat dü. şünülen şeyler tatbik sahasına geçmeye başladıkça amele fırkası ile ocümhuriyetçilerin arası açıldı. Müessesan mec. lisi için yapılan seçimde cüm- huriyetçiler kazandılar. Bu zamanda amelenin arzusile açılan “işevleri, iyi işlemedi.
Parasızlık ve Fransız şe- hirlerindeki amelenin uyan- dırdığı itimatsızlık “iş evleri, nin hükümet tarafından ka- panmasını mecburi kıldı. Bu amele hükümete karşı cephe aldı. Bu hareket hükümet ta- rafından bastırıldı. Amelenin menfaatine uygun olarak alı-
nan kararlar bozuldu Bunun üzerine amele de hükümetten yüz çevirdi. Köylülerle mü- nevver halk da hükümete karşı itimatsızdılar. Bunlar kiliseye dayanan bir hükümet sistemi istiyorlardı. Velhasıl cümhur başkanı olan Lüi.Na. polyon cümhuriyetçilerle ame- le arasındaki bozukluktan ve halkın siyasi terbiyesinin henüz teşekkül etmemesinden isti. fade ederek sağda solda tah- rikâta başladı. Fırkalar ken.
disinin cümhur başkanlığını temdit etmiyorlardı. Bunun üzerine zorla (o cümhuriyeti lâğvederek Fransada ikinci imparatorluğu kurdu. «1851»
Üçüncü Napolyon adını alan Lüi Napolyon imparator olunca bazan papaslara da. yanarak irtica yolunu tuttu, bazan da hürriyetçilik tasladı. Dahili bozukluğu harici siya- setteki muvaffakiyetlerle ört- tü. Nihayet 1870 harbinde Almanlara mağlüp oldu ve esir düştü. Kendisi de impa- ratorluktan ıskat edildi ve Fransada milli bir hükümet kuruldu
Bu hükümet Almanlar ile sulhü temin edince devletin şeklini kat'ileştirmeğe koyul.
60 ULUDAĞ
du. Muhafazakârlar kırallığı istiyorlardı.
Fakat çalışmaları fayda vermedi. 1875de yapılan kanunu esasi yeni hükümet şeklini cümhuriyet olarak tes- bit etti.
Bu cümhuriyet Fransanın üçüncü cümhuriyetidir ve za. manımıza kabar devam et. miştir. Bu devirde :
1 — İlk tahsilin mecburi olduğuna dair kanun
2 -— Cizvitlerin hükümet- ten izin almadan tedrisat yapmalarını meneden kanun “çünkü papaslar saltanat ta. rafdarlarile birleşerek cümhu- riyeti devirmek istemişlerdi,, Ayan meclisi bu kanunu red- detti o Bunun üzerine hükü- met;
3 — Tarikatların lâğvına ve Fransadan tardına
4 Manastırların kapan- masina
Si Mekteplerden dini tedrisatın kalkmasına
6 — İlk tahsilin meccani olmasına
7 — Ruhanilerin mektep- lsri teftiş etmelerinin nuiyetine dair kanunlar ya- pıldı o Ayan meclisinin mu. hafazakâr hareket etmesi yü-
mem-
zünden 1884 de kanunu esasi tadil edilerek mansup ayan lıklar kaldırıldı
Cümhuriyetçilerden bazı- ları « A — İrad üzerine vergi konmasını. B— Din ve dev- let işlerinin oayrılmasını. C — Büyük iktisadi işlerin devlet tarafından yapılma- sını. D — İçtimai ıslahat ol- masını, istiyorlardı. Bilhassa içtimai ıslahat ekseriyetin hoşuna gitmedi ve meclis iki zümreye ayrı'dı. Ve iste- nen şeyler münakaşa vazi- yetinden kurtulmadı.
1889 - 1899 da mufedil Cümhuriyetçiler idarei mas- lahat yolunu tuttular. Sen- raları sosyalizm o öereyanı kuvvetlenmeğe © başlayınca Cümhuriyetçiler sosyalistler- le iyi geçinmeğe başladılar. Bu defa diğer partilerle teş- riki mesai ettiler,
Fakat sonraları müfrit Cümhuriyetçiler kuvvetlendi. Bunlar iş başına geçtiler. Fırsat Obuldukça tedrisat yapan papasların sureti ka- tiyede tedrisattan men olun- malarını kararlaştırdılar. Bu sebepten papa ile Fransanın arası açıldı. Fakat müfrit Cümhuriyetçiler «1905» dün-
ULUDAĞ 61
ya işlerile din işlerini birbi- rinden katiyen ayırdılar.
2
1 — Mütareke yıllarında Türkiye itilâf devletleri ta- rafından işgal edilmiş ve yurtseverler Büyük Şef ile Anadoluda kurtuluş savaşına hazırlanırken İstanbulda pa- dişah Vahdettin düşmanla birlik olmuş ve Anadoludaki Türk hareketine ihanet et- miş, zaferden sonra 17 teş- rinisani 1922 tarihinde İngi- liz gemisine binerek Türki- yeden kaçmıştır.
Vahdettin kaçmasa idi ne olurdu? Buna cevap ver- mek için, Vahdettinden son- ra halife olarak tanınan ve bilâhara hilâfetin lâğvı ile hilâfetten uzaklaştırılan Ab- dülmecide yapılan muameleyi hatırlamak kâfidir.
Abdülmecit 16 ıncı Lui gibi idam edilmedi, yalnız 4 mart 1924 tarihinde bütün hanedan efradile memleket- ten uzaklaştırıldı.
2 — Türkiye, Fransada olduğu gibi muhtelif devre- lerde muhtelif idareler tara- fından değil yalnız halkın mümessillerinden mürekkep «Türkiye Büyük Millet Mec-
lisi Hükümeti» idare edilmiştir.
tarafından
3 — Türkiyede imtiyazlı sınıf saltanatın lâğvı ile ta- mamen kaldırılmıştır.
4 — Fransada olduğu gibi devlet kuvvetleri ve bunların arasında Obir rabıtasızlık mevzuubahs değildir. Ve bu sebepten dolayı orlaya çı- kacak ihtilâf yoktur.
5 — Türkiyede Cümhu- riyet devrinde ordu. hiç bir zaman siyasi fırkalara ka- rıştırılmamıştır.
6 Türkiyede irtica mevzuubahs değildir. Fran- sa gibi bir rejim hazımsızlı- ğı yoktur.
7 — Türkiyede ( sanayi işleri bir metod içinde gö- rülmekte ve buda idare sis- teminde bir mesele ihdas etmemektedir.
8 — Türkiyede intihap kanunu 1923 te değişmiş ve bilâkaydüşart 18 yaşını ikmal etmiş vatandaşlar intihaba işlirak etmişlerdir.
Bilâhara bu kanun tadil edilerek kadın ve erkek her- kes kanun dairesinde intihap ve olunma hakkına maliktir.
9 — 1830-1848 ihtilâlle-
etme
62 ULUDAĞ
rini yapan sebeplere Türki- yede tesadüf olunamaz.
10 — Fransada 1792, 1848, 1875 Cümhuriyetleri görülür.
Türkiye yalnız 1923 Cüm- huriyeti görülür.
11 — Türkiyede fırkala- ra, binaenaleyh siyasi fikir ayrılıklarına tesadüf oluna- maz,
12 — Fransada inkılâba 1789 da başlanmış ve ancak bu tarihten 81 sene sonra (ilk tahsil) mecburiyeti, pa- pısların tedrisat yapmaktan men'i, tariklerin lâğvı, ma- nastırların kapanması, mek- teplerJlen dini tedrisatın kalkması, ilk tahsilin mec- cani olması kanunları yapıl- mıştır.
Türkiyede bunlar Cümhu- riyetin ilânından sonra iki sene içinde yapılmıştır. Bu- na ilâve olarak kendi bün- yemizde mevcut (âşarın kal- dırılması, kiyafet birliği, beynelmilel takvim ve saat- lerin kabulü ilâh) gibi ka- nunlar da yapılmıştır.
11 — Fransada (din ve devlet işlerinin ayrılması, büyük iktisadi işlerin dev- let tarafından yapılması) in-
kılâba başladıktan 95 sene |
sonra yapılmış, Türkiyede ise
yukarıda söylediğimiz gibi Cümhburiyetin ilânından iki |
sene sonra tesviye edilmiş- tir. 3
Türkiye Cümhuriyeti Ata- türk ve onunla tek bir in- san gibi çalışan 16 milyon Türkün eseridir. Türkün in- kılâbı asırlarca yapılan iş- leri senelere sıkıştırmıştır,
Atatürk kendi eseri olan inkılâbı mili sır olarak mu- hafaza etmiş ve zamanı ge- lince tatbik etmiştir.
Türk inkılâbı kendinden önce yapılanı Fransız, Ame- rikan ve diğer milletler in- kılâp hareketlerinden şüp- hesizdir ki örnek almıştır.
Türk halkının zekâsı ve bu inkılâbın hazmına kabi- liyeti müsait olmakla bera- ber unutmamalıdır ki asırla- rın onun mefküresini dini bir çerçeve içine almış ve onu iskolastik bir terbiyeye de bağlamıştır.
Türkler yetişkin bir mil- let gibi iskolastik terbiyesini bir tarafa bırakarak yüksek zekâsiyle büyük (o Atasının gösterdiği yollardan hiç arı-
ULUDAĞ
za göstermeden bir kaç se- ne içinde akıllara hayret veren inkılâbını yapmıştır.
Bu inkılâbın oluşunu yal- nız Türk milletinin olgunlu- ğunda değil, o inkılâbın ku- rucusu Atamızın çok yüksek şahsiyetinde aramak lâzım”
dır.
Atatürk vatanı kurlar- dıktan sonra milletin aydın ve aydın olmıyan zümresini kendi etrafında toplamıştır. Binaenaleyh yaptığı işleri kâfi görebilirdi, fakat Ata-
türk en mühim işine milli savaşlardan sonra başla- mıştır.
Türk sosyal ve ekonomik varlığını daha yakından bü-
—
63
tün teferruatile bilen Ata- türk, Türk içtimai ve ikti- sadi hayatındada milli sır olarak sakladığı inkılâplarını sıra ile tatbik etmiştir. Ve inkılâbın büyük hamlelerini 1928 senesine kadar hızlı olarak yürütmüştür.
Türk Cümhuriyet ve in- kılâbının asıl mümeyyiz vasfı buradadır. Ve Cümhuriyet ile inkılâbın vasıflarını ev- velâ Atatürkün çok yüksek şahsiyetinde ve Türk mille- tinin büyük kabiliyetinde aramalıdır.
Avrupalılar Türk istiklâl savaşına bir mucize ve Ata- türkün yaptığı inkılâplara da
diğer bir mucize olarak bakmaktadırlar.
« Münazarai Sultanı - Bahar
bâ Şehriyarı-Şitâ »
Yazan :
Bursalı Lâmii ÇELEBİ
Kitabı yazan Lâmii Çelebi Bursalıdır . Asıl adı Mah- muttur. (Lâmii) mahlâsıdır. Bursada yetişmiş, Bursada ölmüştür. Demir Gürkanın Bursadan Semerkande götür- düğü meşhur (Nakkaş Ali) nin torunudur. Babası Os- man Çelebi, ikinci Beyazıdın defterdarı idi. Babası da ken- disi gibi âlim, şair, derviş bir zattı. Nakşibendi tarika- tındandır.
Lâmii, Kanuni Süleymanın zamanında yetişmişti. Dedesi Nakkaş Alinin Hisarda yap- tırdığı Nakkaşali (omesçidi mezarlığında gömülüdür.
Çeviren ve kısaltan : Mümtaz Şükrü
Mevlânâ (Cami) nin eser- lerini Türkçeye çevirdiği için kendisine(Câmii-Rüm)ünvanı- nı da vermişlerdi. Âlim, fâzıl, şair, edip ve hakim bir zattı. Lâmii; Bursanın yetiştirdiği bir çok büyük adamların en ön safında gelenlerdendir.
Eserlerinin başlıcaları şun- lardır:
Tercemei Nefahatülüns , Hüsnüdil, Şerefülinsan, İbret- nüma, Menkıbei Üveysülka- rani, Tercemei Şevahidinnü- büvve, Şerhi Dibacei Gülistan, Şerhi Muammai Esmaülhus- na, Bahar ve Hazan, Münşeat,
ULUDAĞ 65
Mecmaülletâif , “Münazarai Nefs ve Ruh; İbrahim paşa- ya ithaf eylediği on bin be- yitlik divanı, Ferhatname, Vamık ve Azra, Veyse ve Re- min, Ebsal ve Selâman, Şem' ve Pervane, Cabername, Farsça Lügat, Heft Peyker; Şehrengizi Bursa, Güyü Çev- gân, Münazarai Sultanı-bahar bâ Şehriyârı-Şita...
Bursa ve Uludağ için ya- zılmış olan (Münazarai Sul- tanı-Bahar bâ Şehriyarı-Şita) sını hülâsa ediyoruz:
Bursamızın yetiştirdiği âlim ve şairlerden Lâmii Çelebi; bir gün, arkadaşlarile evinde sohbet ederken; söz Bursanın cennet gibi yaylaklarına, dağ- larına, kaynaklarına, nehir- lerine çayırlarına, çimenleri- ne, mesirelerine, çiçeklerine, havasına, suyuna intikal edi- yor. Kendi gibi zarif, şair ve âlim olan arkadaşlarının her birisi, Uludağın güzel yerle- rini anlatıyorlar. Lâmii Çe- lebinin Bursayı meth için yazdığı ( Şehrengiz ) inden parçalar okuyorlar.
İçlerinden birisi, bu em- salsiz dağın güzel sularının gönüller açtığını, havasının canlara can kattığını, her köşenin cennet bağları gibi
olduğunu söylüyor; fakat, yazık ki: adı Keşiş dağıdır; diyor. Papasların dağda bir çok manastırlar yaparak vz- let ve inzivaya çekilmiş ol- duklarını ve hâlâ zirvede cn- lardan eser ve alâmetler bu- lunduğunu anlatıyor.. Şimdi de dağla, dervişlerin, âlim- lerin, tarikat erbabının yer aldıklarını ve (Şehrengiz) de onların ahvalinden de bah- sedildiğini söylüyor. Bihamdillâh ki şimdi ol diyarı Makamı ehli islâm etti bari Olup bir yânı ilm ehline yaylağ Kıluriar cem'olup dağ üstünü bağ Dağın muhtelif yerlerinde yaptıkları yüksek sığınaklar- da ilim ve kemal erbabının toplandığını, dersler verdik- lerini; ilmi mübahaselerde bulunduklarını; dünya ve ahi- ret hakkında kıymetli mü- nakaşalara giriştiklerini; in- zivaya çekilmiş olanların Ulu- dağı mesken edindiklerini; yer yer inziva ve vahdete çekilmiş dervişlerin bulunduk- larını anlatıyor. Ve böyle olduğu halde, yazık ki adı hâlâ Keşiş dağıdır. Bu ad yalnış ve ayıptır; diye acı- nıyor. Lâmii: — Evet; diye cevap veriyor; bütün söylediklerin
66 ULUDAĞ
doğrudur. Fakat (Keşiş) ke- limesi belki de (papas) ma- nasıra olan (Keşiş) değildir; de, fariside (keşiden) masda- rından ismi masdardır. (Çe- kişmek) manasınadır. (*) Çe- kiş dağı niçin olmasın? Zira; bu gö«lere baş veren Uludağ; havalar kayn.ğı, deryalar nefeslerinin uğrağıdır. Bazan lâtif bir havada, bahar eser- leri heyecanla görünür; ba- zan; kükrer taşar... Çekişir, dururlar: Dünya daima inkı- lâp üstündedir. Bazan saa- det,. bazan nühusst tecelli eder.
Bahar sultan, soğuklar süvarilerini ve kış askerlerini sürüp çıkardıktan sonra zevk ve safaya dalmışken kış şeh- riyarı cenup kabilelerini top- layarak Bahar sultana bü. cum eder; ve dağın doruğu- na zafer bayrağını diker. Bahar sultan da ( bu defa zevk ve safaya daldık; gafil avlandık) diyerek deniz ke- narlarına ve evlere çekilir. Ve yine fırsat kollayarak gü- neşle beraber kışı sürüp çı- karırlar.
Bu didişip çekişmeler da- 19) O halde buna (Çekiş dağı) da
diyebiliriz: Turistleri safa, zevk; iyi ve temiz hava erbabını çeken Çekiş dağı,
imi olduğu için bu dağa (Ke- | şiş) dağı demişlerdir.
Lâmiinin bu tefsir ve bu- | luşuna arkadaşı pek memnun oluyor. Ve bunu uzun uzun yazıp tasvir eylemesini rica ediyor. Lâmii bu temenniye şu cevabı veriyor:
— Temennan makul ve istidan makbul..
*. Bahar sultanla ünlü Kış şehriyarının karşılaşması
Güzeller güzeli; eşi ve emsali bulunmayan bu cen- net Bursanın toprağı, lâtif rüzgârlardan daha güzel; su- ları kevserlerden daha lâ- tiftir.
(Bu mübarek yurt, âlimler durağı, evliyalar medfenidir.)
Gece ile gündüz bir oldu- ğu zaman, geceler ve gün- düzler itidâl bulur; fena ha- valar iyileşir. Güneş ve lâtif rüzgârlar intizam bulurlar. Nergisler açar. Rüzgâzlar güzel kokular getirir. Cece ve gündüz fitneler koparan kar ve şiddetli soğuk rüz- gârlar, ihtiyarlar; kuvvetten düşerler. Anber kokulu rüz- gârlar, cevher saçan bulutlar âleme taze hayatverir. Yap-
ULUDAĞ 67
raklar inci gibi şebnemlerle bezenir. Gülün yüzü ay gibi tazelenir. Sünbülün kokusu geceleri ta'tir eder. Lâlenin çehresi tüllenir, dünyanın yüzüne parlaklık ge'ir. Her an bu diyarda nice nice eser- ler baş gösterir..
Kış şehriyarı birdenbire gelerek dağları ve vadileri bastı; yağma etti. Bir çok zararlar ve ziyanlar yaptı.
Bahar sultan; düşmana bir kaç günlük meydan ve imkân vererek, deniz kenar- larına ve cennet gibi yerlere çekildi. Zahiren tahammül ve sükün, vekar göstermişti. Fakat hakikatte askerlerini techiz ve tedvir ile meşgul idi. Hazırlıklarını kısmen ik- mal ettikten sonra, gece ve gündüz diyar diyar dolaşan (Bahar rüzgârı) nı, kışın is- tilâsından darma dağın olup köşelere saklanan tabiata ve civarda bulunan askerlere gönderdi.
(Bahar rüzgârı ) şark ve garp memleketlerine gitti. Gece ve gündüz durmadı, dialenmedi: tabiatın gönlüne girdi. Ve Babar sultanın hü- cum edeceğini herkese bil- dirdi. Her birinin, vaadler
ve iknalarla, gönlünü alarak dedi ki:
«Ey korkmuş, sinmiş ve aldatılmış tayfa!,. Ey perişan ve şaşkın kavim!.. Bahar sul- tanın eski nimetlerini unuttu- nuz mu?. O eski zevk ve sefa; iş ü- işret demleri hatırınız- dan silindi mi?
«Ya eyyühellezine âmenü ve üzkürü nimetullahi aley- küm..»
Kış şehriyarının zulüm ve eziyetleri bunların canlarına yetmişti. Kıtlık ve fukara- lıktan her biri bir köşeye sin- mişti, Onlar da:
«Allahım bizi bu zalimin diyarından çıkar ve kurtar» duasile cevap verdiler.
Ve bahar rüzgârına hata- larını, kusurlarını, tedbirsiz- liklerini itiraf ettiler: Peşimanız şeha bu pişelerden Perişanız yavuz endişelerden
dediler:
Bahar rüzgârı, onları af- fetti Ve sevinçle Bahar sul tana gelerek müjdeler ve beşaretler getirdi; ve dedi:
Yakında ve uzakta hür ve esir herkes, Kış şehriyarı- nın zulmünden muztarip ve bitkin bir haldedir. Sultanı-
68 ULUDAĞ
mın bücumunu dört gözle bekleyip hazır duruyorlar.
Bu haberi alan Bahar sul. tan her tarafa mektuplar ve adamlar göndererek asker toplanmasını emretti. Ve ken- disi maiyeti halkını alarak sahraya gelip yerleşti. Bay- rağını dikti.
“5 Bahar sultanın Kış şehriyarına mektubu
Eyigaddar Şehriyar! Sen ki kış kumandanısın!. Her zaman bir çok askerler top. layıp fitne ve fesat koparır; halkı canından bezdirir, mem- leketler yakar, yıkarsın Lâ netleme ayağının bastığı yer kurur. Halk; safa ve neşeyi unutur. Baykuş gibi her yu- vada ötersin; her zaman ve her yerde senin zu'mün ve fena işlerin sonsuzdur. Bil. mez misin ki zulmün sonu va- himdir. Ve zalim olanlar ce- hennemliktir. Şevket ve ik. tidar kibirle ve zorla olmaz Kalabalığa güvenme; sen düş. mansın!.
Ben ki Bahar sultanım; gece ve gündüz adalet, ih. san, imarla meşgulüm. Yer- leri mamur ederim. Her ta. rafı şenlendiririm. Suyun ve
toprağın verdikleri okenim eserlerimdir. Az z:manda çok iş başaran benim!,. Gördüğün bu güzellikler ve sanatlar benim sanatkâr ellerimin mah. sulleridir. Ben keşif ve ke. ramet sahibiyim. Şaşılacak madenler çıkarırım. Bedeh. şan taşına renk ve güzellik veren benim. Arının tükrü güne o şifayı ve o halâveti ! Bir dalda di kenle meyvayı, can veren suyum ve havamla, yetiştiri- rim; hülâsa: nurlarım yüzümde parlamaktadır
ben veririm! .
Dağları ve vadileri, dün- yanın her tarafını temiz ör. tülerim ve şerefli elbiselerim süslemektedir Bütün bunlar baştan başa, tamamen benim sanatkâr ellerimin yarattığı şeylerdir.
Benim terbiyemle sünbü. lün kokusu o kadar güzel. dir?1.. Ve benim tasfiyemle gülün yüzü ay gibidir?!.
Hülâsa: eserlerime ve yap- tıklarıma sayı ve son yok- tür. Emirlerimi ve hükümle- rimi yaptırmak ve parlak za- ferlerimin bayrağını yeşil kün- betin üzerine dikmek için zaferlere kanat açan asker-
ULUDAĞ 69
rimle üzerine yürüdüm ve (alât: harp ve esbabı darp) ile sahraları bürüdüm. Eğer mert isen hazır ol vaktine!. Yaptığın fitne ve fesadı, zu- lüm ve inadı allahın yardımı ile bir anda yok edeceğim!. Bundan sonra bir saat dura- cak değilim! İradesi kuvvetli seyyah; sabır demirini, ta- hammül denizinden çekip, ikdam sefinesine oalmıştır!.. Ve gidiş yelkenini himmet kanadı gibi açıp gayret ge. misini hedefe salmıştır
Allahın yardımı benimle- dir. İleri karakollarım, çıkar- dığım uc ve pişdarlarım kuv vetli ve uğurludur. Kılıcım ve hançerim şark güneşi gibi yakıcıdır. Vuruşumun sarsın- tısı sesinden denizin dibinde ki canavarın yıldızı sönmüştür. Her yerde azmimin ve irade- min haşmetinden sahradaki kaplanın pençesi kana yun- muştur. Senin için gururu ve kibri kafandan çıkarmak ev. lâdır. Faydalı olan nasihati can kulağile dinle. Memleketi baştan başa bana teslim et. Tanrı; emanetleri ehline veri- niz buyuruyor. Bir ayak evel islim iklim başını al, git!..
* “»
Bu mektup Kış Şehriyarı- nın önünde okununca göğsü- ne ok vurulmuş gibi gözlerin- den ateş çıkarak gök gibi gürledi. Mektubu (Tanyeli)nin elinden kaptı, yüz parça etti, Ateşe attı. İçine ateş düş- müştü. Hışım ve gazapla atına atlayarak: “Yediden yetmişe- dek herkes askerdir, toplan. sınlar!,, diye haykırdı
«Gönül köşküne ateş dü şünce dimağın tavanı duman- la dolar».
Fakat: faydasız cabalayış.
Küçük, büyük; fakir ve zengin herkes kendisinden yüz çevirmişti Onun zulmü, eziyeti hepsinin canına yet. mişti. Herkes bir köşeye kaç- mış; çekilmiş, sinmiş, saklan- mıştı .
“Mülk küfürle durur fa- kat zulümle durmaz,,. (Lâmii burada padişahlara uzun na- sihatler veriyor).
* “
Casus (Tanyeli) nin Bahar Sultana Kış Şehriyarının ha- linden haber getirmesi
Tanyeli, Kış Şehriyarının bu hiddet ve şiddetini gör- dükten sonra Bahar Sultanın
katına geldi; hizmetine yüz
70 ULUDAĞ
sürdü. Kiş Şehriyarının canı- na ateş düştüğünü; içinin ga- zap ateşlerile (o tutuştuğunu söyledi Mektubunu yüz par ça ederek ateşs attığını an- lattı. Tanyelinin anlattıklarını Bahar Sultan sükünetle din. ledi ve «Kitabı yırtanların vallah mülkü yırtılır » diye mırıldandı. Tanyeline döne rek:
— Biçare ne bilsin ki o yüz parça ettiği benim mek- tubum değil, kendi mülkünün bakası namesidir. Ömrünün ve hayatının yazısıdır. Dev leti sona ermiş, mahvı yak. laşmıştır. Saltanatı nihayet bulmuştur. Bana ve emrime itaat etmeyenler hüsrana dü- şeceklerdir.
Kayıplara hitap ederek:
- Ey biçare; henüz kol- larına güvenerek mağrursun. Bilmez misin ki kolunun kuv- veti canına mihnet ve işken- cedir. Alnının kara yazısı vücudunun belâ ve zahmet nakışlarıdır. e Askerden ve halktan; memleket çocukla- rından yardım ümidinden vaz geç; (...) âyetini oku! .
“ Devlete irenlere idbar gelince her saati bir ziyan- dır.,
(Lâmii, burada padişah. lara bir nasihat daha veriyor)
«Memleket halkla mamur olur. OHalksız hükümdarlık mümkün değildir».
Bahar sultan bu delilleri, bu hikmetleri, bu nasihatleri söyledikten sonra askerlerinin toplanmasını emretti.
Bahar sultanın Kış şehriya- rile savaşa karar vermesi
Bahar sultanın maksadı etrafa yayıldı. Az zaman
içinde bulunduğu sahra as- kerlerle doldu.
Sultanın çadırı bir yeşil tepe üzerine kuruldu, her ta. raf süslendi; donatıldı. Dö- şendi. Yerleri o kadar güzel döşediler ve süslediler ki Çin ve Hatay nakkaşları solda sıfır kaldı. Zafer bayrakları her yerde kol ve kanat açtı Kuşlar sevinçle cıvıldaşarak Bahar Sultanın çıktığını her tarafa yaymağa ve bildirmeğe başladılar . Bahar Sultanın askerlerinin coşup çağlaması yeri göğü tuttu. Bahar sul- tanda yer altındaki gizli hazinelerini, mallarını çıkara. rak bütün askerlerine; büyük küçük, herkese dağıttı. Şöy- le ki karayer akçe ile örtül.
ULUDAĞ 71
dü. Zamanın kesesi yıldızlar sayısınca (Dinar) doldu. Müf- lis bağlar, bahçeler, çayırlar, çimenler, eteklerini doldur- dular, yoksulluğa ebedi tövbe kıldılar. Parlak lâaller, ya. kutlar ayaklar altında dö- küldü kaldı.
(Lâmii; burada, hakimane sözlerle, uzunca bir nasihat daha veriyor).
Bahar sultanın askerlerini techiz etmesi
Bahar sultan: «Kutlu ve uğurlu bir vakit ihtiyar olun- sun » diye ferman etti. Ha. kim mühendis; takvim ve zayiceye göre parlak birgün ve gönül okşayıcı bir saati gelip bahar sultana arzetti Bahar Sultan da askerlerine (göç!) emrini verdi.
(Çimen) piyadesini ve seb- zeyi bir yeşil deniz gibi öne sürdü, Ve kol kol lâleler, şa- kayikler, binlerce saz ve yapraklarla takviye etti. Ba- bunç, semen, nergis ve nes- teren yeniçerilerini silâhlar ve oklarla ve acaip harp aletlerile öyle techiz etti ki yer yüzü dalgalı denize ben- zedi. Semen, nestren, babunç yeniçeri; ağası yasemin; ket. hiidası da zanbaklardı.
Her taifeden askere yar- dım için kollar gönderdi. Güneşten parlaklık alan Ni- lüfer, altın tolgalar giyip, alaylar bağladı; sanki cihan altına yandı. Gök renkli menekşe, dizi dizi saflar çekti. Sanki yer göğe boyandı.
Âd soyundan olan (Süsen) ler, Buğdan askeri gibi; el- mastan ok ve teberlerini başları üzerine aldılar. Sikke yüzlü Rumi yiğitler olan ka- ranfiller; kalenderi ve hay- dari ayinleri gibi öteye beri- ye koşuşarak hizmette irtibatı temin ettiler. Hint ve Sint cemaatinden olan sünbüller (cami) ler kaidesi üzere imam tavırlarile yollarda naz ve edalar gösterdiler.
Gül bahçeleri ; güneşler gibi altın feleği sinelerine çekip gonçelerden lâal ren- ginde miğferlerle yıldızlar gibi süsler gösterip bayrak- lar kaldırdılar. Çiçekler, a- ğaçlar gümüşten hünerler gösterdiler ; tuğlar sokunup, taylesanlar sarkıttılar. Ar- mut suvarileri, bayramlık el- biseler gibi, temiz ve lâtif elbiselerile yer yüzünü be- yazlattılar...
Bu tertip ve süsleri gö- ren ünlü Bulut da Bahar sul-
72 ULUDAĞ
tana uyarak gök gürleme- sinden topçularını ve yıldı- rımlardan tüfenkçilerini be- rabe: yolladı; yeri ve göğü Bahar sultanın askerleri bü- rüdü.
Bahar sultanın şöhreti her tarafa yayıldı. Her ta- raf rahat verici kokularla ve tatlı bahar rüzgârlarile doldu. Güller aynasından vahşet pası ve dehşet rengi silindi.
Güneşle ayda altın ve gümüş deflerle raksederek ortaya atıldılar.
Bahar sultan bütün bu debdebe ve ihtişam içinde menzilden menzile kona göçe az zamanda Uludağ etekleri- ne geldi. Başına kara bulut- tan külâh giymiş olan bu, dehşetli , ejder gibi dağı gördü.
“Başı göklere değen bu dağa çıkmak ( kavi ikdam ve azim ihtimam ) la olur. Ba- husus Kış şehriyarının asker- leri bu dağlara tahassun eylemiştir. e Askerlerim bir kaç gün bu dağın eteklerin- de dinlensinler, yorgunluk- larını alsınlar » dedi. Kuman- danlarını toplayarak onlarla müşavere ve müzakere eyledi.
#
e
Kış şehriyarının Bahar Sultana gece baskını
Tepeleri sığınak yaparak bekleyen, fırsat kollayan Kış şehriyarı, Bahar sultanın ne yaptığını izleyerek, gözetle- yerek bekliyordu.
Babar Sultan, kuvvetine itimat ve devletine istinat ederek gaflet içinde idi. Kış şehriyarı; tam vaktidir diye- rek soğuk mehtap ve yıldız- larla ittifak etti. Açık ve ayaz bir gecede Bahar sulta- nın askerlerine gece baskını yaptı. Kış Şehriyarının as- kerleri dağlardan inerek Ba- har sultanın etrafını yağma ettiler. Askerlerine bir çok zarar ve ziyanlar verdiler, her taraf kana bulandı. Fa- kat Bahar sultanın askerleri yıldızlar gibi sayısız ve der- yalar gibi hudutsuz idi. Bu baskından okadar müteessir olmadılar. Bahar sultan gu- rur uykusundan uyandı. Bi- raz müteessir oldu. Bu halin başına gurur ve gafletten geldiğini anladı. Dağılmış askerlerini topladı ve onlara maneviyetlerini takviye ede- cek uzun bir nutuk verdi. Askerleri her taraftan dağın yukarılarına doğru hücum
ULUDAĞ Mez
ettiler. Küçük büyük kuşlar askere refakat ediyor ; her tarafı seslerile dolduruyor- lardı. Bahar sultan, Kış şeh- riyarının üzerine yürüyordu.
Bahar sultanın azim ve cezmi, kast ve rezmi bütün dünyaya yayılmıştı. Kış şeh- riyarının oakibetini herkes anlamıştı. Gerek kış şehri- yarının ve gerek Bahar sul- tanın dostu olan ve (Kızılca- yel) denilen şark rüzgârı; iki tarafın arasını bulmak, tavassut etmek istedi. Ve Bahar sultanın katına gele- rek uzun bir mukaddemeden sonra dağlar tepeler Kış şeh- riyarında, sahralarda Bahar sultanda kalmak üzere sulh yapılmasını teklif (e eyledi. ( Kızılcayel ) sözünü henüz bitirmişti. Bahar sultanın en makbul bendelerinden olan ve (Akçayel) denilen cenup rüzgârı ortaya atıldı: (iş a- ğıza gelmişiken ve düşmanın boğazın almış iken ve düş- manın boğazın almış iken hamiyet pâyini tereddütle basmak; var kuvveti bazuya götürmüşken ve murat okunu nişana yetirmişken gayret yayını gafletle yasmak him- metsizliktir. Âkil olan fırsatı öldürmez) dedi.
Garp rüzgârı olan Kara. yel, Cenup rüzgârına cevap verdi: “Epsem ol; salâhı âlemi bilmezsin ve teemmül ve te- enni yüzünden nazar kılmaz. sın. Boş lâflar esüp savurur. sun. Ve keman tedbiri kola. yına çekip çevirirsin; ki, bu kârı zarın aharı pür hatar- dır ve olkim ehli nazardır, sahibi hazerdir. Bi iştibah âkile nüktei intibahtır; tahkik oldur ki cenk ve cidalin me. ali malüm değildir ki ne ye. re irişe ve ruzigârı fethünus- ret, mehdi gaipten ne ca- nibe ese. Pes; mücamelet ve musalâhat, sıhhati hâl ve se- lâmete karindir.,,
Şimal rüzgârı ilerledi:
— Sözün sahihi ve kas- din sarihi oldur ki; egerçi; teenni imandan, ve acele şey- tandandır. Lâkin (hayır ge- ciktirilmez) mucebince cem'i bürhan ve delil ile bu emri celilde acele makbul ve düş- man hakkında ihmal ve düş- mana imhal gayri mâkuldür. Bir memlekette iki hüküm- dar kıtalden; ve bir yuvada iki arslan cidalden hâli ka- lamazlar. Bir kilim üzerinde on derviş barınır; fakat bir memlekette iki hükümdar âleme mihnet olur.,,
74 ULUDAĞ
Şark rüzgârı cevap verdi:
— “Ey Şimal rüzgârı; doğ- ru olan budurki: her za- man senin soğukluğun arsa -i- ruzigâr ve sebeb-i. kârü zâr olur- Aceb budur kisen bir merdi pür haşyet ve müs- temendi bihamiyetsin. Akşum olmadan yatar, sabahlara ka- dar uyursun. Gündüzleri, kuşluk vaktine kadar, gizle. nirsin, Böyle iken yine mü bârezeden dem vurursun. İh- van ortasında muhalefeti, maslahat görürsün. Sen sus; bu meydan mertler meyda. nıdır.
Merd olan meydana azmetmek gerek Her zaman merdane rezmetmek gerek
Şimal rüzgârı hiddetlendi:
— “Ey Şark rüzgârıl, sen iki yüzlü bir münafıksın; ni. fak davulunu kilim altında çalmak dilersin; ve muhale- fet okunu karanlık gece için- de salmak istersin. Bilmez misin ki: mızrak çuvalda giz- lenmez; ve karanlık gecede iz izlenmez. Atılmış ok geri dönmez; ve fırsat kuşu bir budağa iki kez konmaz. İş sona ermiş iken, geciktirme- nin faydası ne?. Senin işin
hep hile ve dalaveredir. Mu- | radın fitneler uyandırmak ve | halâiki yakıp yandırmaktır . Bana uykuculuk ve gizlenmek töhmetin idersin. İşitmedin miki: mert olanlar günlük güneşlikte çarpışır, savaşır. Ehli tezvir akşam karanlığını tercih eder. Ve bu dahi ma. lâmdur ki kimseyi incitme. yen uyuyucu ; merhametsiz zalimden yektir. Nalbant çı- rağı gibi, bir nala bir mıhına vurmayı bırak. Hem Bahar sultan ve hem de Kış Şehri yarı ile olam dersin; iki baş- tan top verirsin. Yürü git; kendi âleminde ol; şimdiden sonra, bu iki Cihandarın ara- sını kılıçtan başka hiç bir şey ayırmaz. Muhakkak olan budur ki; bu iş sana kalırsa sonu gelmez. Maksadın artık belli oldu, sesini kesl.,,
Şimal rüzgârını susturduk. tan sonra askerlerini topla. yarak Uludağa hücuma baş- ladılar.
Evvelâ her köşesi ilim ehline yaylak olan cennet gibi ( Arsai abı hayat) a ve Molla alanına yöneldiler. (Memerri salikânı cihan ve makarrı ehli seyran ) olan Duğlubabaya revan oldular. Bahar Sultanın ( dilâverleri
her taraftan ok gibi atıldılar; © ve Uludağı her taraftan ku- şattılar. Temaşasına can at- tlar .
“ Tarifi makamı Duğlu- baba ve Alevibaba,, “Ve sahnı âbıhayat ,, Duğlubaba dedikleri, yük- sek yer; bir cennet tepesidir » ki: Uludağın ortasında ve — gidip gelenlerin yolunun batı kenarındadır. Orada, bir azi- zin mezarı ve bir sahibi tem- yizin meşhedi vardır. Derler ki: Bursanın fethi günlerinde Duğlubaba dedikleri aziz, dervişlerile orada otururmuş; gelenlere geçenlere ve (ehli seferden her ehli güzer ) bir çanak ( duğ-ayran) verirmiş. Velâyeti zahir ve kerameti bahir mürüvvetlü derviş imiş.
j i
Hâliya çamlar altında me- zarı görünmektedir. Misafiri eksik olmaz. Havası anber kokulu, yeri cennettir.
Gül zamanında rüfekayi- kiram âzimlerdir. Dağın seyrü safasına ve gül kokulu ha. vasına mülâzimlerdir. Her yeri erbabı ehli safanın mec. maı, her köşesi eshabı vefa. nın meclisidir. Sabah rüz- gârları her taraftan gül ve menekşe kokuları getirir.
ULUDAĞ 75
(Alevi-baba) dedikleri yer de hâlen (Şehristan ve bağ ve bostan) olmuştur. Cennet ır- mağı gibi akan büyük bir su, bu güzel yeri ikiye böl- müştür.
Nakiolunur ki Duğlubaba dedikleri derviş; Orhan beyin Bursa fethi zamanında bir kaç derviş arkadaşiyle Ulu- dağa gelerek dağın şark ta- rafında kapalı bir yerinde yerleşmişlerdi. Kurtlar kuş- lar kendisine alışmıştı.
Kande gitse, bile gider- lerdi. Ve her yandan gelip onuziyaret ederlerdi. Üzlete ve inzivaya çekilmiş bir der- vişti. Kumandanlarından Turgut Alpın delâletile Orhan kendisine gönül bağlamıştı ve ol havaliyi kendisine Doğlubaba ölünce «anın üze- rine türbe ve yanında bir cami ve bir tekke bina etti ve ol makamı mübareki va- ridine ve zairine melâz ve melce kıldı. Hâliya tamam mamuri ziyaretgâh ve hasılı mevfurü ibadetgâhtır.
Tutarlar kâbe âyin hüânikahın Çekerler sürme gibi hâkirahın Melekler sakfın etmiş âşiyane Periler sahnı içre mürg - hane
* ..
76 ULUDAĞ
Zehi mecma, ki pür ehli vefadır Seritaba sima' ve hoş safadır Harimi - Kuds gibi devri anun Ziyaretgâhıdır halk -ı cihanın
Servi ve sanevberlerle, bir gelin odası gibi süslenmiş olan türbesinin üstünü gü- neş ve ay tavaf ederler. Ol diyarın ağaçlarla dolu bağ- ları; çayırları, çemenleri; cen- net bahçeleri gibi, yemişlerle doludur. Cennet ağaçları gibi olan ağaçları melâikeler gibi uçuşan kuşlara âşiyanedir.
Her köşesinde hayat su- yu akıtan çeşmeleri; her ya- nında, içinde gümüş yapılı balıklar bulunan havuzları vardır. Bu balıklar, o havuz- lar içinde- gece ve gündüz parıldarlar. (Arsai abı ha- yat) tır. Cennet bahçesi de- nilse yeridir. Bir çeşmesinin adı (Abıkevser) dir. Cennet bahçesi denilse yeridir. Mol- lafenari cennet gibi olan bu yeri yaylak edindiği için (Mollaalanı) denilmiştir. Şim- di; muradına erememiş âşık gibi, harap olan Mollaalanı, (Mollayegân) ın da yaylağı idi. Orada talebesine ders verirdi.
v.
Bahar Sultanın askerleri
menzilden menzile giderek
bu cennet gibi olan yerleri baştan başa aldılar. Kış Şehriyarının askerlerine o kadar korku saldılar ki du- rup karşı koyamadılar. Sa- vaşa ihtimal kalmayınca fi- rar ettiler, Balıar Sultanın askerleri firarileri takip ede- rek Mollaalanından, Kurtbe- leninden, düzlüğü Felek mey- danından daha geniş olan mübarek Sarıalana eriştiler ve oralarda kimleri buldu- larsa affettiler. Vaatlerde bulundular..
Bir kol da Duğlubabadan, Şahimefendi pınarından, Ka- ragölcükten, Çatalhöyükten yürüyerek Sarıalanda birleş- tiler..
Orada günlerce kaldılar. Zevk ve safalar ettiler. Ye- diler, içtiler, güldüler, eğlen- diler. Çektiklerinin acısını - çıkardılar. Sarıalanda geçen güzel, eğlenceli, sazlı, sözlü, içkili zevk ve safa günlerin- den sonra oradan da göçüp Hızırbey yurdundan, Sobran- dan Kırkpınara vardılar. Kırkpınarda her kaya dibin- den birer güneş gibi sular kaynıyor; kol kol her tarafa gidiyordu. Dokuz kaynağın her biri safalar dolu bir kervandır. Yol yol yıldızlar
ULUDAĞ 7
katarı gibi kayalar arasın- dan yuvarlanarak, köpüre- rek akar gider.
Kırkpınarda bir kaç za- man kaldıktan sonra (Çu- kurçemen) de karar kıldılar, arkadaşlarını beklediler.
Duğlubabadan kalkan kol ( Kuşoynağı ) ndan, ( Peyk- yaylağı) ndan, (Karagöl) den (Gülümgöl) e ilerledi. Ora- da buldukları kış askerlerini kırıp geçirdiler. O vadiyi kendilerine dar ettiler. An- dan sürüp gelip Çukurçe- mende arkadaşlarına kavuş- tular.
Her tarafı aradılar, ta- radılar, Kış Şehriyarının as- kerlerinden kıyıda bucakta kalmış olan'arı yakalayarak temizlediler ve Kış Şehriya- rının tepelerde mevzi aldığı- nı anlayınca, sığındığı zir- veye dört taraftan yürüdü- ler. Bu hâli gören Kış Şeh- riyarı (kandesin Deşti-Kıpçak yaylakları?.) diye her şeyini Bahar Sultana birakarak kaçtı. Bahar Sultanın as- kerleri de bayraklarını ta tepeye diktiler.
Bahar Sultanın istikbali, zevk ve safa, eğlence za- manları
Kış Şehriyarının zulüm
ve fesadı tamamen yok edil- dikten ve Bahar Sultanın adalet ve ihsanı ortalığı tut- tuktan sonra maksat hasıl olmuştu. Zevk ve safa, eğ- lence zamanları gelmişti.
Güzel sesli kuşlar; sevinç- ler artıran seslerile dağları ve vadileri doldurdular. Ne- hirlerin iyi sesli hanendeleri, gönül açan teranelerle oku- dular. Ruh okşayan hafif rüzgârlar ahenkler yaptılar.
Şadlıkla, şadanlıkla; se- vinç ile, ferah ile coşup taş- mayan hiç bir şey ve hiç bir yer kalmadı. Herkesin ve her tarafın baştan başa yü- zü güldü. Âlem hâstalıklar- dan, dertlerden, elemlerden tamamen arındı. Yalnız Me- nekşenin kulağında hafif bir sağırlık ve Nergisin gözünde (geceleri uyuyamamak) has- talığından eser kaldı.
Havalar o kadar güzel- leşmişti. Hafif rüzgârlar san- ki insanın iliğine can vermek; canlara can katmak dilerdi.
Bahçe sahiferenine safa kalemleri ve şakayık rakam- larile (Burası cennetler cen- netidir. Giriniz) kazıldı. Zevk ve safa tavusları bir daldan bir dala; bir yandan bir ya-
78 ULUDAĞ
na cilvelenerek (Ouçuşmağa başladılar. Muhabbet ve ve- fa kaknosları (*J gönül av- layan elhanlarla ötüşmeğe başladılar. Dünya sazla sözle sarhuş oldu.
Günden güne saadet yıl- dızları doğdu. Şeref ve şan nurları taraf taraf parla- mağa başladı. Kâtip Felek, saltanat menşurunu, Bahar Sultan adına yazdı. Hatib Zaman, hutbesini Bahar Sul- tan adına okudu. Dokuyucu tabiat dibadan keramet hi- lâtını bu bahtiyar Sultan adına dokudu. Köhne kâina- tın yüzü tazelendi. Dünya şarkı seslerile doldu.
Bahar Sultan; hazinelerin açılmasını ve askerlerine ni- metlerin yağma ettirilmesini, cevherlerin saçılmasını fer- man etti.
Düşman malını yağma et- ,meden sen onu dostlarına ikram et!.
Ta ki: o kadar uzun za- man çektiklerinin, çalışıp çırpınmalarının; didinip uğ- raşmalarının; yoksulluk ve tahammüllerinin, müküfatı
(“| Kanatları nakışlı, gagası delikli esatiri bir kuş imiş (Ka- kanoz)!,
bunlar olduğunu yakinen bil- sinler.
Hulâsa büyük, küçük; zen- gin, fakir herkes; kuşların neşeli seslerile cıvıldaşıp ö- tüştükleri yerlerde; su ke- narlarında zevk ve safaya daldı. Elleri açık sakiler â- yetler okudu. Güneşin asker- leri gam ve keder diyarını baştan başa harap ettiler. Ay yüzlü sakiler yakut renkli şaraplar sundular. Herkesin yüzü güneş gibi parladı.
Semen çiçeklerile dolu çemenler üstünde zevk ve safa sahipleri felekten gâm aldılar. Muhabbet ve vefa erbabı tali ağacının altında cilveler gösterdiler.
Çayırlar, çemenler, acip ve garip sanat eserlerile mahşere döndü. Yerler, tür” lü türlü nakış ve süslerle | mahşer yerine benzedi. Her yemişli ağaç; dallarında, cev- herlerden rengârenk avize- ler göstererek, yıldızlarla dolu gök üzerine sanat astı. Hoş akan her dere; gül bah- çelerinde, bin türlü oynak- lıklar ve akışlarla pehlivan- lığını ve üstadlığını gösterdi.
Göz bayayıcı ağaçlar, içi kıvılcımlı kor ateşlerle dolu
İ
ULUDAĞ 79 olan nar yemişinin tasını rinden herkes faydalanırdı. . kaparak en akıllıları bile (o Fakir ve zengin herkes onun
hayretlere düşürdü. Minare - gibi dalları eteğinin altında saklayarak en açık gözleri bile aldattı. Beyin zindanın- da His Şehriyarını hapsede- rek düşünebilmeğe, tasavvur ve tahayyül edebilmeğe im- kân bırakmadı. İnsanları, cinleri, perileri baştan başa hayret, taaccüp ve ibret “aldı.
Akıl ve canın şaşıp kal- dığı o âlemin hangi vasfını söyleyeyim?..
Hulâsa dağlar, tepeler, sahralar ve vadiler; her ta- raf ve her yer; ardı ve arası kesilmeyen eğlenceler, oyun- lar, âlemler, sevinçlerle dol- du. Her bülbül ve her cen- net tutusu bu coşkunluğa iştirak etti.
Ev sahibi (Yaz) ın (Bahar Sultan) askerlerine ziyafeti
Bu zevk ve safa, bu ne- şe ve eğlenceler bir çok gün- ler uzadı gitti. Bağlar bah- çeler, su başları, her taraf bir (işretâbât) oldu.
(Ünlüyaz) derler bir kuv- vet ve kudret sahibi vardır ki, dünyanın hocası ve Za- manın sahibi idi. Nimetle-
ihsan sofrasından rızklanır- dı. Lütufları ve nimetleri söylemekle bitirilemez. Kü- çük, büyük; zengin, fakir kim- seyi sohbetinden bıkmazdı.
(Bahar Sultan ) ın can besleyen lütufları ve adale- tinden çok memnun oldu. Bahar Sultana bu lütuf ve adaletlerine, karşılık yap- mak istedi. Kurtların, kuş- ların, bütün mahlükatın is- tifade etmesini diledi.
Her gün büyük ziyafetler verdi. Felek, atlas gibi ye- şil sofralar döşedi. Yıldız- larla dolu gökler gibi mü- cevherli kaplar sıraladı. Yer yüzünü şekerli yiyeceklerle, nimetlerle doldurdu, Yıldız- lar sayısınca çini kâseler içinde şerbetler sundu.
O günlerin hanendesi ve o zamanın sazendesi bu âhen-
ge uydular; çaldılar ve söy- lediler..
Bahar Sultanın hastalan- ması, zamanın değişmesi
Kahırlarla dolu dehrin garip halleri her zaman 1z-
tırap; şefkat ve merhameti olmayan feleğin acip şekil-
80 ULUDAĞ
leri, her an inkılâp üstün- dedir.
Gayeti ve nihayeti olma- yan ne var ki?..
Ferah sıkıntı ile, neşe ke- derle arkadaştır. Gül bahçe. lerinde zevk ve safa kuşları dinlemek zahmetsiz olmaz. Safayı cefa takip eder.
Bahar Sultan; askerlerile, maiyetindekilerle işi zevk ve safaya; içip eğlenmeğe, çalıp oynamağa vurdu. Tabiat ve kâinat gece gündüz eğlence. ye daldı. Gaflete ve dalâlete düştüler. Memleketin ahvali fenalaştı.
Dünyanın göz bebeği olan Nergisin gözü kör oldu. Bil bülün sesi kesildi. Gül, za- manın sahifesinden silindi. Menekşe, gece gündüz içmek. ten çıldırdı; boynu vuruldu. Yasemn kendisini yele; ONi- lüfer sele verdi
Bu sırada Bahar Sultan da keyfini bozdu. Gece gün- düz içip eğlenmekten ve sı. caklardan hastalandı. Gülüp eğlenme yerine ağlama, inle. me kaim oldu Çalımı, biçimi bozuldu. Her ne kadar ünlü doktor (Bulut) kendisine ca- na can katan, şifalar ve can- lar veren şerbetler içirdi ise
de iyileşmedi. Hakim (Ruz- gâr) tebdilhava ile ilâç buyur- du. Fayda bulmadı. Bahar Sultanın şifasız hastalığı, yü- zünden anlaşılmadı. Şifa (Tan- yeli) tedavisine o kadar uğ- raştı; müfit olmadı.
Şifa kanununda o kadar muvaffakiyetler göstermiş olan (Tanyeli) ümidini ve feyzini kesti. Dertler, mihnetlerle do- lu kafasına bir katı taşı yas- tık edinerek bağrına bastı, Gözleri ağlamaktan yağmur. suz bulut gibi kan doldu. Su- ların, derelerin yatakları dert ve mihnetle bağlandı. Ateşler saçan güneşin şualarile dün- yanın canı dağlandı. Gamdan benzi sarardı. Bostanların su- suzluktan ciğeri yandı. Yer. yüzü çayırlar, cemenler zağf- rana boyandı.
Su dolapları gibi yaşlar dökerek ağlasa yeridir. Yazık ki, kahır rüzgârı vefa bağını soldurdu. Ellere taşıp gider- ken safa nehri bu gamdan kurudu; feyzini kesti. Yazık!.
Kış Şehriyarı; her ne ka- dar uzaklara kaçıp Kıpçak yaylaklarına g'tmiş idi ise de her zaman Bahar Sultanın ne yaptığını, nasıl olduğunu; halini, ahvalini sorup soruş- turmaktan geri kalmayordu.
ULUDAĞ 81
Gece ve gündüz fırsat bekli- yordu. Bahar Sultanın hastalı- ğını ve ülkesinin haraplığını haber alınca sevinçten coştu. Kalktı oynadı, sima'lar etti.
«Düşman uyuşmuş yılan gibidir. Fırsat onu canlandı. Tır.»
Hemen: harp meydanları- nın saf kırıcısı olan, ateşler püsküren (Kasırga) yı çağırdı.
Bahar Sultanın ülkesini tamamile yağma etmek ve ol diyarı tamamen yıkıp kavur- mak için, akıncı taifesile, bir- den bire Bahar Sultanın üze- rine varmasını: hiç kimseye inayet ve merhamet etmeme- sini; zaif ve kuvvetli, küçük ve büyük kimi ele geçirirse aşağı yukarı sürüp götürme- sini emretti.
«Şu söz eşsizdir: Su uyur, düşman uyumaz.»
Bahar sultan; dağın zir- vesinden ve tepelerinden sah- ralara, vadilere, cenup kış- lağına çekildi. Günleri de- ğiştiren terazinin kefesile ge- ce ve gündüz mahsulü tar- tıldı. Tanyelinin ve Şimal rüzgârının nabzı yine tabii bir halde atmağa başladı. Nehirlerin, derelerin soğuk suları canlara can bağışladı.
Kehribar renkli güneş (itida- liharifi) noktasına giderken saflar kıran Kasırga da:
— «Ben sizin üzerinize gön- derildim!. diyerek Bahar Sul- tanla cenge hazırlandı.
Az bir zaman içinde bir çok dağları ve vadileri, sah. raları aşarak, Uludağa eriş- ti. Bahar Sultanın perişan kavminden kimine ümit, ki- mine korku vererek; kimine şiddet, kimine lütuf göstere rek:
— Şimdiden sonra Bahar Sultandan inayet ümit etmek yersiz; himaye dilemek de ol- mayacak emeldir!. dedi.
Bahar Sultanın şaşkın ve perişan kavminin bir kısmı korkusundan, bir kısmı da Kış Şehriyarından görecek- leri lütuf ve iltimas ümidile, Bahar Sultandan yüz çevir. diler. Kış Şehriyarına (mem. leket boştur; teşrifini gözler) diye haber gönderdiler.
Gel, ey şaşkın ve perişan gönüll. Sevda demidir.. Ay- vanın yüzü güneş gibi sarar- dı. Ülker yıldızı gibi olan salkımlar, üzümlerini astı. Çayırlar, oçemenler safran rengine boyandı. Ağaçlar baştan başa altına bandı. Yere altın yaldızlı yapraklar
82 ULUDAĞ
dökülüyor. Her ırmak altın renkli balıklarla doldu. Her ağaç tutuşarak bir oldu. Havanin ateş saçması ondan- dır. Sarı yapraklar içinde saklanan siyah karga, safran rengine Oboyanmış, yüreği yanık, lâle gibidir. Her ağaç bir sarı kuştur: silkindikçe kanadının tüyleri uçuşur. Çı- nar ağacının eli kınalanmış- tır. Yeşil ağaçların sararan yaprakları yıldızlı gök gibi- dir. Gel ey şaşkın ve peti- şan gönül; bu dem, sevda demidir.
* ».
Nihayet bir sabah, arsla- na binmiş olan güneş, nur- dan askerlerile ve altın işle. meli bayrağile Doğudan baş kaldırdı. Batı Şahı, Şark Sul. tanının askerlerini ve bayra- ğını görünce çekildi, kaçtı. Kasırga da ortalığı birbirine katarak Uludağın zirvesine altın işlemeli, ateşler gibi parlayan bayraklarını dikti.
Birdenbire ouzaktan bu heybetli bayraklar görününce korku ve dehşet içinde kal- dılar. O vakur dağın tepe- sinde, ateş yanıyor sandılar.
Bahar Sultanın süvarileri dağ tarafına bakıpda o ateş gibi olan bayrakları gördük-
leri zaman içlerine ateş düş tü. Şaşkınlık ve ıztırap içinde kaldılar. Askerleri yoklama yaptılar. Dağ askelerinin ve saf kıran rüzgârların Kış Şehriyarı tarafına geçtiklerini öğrendiler. Hilekâr zamanın kendilerinden yüz çevirdiğini, bahtlarının döndüğünü anla- dılar. Kalan askeri toplaya rak Bahar Sultanın huzuruna geldiler. Vaziyeti ve şikâyeti anlattılar. Yanılıp yakıldılar. Kendisinden yardım ve im- dat istediler. Allahın inaye ti ile Sultanın himayesi ol mazsa düşmanın ayakları al- tında kacaklarını ve ülkenin baştan başa elden gideceğini söylediler. Her ne kadar Sul tanımız hasta ise de düşmana göz açtırılmadan hemen (hu- ruç) emrini vermesini dilediler.
Bahar Sultan:
— Eytoz toprak içinde sürünen perişan şaşkınlar; ne acip sevdaya düştünüz?. Gö. rüyorsunuz ki ben hastalıktan bitkin bir haldeyim. Bir şey- ler yiyip içemiyorum. Gece. lerim uykusuz geçiyor. Ben bu halde iken; siz, gece ve gündüz eğlenmekle meşgul- sünüz. Ülkeyi ihmalinizle ha- rap ettiniz. Askerlerin şevk ve ümidini kırdınız. Nefsinize
ULUDAĞ 83
uydunuz. Gaflete daldınız. Şimdi asker perişan. Kahra
manlar ortada yok. Ben has. “ta ve bitkinim. Halkın gönlü ve ümidi kırık. Uğursuzlu- ğunuz ülkeye uğursuzluk ver- di. Düşmanla çarpışmak için benden yardım istiyorsunuz . Helâkiniz uzak değildir. Zira yaptıklarınız beğenilecek şey- ler değil!
Sahralara, deniz kenarla- rına çekilelim. Orada yeni- niden kuvvet ve kudret bu- lalım ve düşmanla çarpışa- “ bilecek bir hale gelelim. Dağlar muharebe yeri değil- dir. Bu suretle düşmanı da
muharebe meydanına çekmiş oluruz.
Akıllı olan fırsatı gözler; cahil işi aceleden mahvolur.
Yer yer baş kaldırıp: Re. yiniz makbul, fikirleriniz ma- kuldür. Her ne buyurdu ise. niz doğru ve her ne emretti iseniz yerindedir, hoştur; gü- zeldir. Ancak; o taifeye ağ- zı lâf yapmasını bilir, hakim ve üstat bir e'çi gönderelim.
Sulh teklif edelim. Sulh olur-
sa ülke rahata ve emniyete kavuşmuş olur,» dediler.
Bahar Sultan; evet; dedi. Uyuşmak her zaman iyidir. Ancak devletlerini büyültmüş olmakla mağrur olan ve u. zun zamanlardanberi fırsat bekleyen bu korkmaz taife ile uyuşabilmek çok zordur. Ahmaklığı ve eşkiyalıkları malüm olan odüşmanımızın aklı zaiftir; zekâdan, idrak ve irfandan mahrumdurlar. Onlara hikmetten ve nasi- hatten bahsetmek akıllı işi değildir. Anadan kör doğan- lara gözlük bir fayda ver- mez. Hikmet cevherlerini zi. yan etmek akıllı insanlara münasip değildir. Burunları tıkalı olanlar güzel kokular: dan bir şey anlamaz. Sözü uzatmak neye yarar?..
Bahar Sultan sözünü kes. tikten sonra, Kasırganın hid- det ve şiddetini gördü (İnna lillâhi ve innâ ileyhi raciün) diyerek harap ve perişan 2s. kerlerile yavaş yavaş sahra- lara, vadilere çekildi.
— Devami var —
— —azpo —
Cümhuriyet yıllarında zaman ve vasıtanın rolü ve turizm
Sayın Konya Saylavı Dok- tor Bay Osman Şevki Ulu- dağ üstadımızın (Bursa ve Uludağ) adlı rehberini oku. dum.
928 yılında yazılan bu e- serin Uludağa ait kısmını 938 de okumak, Cümhuriyet yıllarında zaman ve vasıta- nın ne mühim roller oynadı- ğını ve on sene içinde ne kadar değişiklik yaptığını mukayese bakımından cidden pek istifadeli olur.
Meselâ : kaleme
Üstadın o gün aldığı bu malümat
MUSA ATAŞ
arasında teşrinlerden mayı- sa kadar Uludağ, kuş uçmaz, kervan geçmez bir haldedir. Oraya 9 ay kar yağmakta, bittabi bu aylarda Uludağa çıkılmamaktadır. Çıkılması da hiç tavsiye olunmamak- tadır.
Şüphesiz 928 de vaziyet böyle idi. Sayın Bay Osman Şevkinin Uludağa çıkacak seyyahlar için bu rehberde bir çok tavsiyeleri var. Bun- lar arasında yazın gece ve
gündüz sühunet farklarına karşı mücehhez olabilmek için kalın bir battaniye de
ULUDAĞ 85
beraber götürülmesi ehem- miyetle işaret olunmaktadır.
Üstadın bu rehberi dağ hakkında çok değerli malü- mat vermektedir. Belki mem- leket eserleri arasında bu kadar güzeli yoktur.
Bizim burada mukayese ve mevzuubahis etmek iste- diğimiz nokta: 928 den 938 e kadar geçen on sene için- de Uludağda yapılanların azemetini tebarüz ettirmek- tedir.
928 de dağda ne otel vardı, ne yol, ne işaret di- reği, ne de telefon... Binaen- aleyh Bay Osman Şevkinin seyyahlara bir çok tavsiyeler- de bulunması ve kendilerine sisli zamanlarda ihtiyatkâr- lığı elden bırakmamalarını hatırlatması, hattâ birer bat- taniye götürmelerini tavsiye etmesi elbette haklı birer mülâhazaya dayanıyordu.
Fakat bugün artık dağın hemen her üç beş saatlik noktası arasında birer otel yükselmiştir. Zirveye yakın bir mahalle kadar mükem- mel bir şose açılmıştır. Da- gın telefonu vardır. Jandar- ması, karakolu, her türlü emniyet ve ihtiyat tedbirleri alınmıştır. Orada insanın kay-
bolmasına imkân vermemek için Karabelenden zirveye kadar yol boyunca işaret di- rekleri dikilmiştir. Hattâ o kadar ki: Orman içlerinden kışın geçmek için bile yollar açılmış ve işaretlenmiştir.
Orada artık, yaz günün- de sisten korkan ve kılavu- za ihtiyaç hissedenler değil, kışın sıfırın altında 28 de- recede ve en şiddetli tipiler arasında cirit oynayan ka- yakçılar dolaşmaktadır. İşte: Cümhuriyet yıllarında zama- nın ve vasıtaların oynadığı olr, we
* ».
Cümhuriyetten evvel Tür- kiyede turizm mefhumunun (&) si bile yoktu. Bu güzel tarih memleketine, gezmek ve görmek için şöyle dursun da ya bir işi düşüp veya ya- nılıp da gelenler, parmakla gösterilecek kadar azdı.
Cümhuriyetle birlikte Tür- kiyede bir turizm davası doğ. muştur. Avrupa ile Asyayı birleştiren en mühin bir geçit noktası üzerinde yükselen ye- ni Türkiye; sahillerile, kaplı- calarile, tabii manzaraları ve tarihi şehirlerile hakikaten cazip bir turist memleketidir.
86 ULUDAĞ
Fakat eski devirlerde buraya gelmek bir Avrupalı için, Af. rika çöllerine seyehat etmek- ten daha meçhul bir akibetin ifadesi idi Emniyet ve asayiş- ten, yoldan ve otelden mahrum bir memlekete yabancıların gelmemeleri çok tabii idi...
Bugün vaziyet hiç de böyle değildir. Cümhuriyet Türki- yesinde emniyet ve asayiş; ilk plânda teessüs eden bir unsur olmuştur. Türkiye; asırlarca ve hattâ bu ülke kurulalıberi görmediği bir emniyete Cüm. huriyet yıllarında kavuşmuş bulunmaktadır. Bugün turizm
davamıza temel olan emni.
yet ve asayişimizle cidden iftihar edebiliriz.
Cümhuriyetin daha ilk yıl. larında memleketimize vapur- larla akın halinde seyyah gel- meye başladıysa bunun ilk sebebini asayiş ve emniyete hamletmekte asla hata yok. tur. Zira: Cümhuriyetin on beş yılı içinde her sene mü. tezayiden artan turist adedi, bu emniyet ve aşayişin ver. diği geniş bir huzurla Türki- yeye seyehat edilebildiğini is- bat eden en canlı rakamlardır.
Cümhuriyet yıllarında ele
alınan turizm davası (İç ve dış) turizm olarak iki cephe. den mütalâa edilmektedir.
Devlet, diş türzminden da- ha evvel iç turizmi teşvik için azami tedbirler almaktadır. M-selâ: Yurttaşlarımızın mem- leket demiryollarında ve de. niz yollarında asgari ücretle seyahatlerini temin için geniş
mikyasta ve muhtelif zemin
ve zamanlarda tenzilât yap. !
maktadır ki: bu tenzilâtlı ta- rifelerin verimi memleket için de memnuniyetle kayde de- ger oObu turizm hareketini doğurmuştur.
Eski devirlerde, ömründe Üsküdardan
İstanbula geçmemiş kimseler
bir defa olsun
yaşarken bugün hemen hemen memleketin bir kaç vilâyetini gezmeyen ve görmeyen pek az kimseler kalmış bulunmak. tadır. Bu hal de gösteriyor ki: Devlet, iç turizm davasını cez- ri bir şekilde ele almış ve bunda cidden büyük bir isa. betle muvaffak olmuştur. İzmir enternasyonal fuarı, İstanbul ve Bursa festivalleri, Bergamadaki kermes gibi ve- silelerle yurddaşların bu mem.
ULUDAĞ 87
leketlere ucuzca seyahatleri temin edilerek yurddaşların bu güzel yurt parçalarını gö- rüp tanımalarına, bittabi ta- nıdıktan sonra sevmelerine imkân verilmektedir. Yani bu sayede oyurddaşa yurdunu görmek, gördükten sonra ona karşı daha derin bir sevgi ile bağlanmak kültürü de ve- rilmiş olmaktadır. On beş cüm huriyet yılında Bursadaki tu rizm hareketlerine gelince:
Evvelâ Bursayı, Türkiye- nin birinci sınıf bir turizin mıntakası olarak kabul etmek
mecburiyetindeyiz. Zira: hiç kadar muhtelif ve cazip mevzularla
bir şehrimiz Bursa turisti türlü sahalarda meşgul edebilecek bir zenginliğe ma- lik değildir. Meselâ: burada ne yoktur ki... Dağ vardır, deniz vardır. Kaplıca, tabii güzellik , mimari bakımdan şaheser san'at âbideleri, ta- rihi eserler, fabrikalar, göl. ler, camiler, serviler, türbe- ler ve saire ve saire...
Bütün bunlar, Bursanın ayrı ayrı turistik hususiyet- lerini tebarüz ettiren mevcu- diyetlerdir.
Bu itibarla Bursa emsal.
siz bir turizm hazinesidir. Ne yazık ki: Cümhuriyet yılları. na kadar Bursaya hemen hiç ehemmiyet verilmediği için bu zengin hazineden istifade edilememiş ve kimseye de is. tifade ettirilememiştir.
Cümhuriyet yıllarından iti. baren Bursada turizmi teş- vik bakımından yapılanlara bir göz gezdirecek olursak, bunların mübim bir yekün teşkil ettiğini görürüz.
Evvelâ; Bursada Çelikpa. las gibi her türlü konforu havi modern bir otel yapıl. mıştır. Bu otelle yerli ve ya. bancı seyyahların her türlü istirahat vasıtaları temin edil. miş ve Bursa için bu otel yüz ağartan kıymetli bir mü- essese olmuştur.
Çekirgedeki o hamamlar, banyolu oteller eskiden birer handan farksızken, Cümhu. riyet yıllarında ıslah edilmiş ve oturulabilecek oteller ha- line sokulmuştur. Şehrin ana caddeleri genişletilmiş, par- kelenmiştir. Çekirge - Bursa yolu asfalt yapılmıştır. Nakil vasıtaları, bir turist şehrine
88 ULUDAĞ
yaraşacak şekle kalbedilmiş. tir.
Uludağda otel, sığınak, ve dağ evleri yap'larak 2zir. venin altına kadarda bir şose açılmıştır,
Böylece Bursaya gelen ziyaretçilerin pek çoğunu ken- disine çeken Uludağ ayrıca kış mevsiminde Türkiyenin kış sporları bakımından da bir santıralı haline getirilmiş.
tir. Hulâsa, Uludağda yapı- lan bu tesisat, Bursanın tu- ristik karakterine (yepyeni bir çehre vermiş bulunmak- tadır ki kış yaz buraya her yaşta ve her meslekte sey- yahla sporcunun çıkmakta bulnnması bunu isbat etmek. tedir
İşte bütün bunlar Cümhu- riyetin on beş yılı içine sığ- dırılan turistik faaliyetlerdir .
Atletizm
Eski Yunanistanda atle- tizm iki ayrı devir geçirmiş- tir:
Birinci devir klâsik atle- tizm devri ikincisi ise deka- dans devridir. Klâsik devrin atletleri ruh terbiyesile be- den terbiyesine müsavi de- recede ehemmiyet verirler ve ruh ile beden arasında tam bir müvazilik gözetir- lerdi. Meselâ meşhur filozof Eflâtun hem yüksek bir fi- kir adamı hem de bir atlet- ti. Klâsik atletizm devri Atina terbiyesinin en par- lak devirlerine tesadüf eder.
HAYDAR TOLUN
O zamanlar ancak jimnaz ve palestralarda büyük bir ihtimamla yetişen gençlerin fikir terbiyelerine başlanırdı ve bedenin terbiyesi ruhun terbiyesi için zaruri bir ha” zırlıktı. Fakat sonraları mü- sabaka meydanlarında alkış- lanarak şımartılan atletler bir nevi arivizme kapılarak kazandıkları birincilik dere- celerini kaybetmemek için atletizmi yegâne bir meşgu- liyet bir meslek haline sok- tular.. Yalınız beden terbi- yesile iktifa ettiler. Ruhi terbiyeleri aleyhine aşırı bir
90
fiziki kültürle müvazenelerini bozdular.. Bol bol yer ve uyurlardı. Hattâ Eflâtun bu türlü atletlere ( uykucular ) diyordu. Eski heykellerde bu iki devrin vücut tipleri pek açık olarak görünür. Klâsik atletizm devrinin atletlerinde vücut yumuşak adaleli ve mütenasiptir. Dekadans (in- hitat) devrinin atletleri ise gayri tabii bir inkişaf ka- zanmış şişkin adaleli iri yarı insanlardır.
Klâsik devrin atlet tipi- ne Diskobol tipi, dekadans devrinin atlet tipinede Her- gül tipi misal olarak alına- bilir.
Sporlar, sür'at koşuları, maraton koşusu, gülle, cirit, disk atmalar, yüzme, sırıklı sırıksız yüksek ve uzun at- lamalar, futbol, tenis, bas- keibol, eskrim, bisiklet, ata binme, boks, güreş gibi spor ve oyunlardır. Toplu bir halde yapılan İsveç jimnas- tikleri spor mahiyetinde ha- reketler sayılamaz. Beden ekzersizlerinin İngiliz terbi- yesinde geniş bir yeri var- dır.. Müsabakasız olarak ebeveynin ekserisi çocukla-
ULUDAĞ
rını mektebe ilim kazanma kadar oyun öğrenme için gönderirler denilebilirdi. Bu noktai nazardan İngilizler Yu- nanlıların ve Romalıların yegâne varisleridir. (1) (Cam- bridge) ve Oxford) üniversi- telerinin an'ane halini almış kürek çekme yarışları meş- hurdur. Bu gün asıl atletin ekzersizler denilen yürüyüş,
manialı maniasız koşular, atlamalar, disk, cirit, gülle ve topuz atmalar, kürek
çekme ve yüzmelerdir..
Atletizme hazırlanmak ve hazırlamak mühim bir ter- biye branşıdır. Karakterin teşkili ve tam bir sıhhat temini için çok düşünülmüş ve kabili istifade bir gıda rejimi ve hıfzıssıhha şartları aramak ve bulmak lâzımdır.
(Sağlam vücutta sağlam ruh ) bulunacağına inanan muallimler çocuklarının ruhi terbiyelerile bedeni terbiye- leri arasında bir müvazilik teminine çalışırlar.
(1) — 1810 Tarihine kadar İnçiltere başta yürüyüş olmak üzere bütün bes den ekzersizlerine Pedestrianism deni: yordu. Atletik oyunlar 1812 de başla- dı. Halihazırda bütün İngiltere atle- tizmini idare eden (London athletiç club) isimli bir cemiyet vardır.
—>—- em —
Geçmiş zamanlarda Bursa
Hikmet Turhan DAĞLIOĞLU
Mühimme defterlerinden çıkarttığımız on vesika bize Bursanın geç- miş zamanlardaki durumunu aydınlatması itibarile çok önemlidir. Bu vesikalar NX, XI, Nil inci asra ait olup Bursanın içtimai, adli, zirai hayatına, inzibat ve emniyetine taalluk etmektedir.
Geçmiş asırlardaki hayat şartlarının incelenmesi her bakımdan faydalıdır. Atalarımızın idare işlerinde hangi şeylere değer verdiklerini, ve Osmanlı saltanatının dayandığı ana prensiplerini bu vesikalar kadar bize gösterecek ne olabilir ?
Bursanın ticaret âlemindeki yerini bu vesikalardan biri bize çok güzel göstermektedir. Leh kralına Bursadan gönderilen dört bin filori kıymetindeki eşya, 16 ıncı asırda Bursa mamulâtının ve bilhassa ipek- lilerinin bütün avrupada ne kadar haklı ve esaslı bir şöhret kazandı- ğının en büyük bir delildir”
Vesikalardan bazıları eşhasa ait, bazıları da evkafı ilgilendirecek mahiyettecir
93 © ULUDAĞ
Vesika : 1
Söğüd Derbendinin
muhafazası hakkında
Bursa Beyine hüküm ki,
Hâliyâ dergâhı muallama mek- tup gönderüb livai mezbure tabi, Söğüd Derbendi namı...... ve mü- hatara mahallin hıfzı lâzundır de- yu arz olundukda Jüzim ise yaya ve müsellimden ve gayrıdan Der bendei yazasın deyu firmanı şerif varid olınağın üzerine varub görü lüb filvakı, ehli fesad eksik olma- yub her veçhile malhuf ve muhata- va olub hufz ve haraseti lâzım ol- mağın tedarik etdirilüb riâyâdan bir ferdi rağbet etmeyüb yaya ve müsellim tayfasından bazı kimes- neler ihtiyar idüb Derbend orta- sında ( Tekfür mağarası ) dimekle meşhur yerde birleşüp iki yerde Derbendi bekleyüb Miz etmelerin uhdelerine alub kimler idüki isim lerile yazılub defter olunmuşdur. Lâkin emri şerifdir yaya ve mü- sellime rulısat olmamağın gönde rilmedi deyu arz eylemiş siz imdi buyurdumki yaya tayfasından mez kür Derbendin hıfzına kifayet ide- cek ne mikdarı kimesne yazup def- terlerin mühürleyüb süddei seade- time gönderesin.
Fi, 7 Recep 075 Mühimme delteri ri S; 209 9 Vesika : 2 İstanbula koyun gönderilmesi hakkında
Bursa kadısına hüküm ki, Hâliyâ mahrusai İstanbulda Et
babında ziyade muzayaka olmağin Bursa mühimmi içün ettaf ve ce- vanibden Eskişehire geldiklerinde Bursaya satılmağa varan koyun dan mahrusai İstanbul zahiresiçün gönderilmesin emridüp buyurdum ki dergâhı muallam çavuşlarından Mustafa çavuş vusül buldukda bu babda mukayyed olub mahrusai mezbure halkına sia'i maişet hasıl ola, Hususu mezbur mühimmatı umurdandır emrim üzere bizzat mukayyed olup ne mikdar koyun gönderildiğin yazub bildirsin Şevval 075
Mühimme defleri 7 Ss; 456 o
Vesika : 3
Ayşe isminde bir kadına tecavüz eden iki edamın idamı hakkında
Bursa Beğine hüküm ki
Mektub o gönderüb o mahrusai Bursada kapucu Mustafa bid Ab- dullah ve diğer Mustafa bin Ab- dullah nam kimseler Ayşe binti Mustafa nam hatunu kendü mas- lahatına giderken çeküb makabiri müsliminde fili şeni, icra eldükleri udüli müslimin şehadetlerile sabit ve zahir olub kayıd ve sicil olu- nub lakin bundan akdem adaleti namei hümayunda dergâhı imual- lam kullarindan olan ehli fesad arz oluna deyu ferman olunmağin haklarından gelinmesi lâzım oldu- gundan gayrı sebebi intizam ah- vali nâs olmağın sureti sicil ihrac olunsun kendüler Yasakçı Başına
ULUDAĞ 93
teslim olunmuşdur deyu bildirmiş- sin, İmdi mezburlara siyaset olma sın emridüb buyurdum ki vusül buldukda mezburları siyaset idüp
emrin yerine vardığında yazub arz eyleyesi. 13 Rabiulevvel 075 Mühimme 7 $. 83
o Vesika : 4
Leh elçisine dört bin Jilorinlik eşyanın gümrüksüz verilmesi hakkında
Bursa kadısına ve Gümrük Eminine hüküm ki
Leh İlçisi süddei seadetime ar- zuhal idüp Krala bazı esbab almak içün dört bin filori ile « Yankoari tini) nam ademi Bursaya gön derilüb gümrük alınmamak babın- da hükmü şerri taleb e'düği ecil- den buyurdum ki vusül buldukda anun gibi kralı mezbur tarafından esbab almağa varan ademinin dört bin filorilik salun aldığı mata'dan gümrük taleb etmeyesin, Amma bu behane ile dört bin filorilikten ziyade meta, geçürmekde ve güm- rük virilmek içün aharın meta'ın meta'larına halt etmekden hazer edesin.
Bir sureti İstanbul kadısına ve Gümrük eminine.
13 Zilkade
Mühimme defteri : 6 486
975
Vesika : 5
Bursada Bileciklâ mahal-
lesinde oturan Arnavnd
Alinin küreğe konulması hakkında
Bursa kadısına hüküm ki
Hâliyâ mektub gönderüb nefsi Bursa o mahallâtından (| Bileciklü mahallesinde sakin oArnavud. Ali nam kimesne şakavet ile ma'ruf olub mahalle halkını daima renci de, ve mahallei mezbure imamı Muslihiddin nam kimesne hakkında dahi her kim artında namaz kılar sa kendü kâfir; avreti boştur de- düği sabit olub sicil olunduği bil- dürmişsin, İmdi mukaddemâ mez. burın küreğe konulması içün hük mü şerifim verilmişdi. Bır tarikle halâs olub veyahud küreğe konul- mamış ise mezburın küreğe gön- detilmesin emridüb o buyurdum ki vusül buldukda emrim mukteza sınca mezbur Arnavud Ali yarar ademlere koşub süddei seadetime gönderesin ki küreğe konula. Am- ma bile koşub gönderdiğim adem- lere tenbih eyleyesin ki yolda gaf
let ile gaybet itdirmekden hazer eyleyeler, Mezbur imama verildi. 12 Cemaziyelâhır 066 Mühimme defteri : N gi 934 o Vesika : 6
Piremir zaviyesine Vişne Meumedin tayini hakkında Mahrusai (oOBursada | Piramir
94 ULTDAĞ
zaviyesine mutasarrıf şeyhi hindi fevt olmağın zaviyei mezbure Gek- buzede Mustafa paşa camiinde vâız olan Vişne Melimelde o buyruldu. Hindi ne ile mutasarrıf ise.
8 Rabiülevvel 079
Mühimme 15
5. 71 e Vesika : 7
Burusa oğlanlarının kıyafetleri hakkında
Burusa kadısına hüküm ki.
Süddei seadetime mektub gön- derüb Burusada sakin olan kul tayfası meclisi şer'a gelüb Buru- sada şehir oğlanları sipahi tavrın- da yatar gümüş raht ile ve kemer kılıc ile ve bol şal- var ile ve ali âbâni sarık ile bü- tün karyelere ç'kub riâyâyâ zarar ve teaddi eyleyül kahr eyledikle rinde kul taifesi eyledi devğ mü- lâhaza olnnub kul olmayub tavrı mezbur olanları men eylemek hu susu — bildirmişsim. İmdi o buyur- dumki vardıkda bu babda mu- kayyed olub imukzddema o şehre münadiler tayin eyleyüb yer yer nida itdirüb tenbih eyleyesin ki kul ve sipahi olmayub şehir oğ- lani ve . . vechi meşruh üzere sipahi tavrında gezinüb si- pahiye mahsus olan eğer at esbabi ve eğer sipahi libasın geymeyüb olıgelüye muhalif iş etmekden ic- tiuab üzere olalar. Olvechile sipa- hi tavrında ata binüb karyelere varub teaddi eyleyenleri ala görüb
haps eyleyüb arz eyleyesin, Sonra anlaa hakkında emrüm nevachile olursa mucibince amel oluna. Sipahiler kethüdasına verildi.
17 Muharrem 979
Mülimme defteri; 10 SE 270 »
Vesika : 8
Mumcu ve sabuncu esnafı hakkında Bursa kadısına hüküm ki,
Bursada veki -mnmcu lalesi süddei seadetime arzuhâl sunub yine mahrusai merkumede sabuncu taifesi ordu teklifin bunlar ile viregelmişler iken Ooattar tayfası mücerred sabuncuları bikâder or du akçasın biz alıruz deyü kadime muhalif tecavuz eylediklerin bil dirub men'u def" olunmak babin- da emri şerifim rica eyledikleri ecilden OoOkadimden ola geldüği üzere amel olunmak emrim olmuş- dur. Buyurdum ki vusül buldukda emrim üzere amel idüb dahi hu- susı mezbure mukayyed olub gö- resin, Zikrolunan sabuncu hirefi kadimen mnmcu hırafinin yamak- lar olub bu âne dek vakı olan ordu tekiifin mumcularile veregel mişlerken hâliyâ attar taifesi ka- dimen olagelmişe muhalif o vechi meşruh üzere dahlü niza eyledik- leri vakı ise men'ü def idüb şer ve kanuna ve kadimden olagelene muhalif kimesneye iş itdirmeyüb
ULUDAĞ
işlemeyüb inad üzere olanları ya- Zub arz eyleyesin. 4 Muharrem 1056 Mühimme 01 İN 30
Vesika : 9
Bursa ekmekçileri hakkında Bursa monlasına hüküm ki, Bursada vaki etmekciler ket
hüdusı olan Mehemmed arzuhal
edüb mahrusai mezburede etmek- cilik işleyenler hami dest olub üstada hizmet idenler etmekcilik idegelmişler iken (o Abdurraliman ve . . : . . ram kimesneler aslâ üstadıne hizmet etmeyüb ve etmekcilik sanatında aslâ haberdar değil iken firun açub etmekcilük idüb ihtilâle bâis olduklarını bil dirüb hükmü hümayunum rica eyledüği ecilden buyurdum ki vu- sul buldukda sadır olan emrim üzere amel idüb dahi hususi mez bure mukayyed olub göresin, Mez- bur üsşade hizmed etmiş olmayub hamı dest ise men'ü def idüb kethüdaları ve Viğitbaşıları mari- feti ile ehl ve üstad olmayınca mimba'd o makürelere benzer ki mesnelere iş itdirmeyesin,
8 Şevval 1050
Mühimme 91 $. 142
Vesika : 10
Burla zahire anbarları hakkında Burusa monlasına ve Livai mez bürede vakı sair kadılara hüküm ki,
EL ŞİŞy
95
Sen ki Burusa kadısı mevlânâ İbrahim zidet fezailihusın. Süddei seadetime mektub gönderüb işbu senei mübarekede di emrillâhi te- âlâ mezrual kılleti, mmatardan telef olub medinei Burusada bazı mu- kataat mültezimleri ve muhiekir taifeleri oObir kaç senedenberu cem'ü deranbar eyledikleri hintayı etmekci taifelerine bey İtmeyüb medinei mezburede belter İstanbul kilesi husta üç dört ay mukaddemi yirmişer paraya iken elyevin İki şer guruşa tecavüz etmekle fukara ve zuafâ muztaribülhâl olduklartı- dan dahi ziyade bella etmek fil: dile yine bey, itmeyfib ihtikâr ve fukaraya bu veclile gadr mutad itmelerile medinei mezburede ve
civarında ashabı anbar yedlerinde olan hıntayı marhı carisi üzere elmekci taifesine bey, etmeklerine tenbih ve mütenebbil olmazlar ise zarureti fukara def'i içün emri şerifim sudurunu İstid'âyı inayet etmekle bu makule zahire idhar ve deranbar eyleyüb tarıkı ihtikâra salik olmak memnu olmağla zik- rolunan mahallerde cem ve deratn- bar olunuü ihtikâr daiyesinde olan zahireler sefer vakii üzere medinei mezküre ehalisi ile habbaz taifesi- ne mu'tadı kadim olageldüği vecli üzere furuht eylemeleri tenbih ve mütenebbih olmayanların hak- larından gelinmek içün isim ve resimlerile arz ve ilâm olunmak | babinda fi evasıtı 1159
Mühimme
5
152
şasaaa———
Şer'i Mahkeme Sicilleri
D. 37 8. 28/4
Veçhi tâhriri sicil oldurki ıali- rusai Burusada hacı İlyas mahal- lesinde miütemekkin olan Davudu Sabbağ Karakâdı mahallesinde mü- temekkin olan Kıymet nam hatunun
20 muharrem 925
Şühudülhâu Dehmed çelebi bin elhacca Hüseyin ve Sinan bin Abdullah
D. 38 5, 28/4
Yeymissebti vehüve vevmül ihda ve ışrin ve tis'amie inin muharreni 025
Veçhi tahriri sicil oldurki mah»
rusdi Burusada Başcı İbralıl câ- ülilnin evkafı muhterik olub raka- beye tiiultaç oldukda efendi haz- retleri evkafi mezbureye fa4kabeye Tutuluağa emroluncak camii mez- kürün imamet cihetine İmametten elli akçe imamına verilüb bakisi rakebeye sari oluna ve Hatib olan Muhiddin halifeye otuz akçe Ve müezzin olana yirmi akçe ta'yin olundu bakisi cihetlerinden raka- be oluna ve sair ehli vazaif şimdi- yedek ne mmikdar vazifelerinden kabziderler ise olminval üzerine tasarruf iderler
Şühudülhâl . . . . , Hawzebin Abdullah ezzaim BHurusa ve Sinan bin Bâli emini beytülmâl ve Sinan bin Abdullah elmuhzir.
ULUDAĞ 97
D. 40 S. 28/4
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Burusada Habib oğlu ma- hallesinde o imüteveffiye olan Sel- çuk Abdullah muhallefatı o wali gaib olub beytülmâl emini zabt etmişdir merhümenin zevcesi Meli- med bini Şuayb meclisi şer'a ge'üb merhumenin emini beylülmâl Sinan Bali ve âmil Hüseyin bin Mu- hanmned mahzarlarında takriri da'- vâ edüb dediki merhumenin mâ hallei mezburede olan evlerinden bir küçük evciğin kapi önü bir sufasiyle büyük evi kapusu köşe- sinden şimal canibine havlu civa- ırna varınca bana hibe eyledi ben dahi kabzeyledi dedikde mezkür Emin ve âmil inkâr eylediler kab- bel istişhâp udüli müsliminden hacı Sa'di bini Evranos ve Hasan bin Alimed mezbur müddei Sofu Meh- medin da'vasına mutabık ikrar- şehadeti şer'iyye kıldılar şahidanı mezburanın şehadetleri sebti sicil olundu.
21 muharrem 025 Şühudülhâl.... Mustafa bin Ab-
dullah gulân şahi ve Alaaddin bini Abdullah Erracil ve Nasuh İbrahinı
D. 41 5. 28/4
Şehide Ahmedibni Sinan elhü- nıt ve Derviş Ali bini Hızır El- bursaviyan bimalızarı min Sinanibni Bâli bini Süleyman el emin yev- me'izin o binnasbissultani alâ bey- tülmâlil elvaki' filbursa el mahruse ve bimahzari min âmil Hüseyinibüi Muhamıned akıbel istişhâd eşşer'i
vedda'vâ essadıreti an Muhamme- dibni Hamza essabit vekâleten bid- da'va vel isbat ankıbeli hafasa binti Mahmud bimâ hüve tarıkus- sübüt şer'an biennelil vekiletil mezbureti âlâ zimmetilmerhume Fatıma binti Hoşkadem el müte vefftat fimahallei o Hamzabey bin Burusa mahrusai meblâğı erbaa mieti dirhemin fıdıyyin rayicülvakti iüa'ted ve aleyha elmeblâğül mez kür şehadeten sahihaten şer'iyyeten makbuleten badetta'dilişşer'i fehu- kime biedâil meblağil mezbur min mubhallefatiha hökmen Şer'iyye.
21 Muharrem 925
Şühüdülhil , . . Mustafa
bey bini Abdullah Gulami şahi ve Nasuh bini İbrahim.
Tercümesi :
Bursalı zahireci Sinanıi oğlu Ahmed ve Hıdır oğlu Derviş Ali o günün Kursa beytülmâl emini Bili oğlu Sinan ve âmil Mehmet oğlu Hüseyinin huzurlarında Mah mut kerimesi Hafasanın da'vâsma vekâleti şer'iyve ile vekil bulunan Hamzanın oğlu Melhimet Bursanın Hamzabey mahallesinde mütevef- fiye Falımanın zimmetinde mez- bure Hafasanın dört yüz dirhem geçer akçe gümüş alacağı vardır. Fatıma ise ölmüştür. Meblağı mezbur borcudur. Bizler buna şa“ hidleriz dediler ta'dili oşer,iden sonra meblağı mezburım merhume
Fatımanın muhallefatından mezbure Hafasaya edasına hökmolundu.
D. 42 S. 28/4 Ve şehide Hamza bini Abdul lah ve Derviş Ali bini Hızır bi:
98 ULUDAĞ
mazharimin emini mezbur ve âmilül mezbur gabbedda'vâ essa- dıreti an şahi binti Elvan bienne lil müddehiyeti o elmezküretığali zimmetil müteveffa Fat.metül mez- bure erbaati eşrefiyyin minelkars matedhiye ve aleyhel omeblağıl mezbur şehadeten şer'iyyeten mak- buleten ba'detta'dilişşer'i fehukime biedâihi min muhallefatiha hökmen şer'iyyen ve şehidâ kezilike eşşf hidünel mezburün bienne lil müd- deiyyeti dilşâd binti Abdullah alâ zimmetil o merhumeti Fatima el müteveffat fi mahalleti Hamzabey hamsine dirhemen fıddiyyen rayi- cen filvakli min semeni'kamis elmüşteri elmahrus matethiye ve aleyhel meblağul mezbur şahade- ten şer'iyyeten makbuleten ba'det- ta'dilişşer'i fehukime biedaihi min muhallefatiha hökmen şer'iyyen
21 muharrem 925
Hamzabey mahallesinde vefat eden Fatımaya Elvan kızı Şâhi ödünç olarak dört eşrefi (bir nevi altun sikke) vermiş Abdullah oğlu Hamza ve Hıdır oğlu Dervir Ali mezbur emin ve âmilin huzurla” rında şahadet eylediler ve bu Şşa- hadetleri makbul görülüb Fatıma- nın muhallefatından mezbure Şa- hiye verilmesine hökmü şer'i ile hökmedilmiştir ve yine Abdullah kızı Dilşadın gömlek bedeli olarak elli dirhem geçer akçe ile gümüş paresi merhume Falımada alacağı olup yukardaki şahidlerin şehadet- leri vaki olmağla yine Fatımanın muhallefatından Dilşade verilmesi- ne hökmolunmuştur.
D. 43 S. 28/4
Veçhi tahıriri sicil oldurki Bu- rusa zindanında mahbus olan An- dirya bini Balyos ki Mihalıç ka- zasının haslardan Diçki nam kar- yede mütemekkin imiş haliyâ Sancak beyi subaşısı meclisi şer'a gelüb kefil versün üzerine nesne zahir olmadı dedikde mahırusai Burusa subaşısı Hamzabey ma'ri- fetiyle mezkürun nefsine Yuvan bini İstiyakos an karyei mezkür kefil oldu ve mezkür İstiyakosun nefsine Hol İbni Vasil an mahallei Kayabaşı kefil olub sebti sicil olundu.
21 Muharrem 925
Nasuh bin İbrahim ve Sinan ibni Abdullah.
D. 44 S. 28/4
Veçhi tahriri sicil oldürki mah- rusai Burusada dahili İlisarda Tefsirhan mahallesinde mütemek kin olan hacı Mehmed hini Hamza meclisi şer'a gelüb hökmü şer'i irad edüb Ali Bâli bin Mahmudu ihzar idüb mazmun hökmü zikr olunan Ali Bâli bana ikrah itdirüb benden bedeli sulh deyi bin altı yüz akçe aldı dedikde mezbur müddefaleyh Ali Bâli huccetler ibraz eyleyüb mezmuni hucce şer'a muvafık olmadığı ecilden meblağı mezbur akçeki bedeli sulh deye almışdı yine vermesine hök- molundü.
21 Muharrem 925
Mehmet Çelebi elhace Hüseyin ve Mehmet Çelebi bini Mübarek ve Sinan ibni Abdullah,
: ULUDAĞ 94
D. 45 S. 28/4
Veçhi tahriri huruf ooldurki mahrusai Burusada binevâ Meh- medin evkafı muhterik olub evkafı mezbureye mütevelli olan Ahmed ibni Hamza ve kâlib Mustafa bini Ali meclisi şer'a gelüb evkafı mezburenin tamiri içün muham- minler gönderin vakfa enfa ta'mir olunmakdır. tahmin olunsun de- düklerinde üzerlerine ehli hibre ve erbabı vukufdan başka kimseler gönderilüb talimin etdiklerinde cem'an on üç bin beş yüz akça tahmin olunub erbabı vezaifden mütevelli ve kâtib ulufelerinden gayrının cihetler vekabeye tutul- mağa emrolundu.
21 Muharrem 925
Şühudü'hâl ... Mehmed Çe- lebi bini elhâce Hüseyin ve Mel- med Çelebi bini Elmubarek ve Bekçi Çelebi bini Yahya ve Meh- met bini Mehmet.
D. 46 5S. 28/4
Veçki tahriri huruf o oldurki mahrusai Burusada merhum Düs- turhan evkafı muhterik olub evkafı mezbure mütevellisi Mevlânâ Ka- sım bin Hasan ve kâtibi pir Meh med ve vekili harc Ahmedibni İlyas ve câbileri Mustafa bini Ali ve Ali Bâli meclisi şer'a gelüb evkafı mezburenin ta'miri içün muhamminler gönderin görülsün dedikde erbabı vukufdan ve ehli hibreden Siga kimseler gönderilüb tahmin olundukda cem'an yirmi bir bin beş yüz akça tahmin olun- dukda erbabı vezaifden zikr olu-
nan kimselerin vazifelerinden gay- risi rakabeye dutulmaga izin ve- rildi. 21 Muharrem 025
Şühudülhâl . , Mehmed Çelebi bini elhâce Hüseyin Meh- med Çelebi bini Mübarek ve Bâli Çelebi bini Yahya ve Mehmedibni Mahmud ve Sinanibni Abdullah.
D. 47 S. 28/4 Veçhi tahriri huruf o oldurki mahrusai Burusada nasbı “sultani ile hassa haraç emini olan Musta- fa çelebinin naibi Mehmed çelebi bini elhâçe Hüseyin meclisi şer'de ikrar ve itiraf idüb dediki sabıkan Mudanya iskelesinde Bâç emini olan Mustafanın yedinden sene erbaa ve isrin ve tis'amie şevva- linin on dokuzuncu gününde bin dört yüz oluz üç akça sene 925 muharreminin yirmi birinci gü- nünde sekiz bin yedi yüz seksen dokuz akçe kabzeyledim dedikde makbuzunminlı Mustafa çelebi dahi vicahen tasdik evledi. 21 Muharrem 925
Şültudülhâl ,. . , Süleyman çe- lebi bini İlyas Mehmed çelebi bi- ni Mubarek Mehmed çelebi bini Sinan Bâli çelebi bini Mehmed.
D. 48 S. 28/4
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Burusada nasbı Sultanf ile hassa harç emini olan Mustafa çe- lebi bin naibi Mehmed çelebi bini elhâce Hüseyin şeriat mahfelinde ikrar ve itiraf edüb dedikim işbu müşarünileyh Bekir çelebi bini Yahya yedinde kabban mahsulün-
100 ULUDAĞ 5
den dokuz bin yüz otuz dokuz akçe kabzeyledim dedikde makbu- zunminh Bekir çelebi dahi vicanen tasdik eyledi.
21 Muharrem 025
Şüludülmeclis: Süleyman çe- lebi bini İlyas Mehmed çelebi bi ni Sinan Bayezid bini Abdi ve Sinanibni Abdullah.
D. 49 S. 28'4
Yevmel isneyni vehüve yev müssalis vel ışrun min muharrem
095
Şeliide linnakli ve tahvili fi mahalli harcı etta'dil elhâc İsa bini Yusuf ve Receb bini Ömer ve İbâdullah bini Ahmed. akibel istişhadişşer'i vedda'vâ sadıreti min hâmili hâzel kitab Mahmudibni Yusuf biennel müteveffa elhâc Süleyman bini Yusuf el müteveffa bi mahalleti Sarıcapaşa” min ma- hallâti Edirne elmahrusa ahlieb ve ümlil müddei mezbur Malı- mud ve ennel verâsete münhası rün vefi binteyil el med'uvveteyni Fatıma ve Hâlime binteyil mer hum elhâc Süleyman ve fizevcetihi elhic Melek binti Abdullah el hurre lâvâriselehu sivahüm velâ müstelikka litereketihi illâ i hüm şahadeten şer'iyyeten sümme vekkele veleduhu bini Abdullalı elvasi minkıbeliş şer'i alessagıre- teyni mezbureteyn Fatıma ve Hâ- lime Malımudul müddei mezbur bi kabzı hıssatihis sağıreteyni ve Vekkelet zevcetühü el merhum el- hac Melek binti Abdullah Mahmu
del mezbur bidda'vâ ve hustmat ue kabzı hissetihâ tevkilen şer'iy- yen
Şühudülhâl ........ Ali yibni Emir Ali ve Muslafa bini Eminhan ve Mustafa bini Dursun ve seyyid Alımet bini Yusuf
Tercümesi : 23 Muharrem 025 pazariesi.
Hare ve ta'dil mahallinde na kil ve tahvil edicilerki Ahmed oğ la İbadullah ve Ömer oğlu Receb ve Yusuf oğlu hacı İsalardır şa- deti şer'iyye ile şehadet eyledilerki bu sicilde bais olan Yusuf oğlu Malımudun da'vâsında ana baba bir karındaşı Yusuf oğlu hacı Sü leyman Edirnenin Sarıcapaşa ma- hallesinde ölmüşlür hacı Süleyma- nı iki küçük kızları Hâlime ve Fatıma ve bir de Abdullah keri- mesi hacı Melek isminde huwre bir zevcesi vardır ana baba bir karıudaşı ise benin kızlarına ve- kâleti şer'iyye ile vekil ta'yin olundum zevcesi Melek de hisse sini almağa beni vekil ta'yin et- miştir ve merhum hacı Süleymana bizden başka vârisi yoktur deye yazılıdır. müddei Malhımudun bu ikrar ve ifadesinin doğru olduğuna mezkür şahidler dinlenmiş ve şe- hadetleri ba'dettezkiye makbul gö- rülerek tescil edilmiştir.
D. 50 S. 28/4
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Burusa Sancakbeyi Koçu bey hazretleri içün dergâhı muallâdan hökmü şerif varid ölub mazmunu
NAAM NM ANN
ULUDAĞ
mevmumununda Burusa beyi zim- metinde hizanci âmireden karz verilmiş on üç bin üç yüz otuz dört akça ve hassai ağönam bala- sıwda iki bin beş yüz akçaki cem'an on beş bin sekiz yüz otuz dört akçe olur zikrolunan mebla- gın tahsili lâzım olmağla darendei hökmü şerif kulum Hüseyin ol canibe itsal olundu hökmü şerifle vardıkda tehir etmeyüb meblağı mezburi o mumaileyhden bikusur kahzeyleye deyü ferma olunmuş imtisalen lil emril âli meblağı mezburı mezkür Koçubey hazret- leri kendünün âdemisi Ali subaşı ile meclisi şer'a gönderüb mezkür Gulam şahihusam bey an zümrei ulufeciyan meblağı mezburu mez- kür Ali snbaşı yedinden bikusur kabzeyleyüb Ali subaşının talebiy- le mezkürün Okabzı sebti sicil olundu.
Şuhudülhâl ,.... Derviş çe- lebi bini Laklak Mehmed çelebi bini elhâce Hüseyin ve elhâc İs- kender bini Abdullah ve Sinanibni Abdullalı erraci ve sa'di bin İvaz.
23 Muharrem 025 D.SI 5, 28/4 25 muharrem 925
Veçhi. tahriri sicil oldurki bir kimse meclisi şer'a şahadete gel- dikte hasım tarafından bana doksan iki akçe virildi deyü imeclise ge- türdikde hasım ben vermedim deyi inkâr eyledikde sahibi zahir olma dığına binaen malırusai Bursada boyacı olan Mnhiddin taleb eylediği ectide ona teslim olundu.. -
101
Şühudülhâl ..... .. Meli- med çelebi bini elhâce Hüsevin ve Süleyman bini Abdullalı,
D.52 5. 28/4 25 muharrem 025
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Burusada nasbı sultani ile emin olan Sinan bini Bâlâ şeriat mahfelinde ikrar ve itiraf idüb dediki mahrusai Burusada Tatarlar mahallesinde müteveffa olan Ham za bini Abdullah muhallefatından beytülmâl içün zabteylediğim es- nada merhum Hamzanın işbu mü- şarünileyli Melimedibni Ivaz Zim- metinde yediyüz akçası olup mez- kür Mehemmed yedinde meblâğı mezburı bâkusur kabzeyledim de- dikde makbuzun iwinli Melimed hali vicahen tasdik eyledi.
Şühudülhâl Mehmed çelebi bini elhâce Hüseyin ve Süleyman çelebi bini Abdullah,
D,53 5.284
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Durusada Çardak mahallesin. de mütevefia olan Hamza biri Abdullah muhallefatı beytülmâle intikal edüb merhumun zevcesi Rukiye beytülmâl emini Sinan BâlA ve âmili beytülmâ!l Hüseyin mah zarlarında merhum zevci Hamza zimmetinde omihri müeccelimden beş akçem oldu üzerinde kaldı dedikde mehri misli meblagı mez- bure kâfidir denildikde zevci Ham- zaya hibe etmedüğine yemin veri- lüb meblağı mezbur merhumun muhallefatından eda olunmağa-hük- molunub sebti sicil olundu:.* « «
102 ULUDAĞ
« Sinanibni Abdullah
Şühudülhâl , . Abdullah ve Aliyibni arracil.
D.54 S, 28/5
Veçhi tahriri sicil oldurki malı- rusai Burusada seyyid usül tekkesi kurbinde Üveys bey odalarında Cemile nam yahudinin ocağı du- tuşdu dedikde odabaşı İshak inkâr eyledi udüli müsliminden Mustafa ibni Hasan ve Veli bini Nasuh zikrolunan ocak dutuşub yalın çık- ğını biz gördük dediler sebti si cil olundu.
25 muharrem 925
Şühudülhâl , . . Sinanibni Ab- dullah ve Abdülkerim biui Mustafa.
D.55 S. 26/5 Yevmül cüm'a vehüve yevmüssabi' vel işrin min muharrem 925 925 senei hicriyesinin muharre-
mülharamının yirmi yedinci gü nüdür.
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Burusada makscm mahallesin- de mütemekkin olan Hıdır bini İlyas ve Mustafa bini İlyas Aynişah binti Hıdır ve Sultana binti Yusuf namahremler bulunup meclisi şer'a getirilüb mezküran avretler ikrar idüb ve etmekçi Yunus bini Ab- bullah bile bulunub sebti sicil olundu.
Şühudülhâl . . Sinan bini Bâli Malhımudibni Kasım ve Sina”ibni Abdullah,
D. 56 5.56
Veçhi tahriri hurui o oldurki mahrusai Burusada müteveffat olan Ayşe binti Mahımudun muhallefatı hâliyâ beytülmal emini olan Sinan bini bâli hıfzeyledi merhumenin varisi Mehmedibni Mehmed ve gaibde olduğuna binaen ve mer hume Ayşenin babasından irsen intikal eden ev hissesinden bin akçe hissei şer'iyyesi olub ba'de zemanın meblağı mezbur nafaka ve kisvesine emri ş*r ile bir mik- darı sarfolunub hâliyâ dört yüz yirmi akça kabzeyledi deyü emini mezbur ikrar eyledi ve merhumenin kendi esbabından ki bey eyledik andan dahi iki yüz akça mıkdarı kabzeyledik emini mezbur meclisi şer'de ikrar idüb makbuzunminlı Fatıma methumenin halasıdır şifa- hen tasdik eyledi.
27 Muharrem 925
Şühudülhâ!l ., . Mütevelli başçı ve Sinanibui Abdullah Aliyibnil Abauliahil Erracil ve Pir Ali çe- lebi bini hacı Yusuf İmam Hasan ibni İbrahim Ahmedibni Hamza .
D.57 Ş.28/5
Ekarre Kasım bini Abdullah essahibelü vekâleten bil kabzıl ati zikrühu an kıbeli mevlâ hâce şeyh Mehmed bini Şemsüddin bimâ hü- ve tarıküssübutü şer'an biennehü ehaze ve kabaze min yedi hâmili hâzel kitab Hamze bin Abdullah Essabitü vekâleten bil isali ankıbeli Ni'metullah bini sultan Acem bimâ hüve tarikissübuti şer'an meblâga
ULUDAĞ 103
mieteyn eştafiyyin ve siddetle ve sittine eşrefiyyen zehebiyyen vez- niyyen tamül vezni sahihül ayar min semenil hariril müşterâ el mak- buz ve hüve filvezni mieteyn lüdre ve selâsen ve selâsune lüdreten külli vüdretil minhü bieşrefiyeyni ikraren musaddikan min kıbeli Hamze tasdikan vicahiyyen.
Sühudülhâl . . Mehmed çelebi bini elhace Hüseyin ve Seyyid Ali bini Abdurrahman ve Aliyibni Mustafa ve Malımudibni Mehmed ve Ca'feribni Ivaz ve Karagöz bini Abdullah
Tercümesi :
Şemseddin oğlu hoca şeylı Meh met tarafından atide zikrolunacak meblâğı almağa vekâleti sahiha ile vekil olan Abdullah oğlu Kasim ikrar idüb didiki Abdullah oğlu Hamza sultan Ace oğlu Nime- tullaha isâl elmek üzere vezni tam ayarı sahih iki yüz altmış allı eş- refi altun ki Satun alınan ipek mah- sülündendir ve tartıda iki yüz otuz üç lidredir her lüdresi iki eşrefi altını bahasınadır. Kasımın bu ik- rarını Hamza vicahen tasdik eyledi.
27 muharrem 925
D. 58 28/5
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Burusada nasbı Sultani ile beytülmâl emini olan Sinanibni Bâli meclisi şer'de ikrar idüb de- dikim Hayreddin paşa mahallesin- de müteveffat olan Ayşe binti Ab- dullahın muhallefatındandırki sa- bikan Dervişibni Muhammed hıfz
idüb bey” etmişimiş mezkür Der- viş elinden dört yüz on dokuz akça kabzeyledim dedikde makbu- zunminh Derviş dahi vicahen tas- dik eyledi.
Şühudülmeclis . . Mehmed çe- lebi bini elhâce Hüseyin Mehmed bini Mustafa Sa'di bini Ramazan. .
D. 59 S. 28/6
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Burusada kablucada ases olan Hasaniüni Abdullahın sabı- kan alımcı Mahmudu kaçırdın de- ye hapsolunmuşdu hâliyen alımcı Mahmudu atebeyi adalet penahe vardı deyü bazı kimseler şahadet idüb ve mezkür Hasanın nefsine pir Ahmed bini Yunus anmahallei Sukulferes kefil oldu ve anın ma- hallei mezbure kâhyası Durmuş bini Ivaz kefil olub sebii sicil olundu.
27 Muharrem 925 Şühüd .... Mehmed çelebi
bini elhâce Hüseyin Mehmed bini Eynebey ve Murad bini Mustafa.
D. 60 S. 28/6
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Burusada hassa harç emini olan Mustafa çelebinin naibi Mel- med çelebi bini elhâc Hüseyin ikrar idüb dedikim işbu müşarü- nileyh şab emini ki Malhmudibni Abdullah ki karyenüz hasıl olur mezbur Emin yedinden şab mali- sulünden dört bin yüz kırk alta akça kabz eyledim dedikde mak- buzunminhı vicahen tasdik eyledi,
27 Muharrem 925
104 ULUDAĞ
Şühudülmeclis ..... Sinam- ibni Abdullah ve Ali bini Mah-
mud, D. 61 S. 286
Yevmissebt vehüve yevmissa min vel ışrin min muharrem 925
Veçhi tahriri sicil oldnrki malı- rusai Burusa Sabbağlarından bir eri kâmil sabbağ gönderin diye hökmü cihan ferman olunduğu ecilden işbu müşarünileyh Mah mudibi Sevyid Ahmed an mahal lei Alacamescid ve piri bini İlyas an mahallei Azabbey bu iki nefer kimse birbirine kefil olub malıru- sai Edirneve devletli Hüdavendi- gâr maslahatı İçün varid olan gu- lamişahi Melmedibni Karaca ..... Ulufeciyan mezkür gulami Sulta- niye teslim olundı.
28 Muharrem 025
Şühül , ... Nureddin bini Gündük Mehmed çelebi bini elliâ- ce Hüseyin.
D. 62 S. 28'6
Veçhi tahriri o huruf oldurki malırusai Burusada Sultan imareti mahallesinde mütemekkin olan Ay- şe binti İlyas meclisi şer'a gelüb sabıkan zevci yeniçeri o Aliyibni Abdullahı ikzar idüb üzerine tak- riri dava kılub dedikim sabıkalı mehri müeccelin hibe ettiğim ta- rihde bana bir sığır ineği verüb nice müddettenberü (o buzağlayub hâliyâ beş baş sığır inekleri var- dır dedüğün mezkür yeniçeri Ali inkâr evledi kabbel inkâr muslihün ve mütevassitün araya girüb es- sulhü hayrülamel edüb - mezkfr
müddeaaleyliden bir sü sığırı ine- ği bozağısiyle ve üç yüz nakid akçe verüb mezbur Ayşe mezbur yeniçeri Alinin zimmetini ibrâ ve iskat idüb minba'din bivechin mi- nelvücül ve sebebi ominelesbab da'vân ve nizaim yokdur deyü birbirinin o zimmetlerini ibrâ ve iskat eylediler.
28 Muharrem 925 Şühud ... . Mahmudibni Alı-
med Aliyi iri Abdul'alı Erracil İlyasibni Abdullah o Mahmüudibni Abdullah.
D. 63 S. 28'6
Yevinülehad vehüve yevmissabi vel ışrin min muharrem.
Veçhi tahriri sicil oldurki mah» rusai Burusada Şerafettin paşa ma- hallesinde o mütemekkin Mehmed ibni usta ieclisi şer'a gelüb İbra- himibni Mehmedi ihzar idüb üze rine takriri da'vâ kılub dedikim senin şakirdin arkasında bulunan işbu müşarünileyh asmani çuha « O zaman asımani tabir edilen bir nevi çuha Bursada mevcut olduğu sabittir » benim oğlumundur de- dikde mezkür İbrahim inkâr eyle- di indel istişhad udüli müslimin- den külâhcı Ahmedibni Yusuf Yahşi bini Mustafa ve Hüseyimibni İbrahinı mezkür asmani çuha işbu müddei Mehmedin oğlunundur sirkat olundu dediler şahidânı mez- buranın şehadetleri ba'dettezkiye hayyizi kabulde vaki olub sebti sicil olundu.
Şühüd.... Kasın çelebi bihi
Ahmed ve hacı İskender bini Ab: dullah,
ULUDAĞ
D. 64 5. 28.6
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Bursada Şerefeddin mahal- lesinde mütemekkin olan Melme- dibni Ustanın Ulu bayramdan sonra hucresi açılnb niçe esbabı gittik- den sonra hâliyâ bir asumani cuha İbrahimibni (Mehmedin şakirdi Abdi bini Bekir yedinde bulun- dukda bu çuhayı kande buldun denilince cevab verüb ustam İbra- him verdi geydim dedikde usta- sından istifsar olundukda ben bu çuhayı kuyumcu oMulhyi bini Yu sufdan aldım dedikde mezkür ku- Yucu verdüğine inkâr eyledi ve mezkür asmani oçulayı mezbur Abdi benim arkamda gördüler bildiler deyü verub Veliyibni Yu- sul hücresine atub yerine bir gayri asmani çuha geydim gitdim dedi ba'dehü ol mesruk asmani çuhayı ol hücrede söküb astarın- dan ayırmışlar kim sökdü denil- dikde kimse ettiğüne ikrar etmedi ve bu mezkürlar hapsolunmağa emr olundu
Şühüdülmeclis . Abduliâl ibni elhâce Fakih ve Mehmet çelebi bini elhâca Hüseyin ve Derviş çelebi bini Laklak ve hacı İsken- der bini Abdullalı kâtib Şuca'bini Hizir
D. 65 S. 28/6
Veçhi tahriri huruf oldurki mah- rusai Bursada merhum ve mağiu- runleh Sultan Bayezid han aleyhir rahmeti velgufran bina etdirdiği hânı cedid evvelde otuz aded hüc- relerin pencereleri ve çerçeveleri tamir olunmak lâzımdır üzerine
105
ehli hibre gönderin tahmin olun- sun ne mikdar nesne kifayet eder görülsün dedikde üzerine erbabı vukufdan Siga kimseler könderilüb sörüldükde cümlesine bin beş yüz akça tahmin etdiklerinden sonra vakfe elfe'a alelacele tamir olunmak lâzımdır dedikleri ecilden mezkür kâtib Şucaa izin verildi. 20 muharrem 025
Şühüd . . . Derviş çelebi bini Laklak Sinanibni Abdullah Afime- dibni Mustafa
D. 66 S. 28'6
Veçhi tahriri huruf o oldurki mahrusai Bursada hânı cedidi sa- nide hâliyâ nasbı sultani ile emin olan Ahmedibni Mustafa sabıkan mahrusai mezburede harik vaki” oldukda ham mezburm Önünde dekâkin saraçlar dükkânları muli- terik oldu bana mezkür dükkân- ları tamir idiver evvelkinden Ziya de icareye kabül etdik dediklerin- de mezkür dükkânlarin daraba talı- laları tecdid olunmağa emini mez- bure izin verilmiş idi hâliyâ mez- kür Emin kazıyyenin vukuu üzere temessük taleb eylediğü ecilden bu vesika ketbolunub yedine ve- rildi .
20 muharrem 925
D. 67 S. 28/6 Vevmel isneyn veliüve yemis- selh min muharrem 925 Dokuz yüz yirmi beş senesi muharreminin sonuncu pazarlesi günüdür
106 ULUDAĞ
Veçhi tahriri sicil oldurki malı- rusai Bursada Bedrettin oğlu ma- hallesinde mütemekkin olan Ciğerci Ramazanın sattığı mumda iki vakiyede yüz dirhem mum eksik bulunub sebti sicil olundu
D. 68. S. 28/6
Veçhi tahriri sicil oldurki mah- rusai Bursada Altıparmak mahalle- sinde müteveffat Selvi binti Ab-
dullah Atika Mustafa muhallefa- tından beytü mâl emini olan Sina-
nibni Bâli yedinde mahfuzfoldukda ve Selçuk hatun mahallesinde mü- temekkin olan Receb bini Meh- med ve Şa'bân bini Mehmed mec- lisi şer'a gelüb emin Siean ve âmili beytülmâl Hüseyin Mehmed mahzarlarında merhume Selvibi bizim lieb karınkardaşımızdır Mus- tanın omu'tekasıdır o merhumenin varisi biziz veraset bize münha- sırdır dediklerinde mezkür emin ve âmil inkâr eyledi gabbel istişhâd udüli müsliminden Mahmudübnü Abdullah ve Sülevmanipni Mustafa ve İbrahimibni Murad mezküran Receb ve Şa'banı da'vâlarına muta- bık ikrarı şehadeti şer'iyye kıldılar mezkürların şehadetleri ba'de tez- kiye hayizi kabülde vaki” oluk sebti sicil olundu
30 muharrem 925 Şühud .... Mehmed çelebi bini elhâce Hüseyin ve Şüc'a bini Apdullah D. 69 S. 28/6
Vevmüsselâse vehüve yevmülgutreti min safer hutime bilhavri vezzafer o 925
Ekarre fahrül emasili vel akrân
Süleyman bey bini Hamza el emin yevmeizin binnasbissultani alel hâ- riril emiri el me'huz min eshabihi el me'mur bibeyihi minennas ev ehaze bisemenihi minhü binnehu kad ehaze ve kabaza minyedi ha- mili hâzilkitab Avraham bini İlya el Karpusi yahudi meblaga sema- niyeti âlâfi dirhemin ve tis'a mieti dirhemin fıddıyyin rayicil minel- vakt min semeni hariri pir Ali elacum venüve filvezn mietü lüd- retün ve semanine lüdretün ellezi hüve min cümletil eshası el me'- huz harirünüm ikraren ve i'tirafen mısaddikan min kibeli Avrahıkm el makbuzu mnhüi el mezkür.
Tercümesi :
Ipek vergisini almağa memur Süleyman bey ikrar edüp dediki Acem Pir Alinin ipeklerinden alı- nacak vergiye mahsuben yahudi İlya oğlu Avraham elinden sekiz bin dokuz yüz geçer akça gümüş aldımki mezkür ipeğin vezni yüz seksen sekiz lidredir bu ikrarı makbuzun min Avraham vicahen tasdik eyledi.
Bundan sonraki sicillerde ihti- saren «Vechi tahriri huruf oldurki» ibaresiyle her sicillin altındaki şa- hid isimleri tay edilmiştir. Ancak ehemmiyetli bir isim olursa yazi- lacaktır.
D. 70 S. 28/9 1 Safer 925
Mahrusai Burusada hassa harc emini olan Mustafa çelebinin naibi Mehmed çelebi ibni elhâce Hüseyin şeriat mahfelinde ikrar ve itiraf
ULUDAĞ 107
idüb dediki dergâhı muallâdan hükmü şerif varid olub mazmuni meymunınde akmişe'i mütenevvia alınmak ferman olunmış hâliyâ er- babi akmişe semenlerinden birer mikdar akça verilmek taleb eyle- yüb müzahame etdikleri sebebden mali miriden taleb edüb işbu mü- şarüniley harir emini Süleyman bey bini Flamza yedinden iki yüz bin akça kabzeyledim ki masarifine sarf edem dedikde makbuzun miuh emin Süleyman bey dahi vicahen tasdik eyledi.
D.71 S. 28/
Ekarre ve a'terefe Yusuf bini elhâc Ahmed Elkovan biennehü kadbâ'a minhâmili hâzelkitab Ha- sanibni Abdullah vehüve iştera vebtâk minhü fentekale ileyhi bi irsi şer'iyyi min ünmihi Benefşe binti Abdullah ve zâlike arsatül menzil elkâin el muhterik ma'a nafakatihi ve hassaten mâül küin fi Burusa el mahrusa bimahallei Arablar mahdudun bimülki aşcı ve bimülki elhâce Hüseyin ve bit- tarik ve bimülki müştera Hasan ve bimü'ki zevcetül medas bi cümletil mahdud ve kâffetil hukuk semenen ruuayyenen kadrihü er- baa mi'e dirhemen fızzıyyen ve ra- yicin filvakti bey'an ovebliya'an bilyakıneyni sahihateyni şer'iyye- teyn müştemleteyni alâ icabin ve kabulin mer'iyyeteyni ve takbuzun filbedeleyni minettarafeyni ikraran sahihan ser'iyyen ve saddakahül müşteriyil mezbur vicahen.
1 Safer 925
Tercümesi:
Kovan hacı Alimed oğlu Yusuf validesi Abdullah kızı Benefşeden irsen intikal edüb etrafı erbaası aşcı ve hâce Hasan ve. müşteri Hasan ve Medas zevcesi hudud- lariyle mahdud yanmış bir ev ar- sasını bakiyye ankazı ve has bir suyu ile beraber geçer akça dört yüz dirhem gümüşe icab ve ka- bulü cami ve şer'i bir surette Abdullah oğlu Hadana sattığını ve bedelini aldığını ikrar eyleyüb
mezkür müşteri Hasan dahi vica- hen tasdik eyledi.
D. 72 S. 28/7
Ekarre ve a'terefe Davud bey bin, ,.el mütevelli binnasbis sultani alâ evkafil merhum Umur- bey biennehü kad ecere bihükmü tevliyetihi min Zahidibni Mehmet ve Zâlikel hadika minel evkafil mezbureti elkâineti bi kurbi kar- yeti Balıklı minnevahi Burusa el mahrusati el mahdudeti obivakfi Ali paşa ve bi mezriati ağacık ve bi mülki yeniçeri llıdır ve bi vakfi Ali fakih bi ücreti muayye- netin kaderuha fikülli senetin se- lâse mieti dirhemin fıddıyyen ra- yicil filvakti ilâ tis'ati a'vâmin mütevaliyetin bişartı en yansaba el müste'cirül mezbur fi hüzihi se- neti mi'etü eşçarin müsbiretin fihâ icaren ve isticaren sahihayni ser'- iyyeyni.
4 Safer 925
108 ULUDAĞ
Tercümesi :
73 Umurbey vakfına binasbissultani ile mütevelli olan Davud bey ikrar edüp dediki tevliyetim icabı Mel- med oğlu Zahide Bursa kurbinde nevahisinden Balıklı nam karye kurbinde vaki Umurbey evkafw- fından bir mikdar balıçe icare verdimki etraflı erbaasi Ali paşa vakfı ve Ağacık mezraası ve yeni- çeri Hıdır mülki ve Ali vakif vakfı ile mahduddur her sene ge- çer ekça ile üç yüz dirhem, gü- müş verecek ve ayrıca yemiş ve- reeck yüz ağaç dikecek ve müte- valiyen dokuz sene icare malik
olacak diye ikrar eyledi.
D. 74 S. 28/7
Mahırusai Bursada nasbı sultani
ile Bozahane ismini alan o Muhar- rem çelebi meclisi şer'a gelüb
tahririri meram kılub dediki sabı kan Pınarbaşı bozahanesi termime mahtaç oldukda bendeniz emri şerifiniz ile meremmet etdirmişdim hâliyi muhasebe görmeğe emr olunsun dedikde mdhrusai mezbu- rede nasbı padişahi ile hassa harc emini olan Mustafa çelebinin naibi Mehmed çelebi bini elhice Hüse- yin erbabı vukuidan sığa kimes- neilere emr olunub muhasebesi görüldükde bin yüz elli üç akça harc etdüğü zahir olub emini mez- burın talebi ile sebti il olundu. Ve Sedbaşı Bozahanesinin ta'mi- rine termimine dahi muhasebesi görülüb emini mezbur yedinden üç vüz vetmiş iki akça sarf olun- duğu sabit olub mezkür Emin
Muharrem çelebinin talebi ile ve hassa harc naibi Melımea çelebinin ma'rifetiyle sebti sicil olundu.
4 Safer 925
Sinanibni Abdullah dinibni Abdullahirracil.
ve Alaad
D. 75 S. 28/7
Cık kadısı tarafından, nakli şe- hade gelüb mefhum budurki Mus tafa bini Yunus ve Ca''er bini Mustafa mecliei şer'a gelüb şeha det eyleyüb Bursada Galle pazarı kurbinde Çilingir dükkânında fevl olan Menteşe ibni Ahmed işbu nakıli neklin asabai nesebiyyesidir veraset bu nakıli naklinki Oruc Hamza ve Hasan Orucun karın daşlarıdır. mezkür Orucu Hamza ve İlüseyin vekil eylemişdir de nilmiş (o Bu husus içün mezbur Oruc hökmü padişahi irad etmiş- dir mazmun budurki dediği gibi olub veraseti sabit olursa bikusur beytülmal eminden alıvsrsin deyü buyurmuş öyle olsa beytülmâl emini Süleyman bey ibni Muslafa ve âmil Hüseynibni Mehmed mali- zarinda nakliciğin şühudü tarik dinlenüb o mezburun Oruc Ham- za Hüseyin verasetlerine hö molunub mezkür beytülmâl emininden mezkür Oruc dokuz yüz yetmiş akça alub kabzettim deyü ikrar ve i'tiraf eyledi hurrire zilike fişehri ahırirrebi' liseneti hamsin ve ışrini ve tis'a mi'e ter- cümesi, bu sicil 025 senesi rabi- yül ahırinde yazıldı
Cemaziyel evvel 925
ULUDAĞ 109
D. 76 S. 287
Pinarbaşı makabiri içinde bir mikdar ...... bulunub elinde bulunan kimesneki oMehemmeddir dutulmayub gaybet eyledi idi Hamza bini Hayreddin gaib olan mezkâr Mehmed labs olunmuşdu şimdiki hâlde mezkür Hamza ha- pisden ihrac içün Musa bini Davud Pınarbaşı mahallesinden kefil oldu ve Yusuf bin Seyyid Ali dahi mezkür Musaya olub mebur Ham za hapieden ihrac olunub sebti sicil olundu.
Cemüâziyel «> evvel 925 D. 77 8.2817
'Takyeciler pazarında sakin hacı Süleyman bini Emirin dükkânında ittifak olsa; zahir oldu haps olun mak emr olundukda kendüye ve oğlu Mehmede Kasımibni Abdul lah ve hacı Piri bini hacı Mustafa ve İbrahimibni Murad ve Meli medibni hacı Şuca' ve Alhmedibni Yusuf ve Durmuş reis bini Davud kefil oldular sebti sicil olundu
D. 78 S. 28/7 Cemaziyelülâ gurresinda Ve galle pazarı emin bostan kıbelinde Ali ve kâtip Mehmed yedi bin beş yüz yedi akçe hassa harc emini naibi Mehmed çelebiye teslim ey- leyüb sebti sicil olundu. Cemaziyelülâ 025 Şühud ... Seyyid Fazlullalı ve Ca'fer bini Gazanfer.
D. 79 S. 287 Haci İskender bini Abdullahın
Burusada kasrı Ali paşa mmahalle- sinde müteveffa olan Kara Veli bi- ni Hisarla bini Hıdırdan ciheti asü- betle verâset sâbit olan hacı Meh- med bini Ernebki bini Hıdır kıbe- linden vekâleten sabit oldukdan sonra şöyle ikrarı sahih ve itirafı sarih kılub etdiki mezkür mütevef- fa kara Velinin muhallefatından beytülmâl emini Sinan bini bâlâ vedinden sekiz bin sekiz yüz altınış üç akçe alub kabzeyledim deyicek mezkür emin talebi ile sebti sicil olundu ceri zâlike fi gurreti cema ziyelülâ lisene hamsin ve işrin ve tıs'a mi'e,
D. 80 S. 287
Sevyid kulu beytülnâlinden İb- rahim bini hacı Bayramda yetmiş beş akçe rüşvet tafta kalub baltası verilmek içün Ramazan bini Halil Enbiya oğlu mahallesinden ve Sü- leyman bini Ali Şibli oğlu mahal lesinden kefil olub ve İvaz bini Mustafa sultan mahallesinden bu üç nefer kimesne mezkür İbrahimin neisine vekâleten kefil olub sebti sicil olundu.
Cemaziyelülâ 925 D.81 S. 28/7
Kad veredel kitâb el kitâbül hökim an meclisi fahrül hukkân Mevlânâ Salih elkadı bimedinetil Kostantaniyye hilâfen el müştemil mazmunuhu alâ ennehü kad vekke- lerrecilü med'uv Aliyibni İbrahin eşşehür bilöerdeci Ali min mahallei kösele bimedineti Burusa ve enabe nefsehü errecilü med'uv meviâni Muhiddin el imam fil mahalletil
110 ULUDAĞ
mezbure bi kabzıma intakale ve teveccehe ileyhi min mahallefâti zevcelihi sürur binti Abdullalı el müteveffat semme mimmen hiye indehü ve bil islâli ileyhi ve bikülli mayetevakkafü aleyhel kabzu vel isâlü minel mürafakati ve gayrihâ in ihtecce ileyhâ tevkilen sahihan inkabelel vekâletel mezküre velhâl kablel vekâle veddea bi mahzarı min Süleymanibni Mustafa el emin li beytilmâl ve âmilihi Hüseyinibni Mehemmed felemmâ semi'a şühu- düttarik vekara fehâkemel hâkim bi şehadetil adleyni bi hurriyyetiz zevciyyeti bi veraseti aliyyil mez- bür lil merhumetil mezbureti Sü- rür vecümleti muhallefâtihâ elf ve erba'a mi'e ve tis'a ve tis'ine dir- hemen min gayri tahmin ve gay- rihâ ventakale ileyhi mia 'msfl meblâğil mezkür ve kabazhu Mu- hiddinil vekâl el mezkür lil isâli ilâ müvekkilil mesfür cerâ zâlike fievaili camâziyelülâ sene hams ve ışrin ve tis'a mi'e
Tercümesi :
Istanbul kadısı mevlânâ Salih meclisinden varid olan bir hökmde deniliyorki Bursanın köseler mahal lesinden gerdeci Ali isminde bir şahıs ayni mahallede vefat eden karısı Sürurdan kendine irsen inti- kal eden bütün hukukunu almağa ve indel icab müdafaaya lâzım ge- lecek meblâğı sarfa mahallei mez- bure imamı Muhiddini tevkil eyle- miş ve kadıyı Isıanbul bu vekâle- tin şer'i olması için ve zevceynin hurriyyetlerine ve mezbu Alinin merhume Sürure veraseti sahih ol-
duğuna iki şehidi âdil istemiş mer hume Sürurun cümlei muhallefatı tahminsiz bin dokuz yüz doksan dokuz olub nısfı zevci Aliye intikal eyleyüb vekili Muhiddin tamamen alub müvekkili gerdeci Aliye ver- diğine dair sicildir.
D.82 S.28/2
İnne fahrel ümenâi Sinanibni Bâ'â el mansubü eminen min kı belissultan li beyiilmâl elvaki' fi medineti Burusa kad bâ'a bi hök- mi emanetihil mezbüre mâ intekale ilâ beytilmâli min muhallefati Ra- mazan elferraş minerracilü el med' uv Hasanibni Abdullah ba'dessubuti vekâletihi an kıbelil mer'eti el”- med'uvveli Sürur binti Abdullah bişşirayi vehüve isterâhü vebtâ'ahu minhü ve zâlikel menzil el kâin fi beldetil mezbureti bimahalleti Yıldırımhan el müştemilü alâ bey tin vahidin ..... almahdudeti kıbleten ve ve karkan . ... ibnül hâc Karagöz ve garben bittarikilâm ve şimalen Sürur binti Abdullah bisemenin muavvenin malün men- kudün kaderuhu hamse mi'eti dir- hemin bey'en sahihan müştemilen alâ icabin ve kabulin minettara- feyni cerü zâlike fievâyili cemazi yel ahır sene hamsin ve isrâne ve tis'a mi'e
D. 83 S. 28/8
Murad bihi Cugay kul ayırd- mak hususu içün haps olunmuş imiş şimdiki hâlde asil müddeinin Hıdır Ahmedibni İbrahim mezkür yokdur dedüği ecilden Mustafa bini Kılavuz ve ya'kub bini Dur-
ULUDAĞ Lai!
sun kefil olub hapisden ihrac olun- du hurire zâlike fievayili şehfi cemâziyel ahır 925
D. 84 S. 28/8
Falırülemâsili vel akran Meh- med çelebi bini Mevlânâ Alaaddin kibelinden pâr Ahmedibni Mah- mudun haslar kazıli Mevlânâ Ala- addinin nakli şehadesiyle vekâlet sabil oldukda mezbur pâr Ahmed şöyle da'va eylediki obeytülmâl emini Sinan mahzarında benim müvekkilim olan Mehmed çelebi nin validesi mahrusai Burusada Tatarlar mahallesinde fevt olan Dilâram hatunduı memi' muhalle- fatı mezbur Mehmed çelebiye nak leder ben kabz ederim deyicek uduli müsliminden hacı Hüseyin bini Abdullah ve Mahmud bini Baba Cemâl mezkür pâr Ahmed muvafık şehadet eyleyüb mezkür Mehmed çelebinin verasetine hök molundu mezbur pâr Ahmed ci- heti vekâlet ile mezbure Dilâranın beytülmâl defterinde bulunan mu hallefatı kabzeyledim deyu itiraf idicek mezkür Emin Sinan Talebi ile sebti sicil olundu cerâ zâlike fievayili şehri cemâziyelülâ sene hams ve ışrin ve tiss,a mi'e
Mehmedbini Hüseyin ve Ca'fe- tibni Kazanfer
D. 85 5. 28/8
Burusada Habib oğlu mahalle- sinde mütefiat olan Hurşid bini Abdullah varasetini da'vâ eyleyen Mustâfa bini Bâlâ şeriat mahfelin- de mezbure zevci hacı Ahmed bini Abdullah: ve beytülmâl emini Sü-
leyman bey ibni Mustafa mahzar. larında da'vâ eylediki mezkür Hur- şid Yusuf bini Abdullahın mu'te- kasıdır. ve mezkür Babam Biâlinin mu'tekıdir işbu cihetden asabiyyei sebebiyye olurum dedikden sonra şâhid taleb olândukda udüli müs- liminden hacı Ahmed bini İsmail ve Ali Osman da'vâsına mutabık şahadet eyleyüb mezkür Mustafa: nın verasetine hökmolundu cerâ zâlike fievayili cemaziyelâlâ sene hamsin ve ışrine ve tis' mi'e
D. 86 S. 28/8
Mehmed çelebi bini elhâce Hü- seyin hassa harc emini kıbelinden vekâlet tariki ile şariat mahfelinde şöyle ikrarı sahih kılub etdiki iş- bu Bozahanelere sabıkan emân olan Muharrem çelebi bini Mus- tafadan anhurrei şevvâl sene do: kuz yüz yirmi dört ilâ gayei safer fisene dokuz yüz yirmi beş iki yüz akçayı bâkusur aldım harcı hassa eylemek içün deyicek mez- bur Mustafa çelebi talebi ile sebti sicil olundu.
Cerâ zâlike filyevmil âsir min- şehri cemaziyel evvel sene hamsin ve ışrine ve tls'a mi'e.
82. inci sicillin tercüme- sidir :
Beytülmâl emini Sinan salahi- veti mucebince Ferras Ramazanın muhallefatından Yildırımhan ma hallesinde vaki" bir menzilhanesini bey'i sahih ile satmış olub mer- hum Ramazanın zevcesi Sürur ta- rafından bütün hukukuna bakmak içün Abdullah oğlu Hasan nam
112 ULUDAĞ
kimseyi vekâleti şer'iyye ile vekil
ta'yin eylemiş mahallei mezburede *
vakı' etrafı erbaası cenuben ve şarkan hacı Karagöz oğlu garben tariki âm ve şimalen Abdullalı kızı Sürur ile mahdud olub «e beyi sahih ile satılmış bulunan haneyi vekili mezbur emini mezkürdan semeni muayyenini âli menkud olarak beş yüz dirheme mezkür Sürur namına icab ve kabül ile almış olduğumu mübevvin sicildir
D. 87 S. 28/8
Dergâhı muallâdan hükmü va cibül inkiyâd varid olub mazmunu şeriide buyurulınuşki sabıkan Bu- vusa kadısı olan Mevlânâ Muhiddin ki Ece zade demekle ma'rufdur icazel verüb saldırdığı haririn se- menini mizan defterinden ma'lum edinib bayi'lerinden alub göndere- sin deyü emrolundukda emri bi- misâle imtisal olunub teftişe şuvu olundukda (o mahrusai (o Burusada Arab Mehmet oğlu mahallesinde işbu Halilibni hacı Musa zimme- tinde mizân defterinden altmış üç litre harir bahasından üç bin yüz yirmi bir akça kaydolunmuş bulı- nacak zikrolunan harir akçaların tahsili içün sabıkan selen havale gulami şahi Behram bey Bini Ab- dullah meclisi şer'a gelüb şöyle ikrar eylediki mezbur Halil malı- zarında meblağı mezburı bikusur aldım diyecek mezkür Hali! talebi ile sebti sicil olundu.
20 Cemâziyelahır 925
D. 88 S. 28/8
Köşkü Ali paşa mahallesinde
müteveffâ olan merhum hacı Hay- reddin bini hacı Mehmedin yetini- ler Ya'kub ve Mehmed içün kı- beli şer'den vasi nasbolunan Bâli çelebi bini hacı Mehmed üzerine yelimeyni mezbureynin kassam def- terinden haric iki yüz kırk sikkei eşreliyye ve doksan beş sikkei ef- renciyye vardır deyü istima olun dukda lieclil husus kıbeli şer'den Muradibni Abdullah vasi masbo- lunub hini murafaada şöyle takriri da'vâ eylediki mezkür Bâli çelebi yetimeyni mezküreynin benim zim- metimde iki yüz kırk eşrefiyyeye doksan beş efrenciyeleri vardır deyü ikrar eyledin dedikde mez- kür Bâli mukabele bil inkâr edi- cek udüli müsliminden Musa bini Abdullah ve gaybi bin İbrahim mezbur Murrdın da'vâsına muva- fik şehadei idüb mezkür Bâli çe- lebi dahi mezbur Muradın da'vâ- sım tasdik itdikden sonra muhase bdsi görülüb baâdeddüyün mezkür Bâli çelebi tasarrufunda yetimlerin on sekiz bin üç yüz yirmi beş akça zahir olub kendisi dahi ikrar ve İ'tiraf idicek mezbur Bâli çele- bi benim tasarrufumda deyü ikrar itdikden sonra mezbur Murad na- zır nasbolunub sebti sicil olunub yedine vaz olunduki vakti hâcetde temessük oluna.
Cerâ zâlike ve hurire fievâili şehri: ahım cemâzi lisene hamsin ve işrine ve tis'a iie.
D. 89 S. 28/9
Dergâhı muallâdan hükmü şe- rif varid olub mazmunu münifinde harir satmağa yasağ olundukdan
ULUDAĞ 113
sonra Yyasağııra muhalefet edüb harir satan kimesnelerden satdıkları harirlerin bahasını mizan defter- lerinden ma'lum idinib o bikusur alub hazanei âmireye gönderesün deyü emir olundukda emri âliye imtisâl edüb teftişe şuru olunacak mahrusai Burusada Abdullah zade ınahallesinden işbu hâmili kitab Mehmed bin Hasan bu hususda sabıkan müfettiş olan Beypazarı kadısı mevlâuâ Şemseddin ve Giu- lamişahi Beliram bin Abdullahis- saci huzurunda teftiş olunmuş bu lunub anlarm mezkür Mehmed zimmetinde bulunan beş vüz on beş Jüdre harir bahasından yirmi sekiz bin sekiz yüz yetmiş bir ak- ça makbuzu ve kadi mezkür ken- düler meblağı mezburı omezkür Mehinedden bikusur kabz eyledik- lerine temessük dahi vermiş bu- lundu.
Cerâ zalike fi evaili alirülce- mâzeyn liseneti hamse ve eşrin ve tis'ami'e,
D. 90 S. 289
Esbabını ( bütün wevcudunu ) ve halk üzerinde olan alımlarını Çnatlubatını) zabt eylemek içi ge- len hükmü şâhi ile gulami pâdi- şalii Mehined bin Abdullah şöyle ikrar idüb dediki peşmakcı (kun- ıluracı) Yusuf bin Abdullah câriye bahasından sekiz bin üç yüz olub taleb olundukda mezkür o Yusuf gayib bulunub hökümde akraba- sından alına deyü o buyurulduğu sebebden işbu hâmili kita Hundi binti Mehmed mezkür Yusufun kayın anası olub mezbureden ta-
leb idüb meblağı mezburi mez küre Hundiden aldm kabz eyle- dim deyü i'tiraf idüb mezkür Hun- di vicahen tasdik eyledi. Cemaziyelahır 925
D.91 5. 28/10
Dergâhı muallâdan hükmü şe rif varid olub mazmunu münifin- de mahrusai Burusada mizan def- terinde bulunan harir bahalarını erisinden alına denilmiş Şit diki hâlde Tutu binti Abdullah Kanber mahallesinde zimmetinde olan biricik lüdre harir bulunub defter mücibince zikr olunan hari- rin bahası dokuz yüz yirmi akça bulunub bu hususda mübaşir Sipahi zadelerimizden o Melimed Bekiri meblağı mezburı alub biku- sur mezkür Tutu'nun vekili olan Şehrizade bin Abdullah yedinden kabz eyleyüb bu emirde Zimme- tinde nesne kalmadı deyü ikrar idicek talebile sebti sicil olundı
15 Cemaâziyelahır 925
D.92 5.28'10
Dergâlı muallâdan hükmü şe- rif varid olub mazmunu münifin- de sabıkan Eküzceler ağnamına emin ve zaim olan Melimed çelebi bin Ali Fakihin ağnam hususunda Kite kadısı arz mucibince üç yüz otuz iki ganemi mezkür Mehmed çelebinin taksiri olduğu sebebden mezkür Mehmed çelebinin müuhal- lefatından alına deyü buyrulmuş hâliyâ ulufeciler zümresinden bu hususa gelen gulamişahi Mahmud bey bin Abdullah şeriat mahfeliş-
114 ULUDAĞ
de şövle ikrarı sahih idüb dediki mezkür Mehmed çelebinin ammisi Şemseddin bin Davud asaleten ve kız karındaşları Ayşe ve Selim ve Fatıma caniblerinden vekil olan mevlânâ baba Sinan yedierinden ki mezkür ağnamın otuzar akçadan dokuz bin dokuz yüz altmış akça olur bikusur aldım kabz eyledim hazanei amireye iysal itmek için diyecek mezkür Şemseddin ve ba ba Sinan vicahen tasdik itdiklerin den sebti sicil olundı.
D. 93 S. 28'1!I
Padişahı alempenalıdan hüküm
varid. olub maznunu iünifinde ınnhrusai Burusada mizan defte- rinde bulunan harir (o bahalarım
müşterisinden alıma deyü buyrul- muş hâliyâ Nalbant oğlu mahalle sinde Ilamza bin Abdullahın el- müteveffatın zimmetinde altı bu- çuk lüdre harir kenarı bulunub elli birer akça olub cümle üç yü? oluz akça defterde mukayyed olub bu hususda mübaşir olab Sipahi zade zümresinden gulamişahi Mehmed bey bin Hamza meblağı mezburı mezkür Hamza müteveffatın zevce si Hüsni binti Abdullahdan taleb idicek mezkür Hamzanın muhallefa- tından bikusur meblağı mezbur! mezbur Hüsni yedinden bikusur al- dım kabzeyledim deyicek mezkür Hüsni talebile sebii sicil olundı. 1 Receb 925
D. 94 S. 28/13
Kasım bin Abdullah sabıkan Hasan bin Seyyidi meclisi şer'a ihzar idüb ildiki sende elli firengi
filorinm vardır karz tarikı ile taleb ederim deyicek mezbur Kasımdan beyyine taleb olundukda beyyine- den aciz olub ba'de zemanın tek- rar Selüb mezkür Kasım mezbur Hasana iitira eyledim da'vamda kâzib idim minb'ad da'vam nizam nizam yokdur deyicek mezkür Hasan talebiyle sebti sicil olundı
cerâ zâlike fi evahiri — rece- bül mucerreb 925
D. 95 S. 26/14
Dergâhı muallâdan hükmü şerif varid olub mazmunu münitinde harir o satmağa yasağ oldukdan sonra yasağıma muhalefet idüb harir satan kimesnelerden Satdık- ları haririn bahaların mizan def derinden malünm idinüb bikusur alub hizanei âmireye gönderesin deyü emr olundukda emri âliye imtisâl idüb teftişe şuru' olunduk- da mahrusai Burusada Muradiye mahallesinde Ahmed bin Hacı Kasım zimmetinde yüz seksen bir lüdre harir satmış bulunub kıy meli dokuz bin yüz bir akça olub bu hususda mübaşir olan silahdar larımız zümresinden Hamza bey bin Abdullah o meblâğı mezburı mezkür Ahmedden bikusur aldım kabz eyledim deyü itiraf idicek mezkör Ahmed talebiyle sebti $i- cil olundu.
Cerâ zâlike fi evaili şa'bau li- seneti hamsin ve İşrin ve tis'ami'e
D. 97 S. 28/17
Mahrusai Burusada Hasan pa- şa hanının mist Medinei münev-
ULUDAĞ 115
vere şerefhallahü vakfı olub şiim- diki halde hanı mezkürim icaresi tamam olun gelüb hacı Nebi nısfı mezküri şimdiki halde mütevelli olan Fahrülemasil Kasım çelebi sekiz bin akça ücrete tutub mez- bur mütevelli kefil taleb o idüb Davnd ve Ahmed mezkür hacı Ne- binin malü vakfa kefil olicak mü vellii mezbur talebiyle sebti sicil olundı. 16 Şubat 025
D. 98 5. 28/18
Yenişehir kadısı kıbelinden nak- li şehadete gelüb mazmun budur ki Musa Fakıhkbin Seydi ve Mel- med bin İbrahim nakl içün şeha det eyleyüb didilerki Ali bin Hü seynin Da'vâsıdan sonra Ali mez bur malırusai Burusada müteveffa olan Hamza bin Halilin ahul'eb ve lüm karındaşıdır veraseti mez- kür Aliye münliasırdır denildi hâ liyâ nakli şehadete beytülmâl emi- ni Mustafa çelebi bin Külbani ve âmil Hüseyin bin Mehmed mah- zarında okunub mezkür, Alinin verasetine emini mezkür talebiyle sebti sicil olundı.
Cerâ zâlike fi evasıtı şa'bânül muazzamül sene 025
D. 99 S. 28/18
Şehede fil meclisi şer Mustafa bin Derviş ve Mehmed bin Musa ve Mustafa bin Mehmed bimahza- rin min Mustafa çelebi bini Kilâbi em'emin libeytilmâl ve kâtibihü pir Hli bin hacı Mubarek ve âmi- lihü Hüseyin bin Mehmed akibel
istişhadi şer'i vedda'vi sadıreti an hâmileti hâzelkitab Tuti binti Ab- dullah essafra eşşehlâ elbelcâ el mutavassıtatü elkame errusiye el'a- sıl bienne Mevlâteha el müteveffat elmed'uvve sahibihü binti Halil kaddebberet câriyatühü el mavsu- feti elmezkürsti hâle hayatihâ Tuti tedbiren mutlakan şehadeten şer'iy- yeten sahihaten fehukime birtkiha hökmen sahihan Şşer'iyyen cera zâlike fi evaili şa'ban elmuazzam lisene 025
Şühüd .. . . Muslihiddin bin Derviş Ve Mevlânâ Muslihiddin bini elhâc Resul.
Tercümesi :
Meclisi (o şer'da Derviş oğlu Mustafa ve Musa oğlu Mehmed ve Mehmed. oğlu Mustafa beytülmül emini Kü'âbi oğlu Mustafa çelebi kâtibi pir Ali, ve âmili Mehmed oğlu Hüseyin huzurlarında ikrar idüb didilerki bu da'vânm sâhibi olan Abdullah kızı Sarışın oşehlâ bakışlı açık kaşlı orta boylu aslan Rus olan Tuti istid'a iderek ifadei meramla divorki beni soyyiJem Halil kızı Sahibe hatun şer'i ve sahih olarak o mevtine ta'lkan ha- yatta iken azâd itmişdir şimdi ise seyyidem öldüğü içün azadlıyım. Bizler müsted'i Tutinin iddiasının doğru olduğuna ve sahibe hatu- nun hâli hayatında Tutiyi tedbiren azad itdiğine şehadet ideriz mec- lisi şer'de 925 senesi şabanı şerif ilk günlerinde bu vak'a cereyan etmiş ol ip Tutinin azadına hükmü şer'i sadır olmuştur.
116 ULUDAĞ
D. 100 S. 28'18
Dergâhı muallâdan hükmü şe- rif varid olub mazmunu münifinde merhum Mustafa paşa zade Mel- med beyin muhallefatı teftiş oluna deyu buyurulmuş hâliyâ işbu Meli- med bin Ebülhayr merhum Meh- med beyin kapncu başası olub muzanne «Sui zan erbabı. olduğu sebebden kefil taleb olundukda fahrül müderrisin mevlinâ Şem- seddin bin Seyid Ali ve Ahmed bin Yusuf ve Yusuf bin Ali ve Hasan bin Davud ve Hayreddin bin Halil ve Şah kulı bin Ali ve Muslahaddin bin Melimed ve Ca'- fer bin Ramazan mezkür Melime- din nefsine kefil olub sebti sicil olundı.
20 şaban 025 D. 101 S. 28/18
Abdi bin Mehmed dersihı mu allâdan hükmü şerif. irad olunub mazmunu münifinde bundau ak- den mahrusai Burusada müteveffa olan Mahmud ağa bin Abdullahit Tavaşi bir kimesneden bir ev sa tun alub sonra kendi fevt oldukta zikr olan ev beytülmâle aid olub müfettiş mevlâni Şemseddin ve gulamişahi piri ma'rifetiyle bey'in min mezid (müzayide ile satış) olunub dört bin dört yüz elli ak- çaya hatunum Selimşah binti S di canibinden vekilet tarikiyle satın aldım ve elime hücceti şer'- iyye aldım hâliyâ mezkür evin es- ki, sahibinin âvreli gelüb zikr olan ev zevcimden irsle bana müntakil olınuştur deyü da'vâ idüb elimden
almak ister deyü bildirdi. İmdi buyurdumki hokmü şerifi var- dıkda mezburın elinde olan hüc- ceti şer'iyyesine nazar idüb göre- sin vakla zikr olan ev mezkür Malhımud ağanın sonundan (vefa- tından sonra demek olacak) bey tülmâle aid olub mezbur müfettiş ve kul ma'rifetiyle mezad olun dukdan sonra buna bey” olunub eline hücceti şer'iyye verilmiş ise ol hüccetler mucebince amel idüb hüccetlerine muhalif kimesne dahi itdirmiyesin deyü buyurulmuş em» ri âliye imtisâl idüb teftişe şuru' olunub mezkür ev eski sahibinin hatunu Selim bini Tureud kibe linden vekil Hasan bin Abdullah ve mezkür Selinışahın vekili zevci Abdi hazır olub höküm okunub mezbur Abdinin elinde olan hüc cetlerine nazar olunub o muvafık şerh o bulunul minba'd mezbura Selimşaha ev hökm olunub tale- biyle sebti il olündı.
Cerâ zâlike fi evahiri Şa'banül muazzam, sene 925
D. 7102 S. 25/18
Darbhane emini olan Melimed çelebi maktul oldukda Mustafa nam kimesneden oluncak mezbur Mustafa gaybet eyleyecek İsken- der bin Abdullah yatakdır deyi zan oluncak gaybet eyleyen Mus taflayı bul deyü teklif olundukda kefil taleb olunub Hızır bin Ab. dullah hariri mahallesinden mez- bur ..... İskenderin nefsine ke fil olub sebti sicil olundı.
Cerâ zâlike fi evahiri şa'bânül muazzam 925
Birinci ve ikincikânun 939 aylarında Bursa Halkevi çalışmaları
Dil — tarih: *
Dört buçuk yıldanberi Tıp ıstılahının Öz. Türkçe karşılıklarını bulmak üzere devamlı bir surette çalışan iki arkadaşımız, ( Bay Ali Ulvi Elöve ) ve ( Doktor Şefik İbra bim İşeil ) , 12160 Tıb ıstılahının Öz - Türkçe karşılıklarını tamamen bulmuşlardır. Hangi esaslar üzerinde çalışıldığını gösteren bir nümune broşür çıkarılmıştır. Bütün bu ıstı. lahlar üzerinde esaslı bir etüd daha yapıldıktan sonra bütün bu ıstılahlar büyük bir kitap halinde çıkarılacaktır. Tedarikinde kolaylık olmak üzere bunlar forma halinde de satılacaktır.
— Âkif gecesi yapılmış, Dil Tarih şubesi üyeleri ve Edebiyat muallimleri Âkifin hayatı ve eserleri hakkında izahat vermişlerdir.
— Her kış, Bursanın sekiz, on yerinde ve onbeş gün-
118 ULUDAĞ
de bir yapılan mıntaka gece konferansları, bu yılda başla. * mış ve son iki ay içinde bu konferanslar sahası genişleti.
lerek, daha çok yurddaşın istifadelenmesi yolunda tert'bat
alınmış, ve üç hafta her cumartesi Bursanın on dört ye-
rinde ve ayni gecede on dört arkadaş tarafından C. H.
Partisinin ana prensiplerinden olan ( Altıok) mevzuu üzerinde
konuşulmuştur. Bütün bu konferansları her mıntakanın geniş
bir halk kütlesi, alâka ile dinlenmiştir.
Ar:
1 — Ötedenberi bu kolun müzik kısmında çalışan arkadaşlar, müzik evindeki arkadaşlarla çalışma birliği yapa- rak muntazaman provalara devam etmişler, ve son iki ay içinde Halkevi salonunda muvaffakiyetli iki konser vermiş lerdir. Bu arkadaşlar şubat sonuna doğru büyük bir konser vermek için hazırlık yapmaktadırlar
2 . Muvaffakiyetli çalışmalarile kendisine esaslı bir muhit yapan Halkevi resim atölyesi, muntazam çalışmalarına devam etmektedir. Bu atölyede çalışan gençlerin resimle- rinden mürekkep olarak Halkevlerinin yıl dönümü münasebe. tiyle Bursa Halkevinin 9 uncu resim sergisi açılacaktır.
Gösterit:
Bu kol değişmeyen programlarına uyarak munta. zaman ve muhtelif piyesler temsil ederek buna çok alış- mış olan Bursa halkının istifadelerine yararlı çalışmalar yapmışlardır.
Spor:
Son ay içinde Halkevi adına bir kupa maçı tertip edilmiştir. Her hafta maçlar devam etmektedir. Kazanan takıma bu kupa verilecektir
ULUDAĞ 119 Sosyal yardım:
1 — Evimizin önemli hizmet gören bir kolu olan bu komite, bütün Bursa halkının isteyerek teberru ettiği kullanılmış eşya toplamış, ve dört bin parçadan ibaret olan bu eşya, Sosyal Yardım Komitesinin mahalle mümessilleri vasıtasile yardıma muhtaç insanlara dağıtılmıştır
2 — Ayrıca yaptığı teşkilât ile Orta mektepler- deki yoksul talebeye öğle yemeği vermektedir Bu yardım, ders senesi sonuna kadar sürecektir.
3 — Çalışkanlığı mektep idaresi ve muallimleri tara- fından tasdik edilen bazı yoksul talebeye palto ve elbise, kitap ve saire gibi yardımlarda da bulunulmuştur.
4 — İçtimai mevzularda konferanslar hazırlanarak ampilifikatörle halka dinletmek üzere tertibat alınmıştır. -
5 — İşsizlere iş bulmak suretile yardımı prensip ola- rak kabül eden komite, fabrikalara işçi göndermek suretile yoksul yurtdaşları emeklerile yaşar bir vaziyete getirmektedir.
Halk dershanesi:
Daima olduğu gibi lisan kursları, İstiklâl okulunda halk gece dersleri, ceza evinde verilen dersler, daktilo kursları muntazaman yürümektedir. Bütün bu kurslardan yedi yüze yakın yurttaş istifade etmektedir.
Kitapsaray ve yayın: 1 — Dergiler çıkarılmış ve bütün yayın ve konferans işleri üzerinde alâka ile çalışılmıştır.
2 — Çok muntazam olan ev kütüphanesinden son iki ay içinde 2000 den fazla yurttaş istifade etmiştir.
3 — Atatürkümüzün ölümünden sonra doğrudan
120 ULUDAĞ
doğruya adına çıkan her nevi kitap, gazete, broşür, mecmu- alar satın alınarak, hususi surette Bursa Sanat okulunda yap- tırılan bir kütüphaneye konmuş, ve bu suretle ayrıca Evi. mizde bir (Atatürk) kütüphanesi meydana getirilmiştir.
Köycülük:
1 — Komite ile köylünün kıymetli bir temas vasıtası olan, ve köylülerce pek sevilen ( Salık ) muntazaman çıkarıl. mıştır.
2 — Bu yıl ilkbahardan başlayarak programına göre köylerde yapılacak irşad ve tenvir gezilerinde kullanmak, ve köylünün istifadesine arzedilmek üzere seyyar portatif sesli bir sinema makinesi satın alınmıştır.
Bütün bu programlı çalışmalardan başka idare heyeti, her hafta cuma günleri muntazaman toplanmış, . komitelerden gelen iş hasılası, ve Genel Sekreterliğinden gelen direktifler üzerinde görüşmüş, ve kararlar vermiştir
Bütün kış devam etmek üzere her ayın ilk çarşamba günü akşamı, Halkevi işleri üzerinde görüşmeğe fırsat bulmak üzere bir aile toplantısı, ve her ayın ortasına rastlayan pa- zartesi günleride, bir konser yapılması kararlaştırılmış, bu suretle bütün Halkevi mensublarının ayda iki defa karşılaşıp kaynaşması temin edilmiştir. Bu toplantılardan ilk ikisi ya- pılmıştır.
Sahibi ve neşriyat müdürü Halkevi Başkanı Avukat Tevfik Aycan Bursa: Vilâyet Matbaası
Halkevleri Türk Birliğinin Kültür Kaynağıdır.